Duzen

Türkiye’deki Gizli Irkçılık

İnsanlar arasındaki bağı kuvvetlendiren temel etken “ortak noktalardır”. Bunun örneğini günlük yaşantımızda sıkça görürüz. Aile bireyleri, Mahalle sakinleri, iş veya sınıf arkadaşları, Hemşehriler hatta aynı ülkenin vatandaşları bile bu ortak noktalar ile daha güçlü bağlar kurarlar. Bu bağlar ortak yaşam alanlarının ayakta kalmasını sağlayan zemindir. Zemini olmayan yapı çöker. Bu ortak noktalar din,dil,ırk,düşünce,hobiler vs. gibi çok geniş bir kümeden oluşur. Bu küme de kendi içerisinde kapsamına ve önemine göre sıralanır. Örnek olarak, bir ülke “pop dinleyicileri” arasında bir bağ olmasa dahi ayakta kalabilir, fakat aynı şey “Kültür” için geçerli değildir. Türkiye’de yaşadığımızı düşünürsek, bizim en büyük ortak noktamız “Türk” var olmamızdır. Günümüzde en çok tartışma konusu olan ortak unsur ise “İnanç” meselesidir. Herhangi bir inanca mensup olup olmamayı bir kenara bırakırsak, dinin toplumsal düzen açısından faydalı olduğu su götürmez bir gerçektir. Zira, bir kaç sapkın inanç dışındaki bütün dinler iyiyi,doğruyu ve dayanışmayı emreder. Din ayırt etmeksizin, emredilen iyilik ve doğrulukların uygulanması ,toplumsal refahı arttıracaktır. Tabii bu uygulama yapılırken, tamamıyla dini bir kenara atmaktan bahsetmiyorum. Sadece, inançlar arasındaki ortak noktaların kullanımının, yararımıza olacağını belirtiyorum. Müslüman bir insanın, Cami İmamının “Papaz” olmasını istememesi, ya da Hristiyan bir insanın, Kilise Papazının “Hoca” olmasını istememesi oldukça normaldir. Çünkü bu durum lüzumsuzluktan başka bir şey değildir. Aynı şey yönetim ile de bağlantılıdır. “Türk” insanının yöneticisinin “Türk dışı” bir etnik kökene sahip olması, absürt ve bir o kadar da gereksizdir.

Ortak unsurların önemini ve neden absürt bir biçimde birbirine karıştırılmaması gerektiğini iyice kavramış isek asıl mevzuya gelelim. Müslümanın Camide Hristyan, Hristyanın Kilisede Müslüman istememesi, birbirlerine olan nefretinden değil, ortak değerlerine uymamasından ve kendi inancına olan sevgisinden kaynaklıdır.
Bu durum Türkçülük içinde geçerlidir. Türk Irkçılığı, başka ırklara olan nefretten değil, kendi ırkına olan sevgiden doğar. Zira bu bizim ortak unsurumuzdur ve bunu sahiplenmemizden daha normal bir durum olamaz.
Türkiye’de -Türkçü düşünceye benimsememiş olsa dahi- , içinde gizliden gizliye ırkçılık olan büyük bir kesim var. Geçmişten günümüze katılaşarak gelen “Irkçılık kötüdür” tabusundan dolayı, insanlar bunu kendine kabul ettiremez.
Bana, insanlarda “Gizli Irkçılık” olduğunu düşündüren şey, çevremdeki gözlemlerimdir. Coğrafi olarak Araplar tarafından kuşatılmış olan Trabzon ilinde yaşamaktayım. Sokakta dahi insanların, Arapları kast ederek defalarca, “Eyvallah din kardeşimizde bu kadarı fazla” diyerek rahatsızlıklarını dile getirdiğine şahit oldum.
Bu durumun yaşanmasının tek sebebi ; “Din” ortak unsurunun absürt şekilde zorlanarak, “Irk” ortak unsuruna zarar vermeye başlamasıdır. Yozlaşmaya maruz kalmamış olan her insan, Ortak unsurunu korumaya çalışacak, dolayısıyla gizliden gizliye ırkçılık güdecektir. Benim şehrimde Arap, başkalarının şehrinde Suriyeli,Kürt vs. Etnik köken değişse bile, ortak unsurların çatıştığı gerçeği değişmiyor. Eğer benim ülkemdeysen ve benim ortak unsuruma zarar veriyorsan, ya ülkeden gideceksin ya da verdiğin zarara misliyle karşılık alacaksın.

Son olarak, eğer yöneticiler bu tür absürt zorlamalara devam ederse, başka bir “6-7 Eylül Ortak Unsuru Koruma Refleksi” yaşanması da olağandır.

Karakeçili

Karakeçili

Kendini bilim ve teknolojide geliştirmiş, Tarihe ve araştırmaya önem veren, varlığını Türk Irkına armağan eden bir şahıs.
Karakeçili

Karakeçili son yazıları (Hepsini Gör)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.