nukleerenerjiveturkiye

Nükleer Enerji ve Türkiye

Yazımıza başlarken, konunun gerektirdiği bazı teknik terimleri ve kavramları açıklamamız gerekiyor.

Enerji nedir sorusunun cevabı yüzyıllardır bilim dünyası için tam olarak tanımlaması yapılamayan fakat etkileri gözlemlenerek sınıflandırılabilen bir nicelik olarak kabul edilmektedir.

Enerji, bir işi yapabilmek için gerekli niceliktir. Bu iş sporcu için, spor; fabrika için, üretim; taşıtlar için, ulaşım; ısıtıcı için, ısıtma; aydınlatıcı için, aydınlatma gibi örneklenebilir. Enerji, Büyük Patlama teorisine göre evrende sabit miktarda olup, farklı türlere dönüştürülebilir. Bunlar, mekanik, kimyasal, elektrik ve nükleer enerjilerdir.

Nükleer, sözcük anlamıyla ‘çekirdeksel’ demektir ve Latince ‘nucleus’ yani çekirdek sözcüğünden gelmektedir. Tahmin edileceği üzere bu çekirdek maddenin temel yapıtaşı olarak kabul edilen atomun çekirdeğidir. Yukarıda bahsettiğimiz nükleer enerjiyi kullanabilmek için, atom çekirdeğinde bulunan enerjinin açığa çıkması için, ‘çekirdeğin’  iki farklı tepkimeye girmesi gerekir. Bunlar, birleşme tepkimesi olan füzyon ve parçalanma tepkimesi olan fisyon tepkimeleridir. Füzyon, evrendeki tüm yıldızların ısı ve ışık yayabilmesini sağlayan, hidrojen(H) gibi hafif elementlerin birleşmesi tepkimesidir. Diğer tepkime ise radyoaktif ağır elementlerin parçalanarak ısı ve ışık, yani enerji açığa çıkardığı fisyondur.

Günümüzde endüstride ve ev kullanımında ihtiyaç duyulan elektrik enerjisini üretmenin birçok farklı aracı olsa da temelde iki yöntem mevcuttur; ışıktan elektrik eldesi(fotoelektrik) ve hareketin dönüştürülmesi ile elektrik üretimi. Güneş panelleri dışında tüm elektrik üretimi dönen türbinlerin hareketinin elektromekanik enerji dönüşümleriyle elektriğe dönüştürülmesi yoluyla sağlanmaktadır. Hidroelektrik santralleri, yani barajlar, termik santraller, rüzgar türbinleri, dalga enerjisi ve konumuz olan nükleer santraller bu prensiple çalışmaktadır. Termik santraller ve nükleer santraller ısınan suyu buharlaştırarak türbinleri döndürür. Termik santrallerin aksine, nükleer santrallerde reaktörler kömür ve doğalgaz yakmak yerine yukarıda bahsedilen fisyon tepkimesiyle ısı açığa çıkarırlar, çok büyük miktarlarda ısı tabii. Dünya koşullarında füzyon henüz pratik kullanımda değildir. Birim yakıt başına alınan verim açısından nükleer enerji rakipsizdir. Peki neden nükleer enerji bu kadar tartışılıyor? Çünkü fisyonda kullanılan radyoaktif elementler tepkime sırasında zararlı ışınımlar yaydığı ve zararlı atıklar açığa çıktığı için birçok güvenlik sorununu da beraberinde getirmektedir. Nükleer santraller denize yakın yerlere inşa edilir ve bu sorunlardan ilki atık su meselesidir. Suyun, buharlaştırılarak türbinlerin döndürülmesi yanında önemli bir görevi daha vardır; tepkime sırasında reaktör kalbinin aşırı ısınmasını engellemek. Tepkimenin gerçekleştiği yeri yani reaktörün kalbini soğutan bu su, radyoaktif açıdan ‘pis su’ olduğu için doğrudan santral dışına verilmez. Birbiriyle temas etmeyen farklı su döngüleri aracılığıyla reaktör kalbi soğutulur ve türbinler döndürülür. Basit bir anlatımla, reaktör kalbini soğutan suyu, soğutan su santral dışına verilmektedir. İç döngüdeki su tekrar tekrar kullanılmaktadır. Diğer bir mesele ise tepkime sonucunda elde kalan radyoaktif atıklardır. Bu atıklar, birçok farklı elementin çeşitli izotoplarının bir çorbası olup içinden tıp ve mühendisliğin farklı alanlarında kullanılabilecek olanları seçilip kalan çok zararlı ve yarılanma ömrü çok uzun artıklar, eritilip cam blokların içine katılıp kalın kurşun ve beton tankerlerin bulunduğu depo tesislerinde tutulmaktadır. Bu depo tesisleri su kaynakları ve faylardan uzak konumlarda ve çoğunlukla yerin çok altında inşa edilir. Etkisinin yarısına düşmesi için gereken sürenin tahmin edilen insanlık ömrünün çok üzerinde olan atıklar için bu tesisler tam anlamıyla ‘ebedi istirahatgah’tır.

Çernobil ve Fukuşima felaketleri, eski teknoloji ve güvenlik zaafı bulunan santrallerin başına gelmiş olmasından dolayı günümüzün santralleri ile kıyas edilmekten uzaktır. Uzun yıllardır enerji ihtiyacının önemli kısmını nükleer enerjiden sağlayan gelişmiş ülkelerin santralleri kazasız belasız çalışırken yalnızca iki uç örnekle konuya dar bir pencereden bakmak yetersizdir. Almanya’nın son yıllarda yaptığı büyük yenilenebilir enerji yatırımları bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için birebir örnek olmaktan uzaktır.

Ama elbette her şey olasıdır, bir göktaşı ile yeryüzünden silinmek de olasılık dâhilinde.

Fosil yakıtların sera gazı salınımı ve diğer atıklarıyla çevreye verdikleri zarar yanında nükleer enerji daha çevreci ve verimlidir. Yenilenebilir enerji kaynakları ise henüz emekleme çağını bitirmemiş olmaları dolayısıyla gelişmekte olan ülkeler için kısa vadede yüksek verim vaat edememektedir.

Ülkemize kurulacak Akkuyu nükleer santrali biz Türkçüler açısından nasıl yorumlanmalıdır?

Şahsi görüşüm, santralin kurulumu ve işletmesini yapacak Rus firmanın nükleer santral sicilinin temiz olduğundan emin olmak ve anlaşma şartlarını iyi değerlendirmek gerektiği yönündedir. Elimizde başka bir Türkiye olmadığından bütün olasılıkları göz önünde bulundurarak olası bir kaza durumunda küçük bir cennet olan Akdeniz bölgesinin mahvolması sorumluluğunun kimin olacağını sormak en doğal hakkımızdır.

Bilim ve teknoloji geliştirmenin, tabir-i caizse, ‘bir bilenden öğrenip üzerine koymak’ yoluyla olduğunu biliyoruz elbette fakat kurulacak bu santral, Türk bilimi açısından kayda değer bir ilerleme olmaktan uzaktır ve anlaşma tümüyle değerlendirilince tüm bu sürecin enerji ithal etmek kapsamında olduğunu görmek çok açıktır. Bir diğer soru ise yapılacak bu büyük yatırımın üniversitelerin teknik bölümlerinin geliştirilmesine ayrılmasının geleceğe yönelik daha önemli bir iş olup olmadığıdır.

“Her şey Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından!” diyen biz Türkçüler için nükleer enerji konusunun çok karmaşık olmadığını düşündüğümü belirterek yazıyı bitirmek istiyorum.

Esen kalın.

Murat BAŞÇI

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.