Ana Sayfa Genel Tarikat-ı Medeniyye

Tarikat-ı Medeniyye

Yazar: Necmettin Deliorman
0 Yorum 95 Görüntülenme

 

1925 yılının 30 Ağustosunda, Millî Zafer Bayramımızda Mustafa Kemal Paşa Kastamonu’ya düzenlediği ziyaretin ardından Kastamonu’daki CHP il merkezine giderek bir söylevde bulunup şu sözleri sarf etmişti: “Efendiler ve ey millet biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyyedir.”

Bu sözlü ilamın ardından, üç ay sonra Ebedi Şef Mustafa Kemal Paşa 677 sayılı kanunla bütün tarikatların kapanmasını sağlamıştı. Hepsi birer istismar ve irtica merkezi olan bu gerici faaliyetlerin engellenmesi ile kümeler halinde insanları medeniyet düşmanlığına sevk eden görüşlerin üstüne toprak atılmıştı. Atatürk, bütün tarikatları kapatıp Türkiye’yi bir medeniyet tarikatı haline getirmek istiyordu. Keza bunu başarmıştı da, onun çok önem verdiği bu husus atmışlı yıllara kadar vatandaşlarımızın da üstüne titrediği bir mesele olmuştur.

Bana kalırsa Atatürk, kurucusu olduğu bu ülkenin vatandaşı, atası olduğu bu milletin aynı zamanda bir ferdi olmakla beraber; bir kristal niteliği taşıyordu. Nasıl ki bir kristalin her tarafından farklı bir yansıma görülüyorsa, Mareşal Mustafa Kemal Paşa’yı da halen herkes farklı görüyor, farklı algılıyor, herkes farklı yorumluyor. Bu ülkede, herkesin farklı bir Atatürk’ü var. Ben, öyle olmasam da bir tarihçi hassasiyeti sergileyerek kendisi hakkında konuşurken onun sözlerini kullanmak gereği duyuyorum. Şöyle söylemiştir: “Ben, manevî miras olarak hiçbir nas-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.”

Hepimizin bildiği bu söz, fikrimce güçlü Türkiye’nin ve güçlü Türk milletinin yegâne anahtarıdır. Başöğretmen Atatürk bu sözün sarfıyla kalmayıp eklemiştir: “Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir.”

Hakikat, hakikati bilmek…

***

Türkiye’nin hakikat gündemine değinmeden önce, bir moderatör tavrı takınarak sizi ufak bir “Dış Türkler” gezisine çıkaracağım. Atatürk bir zamanlar “İstanbul’da çıkan bir gazeteyi Kaşgar’daki Türk de anlayacaktır” demişti fakat, yaklaşık bir – iki hafta gündemimizde kalan bir Kaşgarlı, Abdurehim Heyit’in şehadetinin ya da yaşıyor oluşunun kanıtına aradan aylar geçmesine rağmen ulaşamadık. Konsolosluklardan açıklama bekledik, yok. Atatürk’ün, aynı gazeteleri okuyacağımızı söylediği Kaşgarlılar, bırakın gazete okumayı; yaşayamıyorlar bile! Onlar yaşayamıyorlarken biz, gazetelerimizde onların yaşayamıyor oluşuna yer vermekten bile aciz kalıyoruz.

Atatürk, Türk çocuğunun arap çölleri için kanını dökmesine razı olmamıştı, “her millet hak ettiğini yaşar” demişti fakat, Türk çocuğu arap çöllerinde araplar için kanını dökerken, araplar Türk topraklarında keyif sürerken, örneğin bir başka arap vahası denilebilecek ülkede, Afganistan’da Taliban’ın eziyetine maruz kalan Hazara Türklerinden hiç kimse bahsetmiyor.

2016 yılında abisinin poşetten yaptığı formayla gündeme gelen Murtaza Ahmedi, Arjantinli Futbolcu Lionel Messi tarafından bir maça davet edilmiş, sonrasında ise Ahmedi’ye imzalı forma hediye edilmişti. Futbolcu, Ahmedi’nin ailesine bir miktar da para yardımında bulunmuştu. Ahmedi Şia olduklarından ve sakalları çıkmadığından Taliban zulmüne maruz kalan Hazara Türklerinden bir ailenin çocuğu. Özellikle para yardımından dolayı aile birçok defa tehdit edildi, Ahmedi’yi öldüreceklerini, parça parça edeceklerini söyleyerek defalarca kez ailenin farklı farklı şehirlere göç etmesi sağlandı. Murtaza Ahmedi 2018 yılında Pakistan’a kaçtı, şimdi haber alınamıyor fakat tüm dünyanın gündemine oturan bu küçük Türk evladını bir tek biz bilmiyor, duymuyor, bir tek biz merak etmiyoruz. Türk olduğunu da, BBC kaynaklarından1 öğreniyoruz…

Sorsanız, yüz tane milliyetçi haber ajansımız vardır. Geçtiğimiz aylarda İran’ın Erdebil şehrinde yaşayan bir Türk, Peyman Keyvani Türkçe konser vermesine izin verilmemesi üzerine gitarını yakıyor. Güney Azerbaycan’da yayın yapan Gün Az TV dışında2 hiçbir yerde yayımlanmıyor, hiç kimse duymuyor bu feryadı, hiç kimse bilmiyor. Erdebil’deki yanardağın, Savalan’ın ateşi dindi ama orada yaşayan Türklerin acısı dinmiyor. Duymuyor, görmüyor, bilmiyoruz. Güney Azerbaycan’da Urmu Gölü kurumaya terk ediliyor, kurusun diye İran İslam Cumhuriyeti tarafından çöplük haline getiriliyor, Türkistan’daki Selenge Irmağı, Orhun Nehri niteliğinde olan, bizim milletdaşlarımızın, yani Türklerin etrafında yaşadığı Urmu Gölü kurumaya terk ediliyor. Hem kanayan, hem de kuruyan bu yarayı hiç kimse görmüyor; hiç kimsenin merhem olmak niyeti yok. Urmu Gölü son 11 yılda yüzey alanının yüzde atmışını, hacminin ise yüzde doksanına yakın bir bölümünü kaybetti. Biz mi? Biz ise bizden olanları, Türk milletine mensup olanları kaderine terk ettik ve insanlığımızı kaybettik! Abdurrehim Heyit, Murtaza Ahmedi, Peyman Keyvani, bunlar sadece burada yazabildiklerimiz, haklarında bilgi sahibi olabildiğimiz isimler. Şiddet isimlere değil, millete uygulanıyor. Bunu sadece biz biliyor, sadece biz söylüyoruz. Çünkü Türklerin sesini sadece biz haykırdık, herkes de bilsin; biz bunların hepsini yazdık!

***

                Başkumandan Atatürk’ün söylediği gibi “tarikat-ı medeniyye” öğretisine sahip çıkmanın yolu, akıldan ve ilimden geçiyor. Atatürk, ilim için, cehaletin karşısında durabilmek için ise sağcılığın, solculuğun, onculuğun, bunculuğun değil; hakikatin gerekliliğinden bahsediyor. Bu ülkede herkes milliyetçilikten dem vururken, herkesin farklı bir millet tanımı varken, daha 100-150 yıl önce beraber yaşadığımız, aynı soydan geldiğimiz insanları unutuyoruz. Her yıl şubat ayında elinizi sallasanız Karabağ fedaisi görüyorsunuz ama hiçbirisi mesela Hocalı’nın, bugün resmi kayıtlarda “İvanyan” adıyla geçtiğinden bahsetmiyor. Dilencisi mülteci kılığına girip dilenen memleketin, milletinden çok nüfuslu milliyetçisi var. Medeniyet, açlık sınırının altında yaşayan insanların kapısını hiçbir zaman çalmamıştır, çalmayacaktır. Bunu bu ülkenin aydınları dışında herkes biliyor.  Şu da bilinsin ki, bu milletin başı dik ağlayan çocukları, günü geldiğinde, önce düşmanlarına değil, önce susanlara düşmanlık edecektir. Bu durumun tek müsebbibi medeniyetsizliğin aç gözlülüğüdür. Cemaatlere, vakıflara, camilere harcanan paraların; bilime ve sanata, laboratuvarlara harcanmadığını hepimiz biliyoruz. Milliyetçiliğin, milletin gönlünden çıkıp menfaatlerine varan bir yol olduğunu da hepiniz kabul etmek zorundasınız. Bu hesapla bu milletin bağrından çıktığı farz edilerek başına geçirdiği insanların milliyetçi olmadığına kanaat getirmekte hiçbir muğlaklık yoktur. Çünkü hakikati gizleyenler, medeniyetten korkanlar, milyonca sözde vatanperverin tasmasını tutanlar, siyaset sahnesinin alçak oyuncularıdırlar. Onlar medeniyetin düşmanı olmakla birlikte, bilmemenin rahatlığından başka hiçbir şey bilmezler.

Geride bıraktığımız süreç, Türk çocuğunun hakkına ve hukukuna yapılan saygısızlığı bir kez daha önümüze sermiş, altın varaklı koltuk sahiplerinin, kapalı kapılar ardında ne yaptığını bir kez daha göstermiş ve bizi tekraren haklı çıkarmıştır. Yıllardır maaş almaktan başka bir mesuliyeti olmadan yoksulun sırtından geçinen ATM memurlarını, biz unutmayacağız. Toplu veya yalnız, her yerde Türk milletinin, Atatürk davasının ve medeniyet kavgasının yolundan sapmayacağımız herkes tarafından bilinsin. Milliyetçilik iddiası ile yaşayıp medyayı bir tiyatro sahnesi haline getirenlere karşı verilecek mücadele, en başta medeniyet mücadelesidir ve medeniyet mücadelesi, çalışarak verilir.

Ebedi Şef Atatürk’ün “Hislerimin Babası” dediği Namık Kemal’in en az bu dönemde yaşayan yöneticiler kadar gerici olduğunu bildiğimiz Abdülaziz’e haykırdığı o dizeleri çok iyi biliyoruz. Bugün, hepimiz aynı istek, gayret ve inanç ile haykırıyoruz:

“Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâ-yı hürriyet?

Çalış, idrâki kaldır, muktedirsen âdemiyetten!”

 

Haberler için:

1 https://www.bbc.com/news/world-asia-36192300

2 https://www.kisa.link/gunaztv

0 Yorum

Yorum Yap