Zafer Haftası

Malazgirt Meydan Muharebesi Savaş Sanatı açısından ele alındığında da çok harika bir eserdir.

Kendisinin 3-4 katı kuvveti kırılarak yok eden pek ender savaş vardır. Malazgirt de bunlardan bir tanesidir.

Sultan Alp Arslan’ın zekası ve ordusuna verdiği kuvvet ile Türk Ordusu’nun gücü çok keskin bir noktaya ulaşmış ve düşmanı yok etmiştir.

Kendisinden çok büyük düşman kütlesinin yaklaştığını öğrenince soğukkanlılığını bozmayarak

“Biz de onlara yaklaşıyoruz” demesi ile nasıl bir komutan olduğunu ortaya koymuştur.

Orduda ki manevi durumu da önemseyen Sultan Alp Arslan savaşa beyaz bir kefeni andıran giysi ile katılmış, savaştan önce askerlerine şehitlik ve gazilik ve İslami bir kaç durum ile ilgili moral konuşması yapmıştır.

Uzun ve kanlı süren savaşın sonunda Doğu Roma İmparatoru esir alınmış ve savaş kazanılmıştı. Bizi buradan çıkarmak için son gücüyle uğraşanlar gereken cevabı almışlar yeniden atmak istenirse bunun hiç kolay olmayacağı görülmüştür.

Ancak yüzyıllar sonra bu durum tekrar meydana geldi. Türkler tekrar buradan kovulmak, burada olanlar işgal edilmek istendi.

Anadolu’nun işgaliyle başlayan süreçte Türk Milleti yine zor duruma düşmüştür. Ancak düşmana kolay pabuç bırakılmayacaktır. Ama bu nasıl olacaktı..

19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak bu işin hiç kolay olay olmayacağını gösteren bir Mustafa Kemal sayesinde olacaktı.

Çeşitli savaş ve cephelerde başarısını gösteren Mustafa Kemal, dünyaya ismini Çanakkale Savaşı’ndaki başarı ile duyurmuştu.

Kongreler toplayarak sonunda Ankara’da bir millet meclisi kurdu. Atatürk bu işi en kolay yoldan çözmek istiyordu. Taviz verilmeden barış ile ya da direkt savaş ile istenilen sonuç elde edilecekti.

İnönü savaşları, Kütahya-Eskişehir savaşı ve Sakarya Meydan Savaşı..

Sakarya Meydan Savaşı ile büyük bir dönüm noktası elde edilmişti ancak düşman hala topraklarımızda idi.

İşte Malazgirt’in yıl dönümünde dünyaya verilecek diğer mesaj…

Büyük Taaruz

26 Ağustos 1922, Malazgirt’ten 851 yıl sonra.

Türk Ordusu’nun çok sınırlı ve az bir sayıda gücü ve kuvveti kalmış durumdaydı. Sakarya Savaşı’nda ortaya gelen büyük bir askerden kaçma durumu da olmuştu. Son bir hamle gücü ile bu işi bitirmek durumunda olan Atatürk çok dahice bir plan hazırlamıştı.

Yunan savunma hattı çok güçlüydü. İngilizler bu kuvvetli savunma hattı için;

“Türkler 6 ayda geçerlerse 6 günde geçtik diye övünsünler” düşüncesindeydiler.

Bu savunma hattının da en güçlü ve sağlam noktası güney noktası idi. Atatürk bunu çok iyi biliyordu ve kararı vermişti. Tüm kuvvetler güneye kaydırılarak taaruza geçilecek, Yunan’ın en güçlü noktası bozulduktan sonra bu iş bitecek..

Atatürk cephenin durumunu görmek istiyor harekatı yerinde görerek kontrol etmek istiyordu. Ankara’da bir çay partisi verildi. Atatürk kimseye söylemeden Ankara’dan ayrılarak güneye doğru hareket etti cepheyi kontrol etmek için.

Atatürk Çay Partisinin verileceğini daha önceden duyurmuştu. Bunu duyan Muhalif Grup mecliste ağır şekilde Atatürk’e saldırıyordu. Yunanlılar Türkler’in bu durumunu görüp keyif içinde olup bitenleri bekliyorlardı. Ama olay o kadar basit değildi işte..

Savaş için son hazırlıklar tamamdı, Çay Partisinden ayrılıp cepheye hareket etmeden önce savaş planı konuşulur ve şöyle bir konuşma geçer;

Çay’da toplanılmıştı. Fevzi Çakmak saldırı planını açıklamıştır. İsmet Paşa saldırıya karşıdır. Yakup Şevki Paşa, milletin varını yoğunu zar gibi atmanın tarihçe cinayet sayılacağını söyler. Mustafa Kemal:
– Milletin varı yoğu bundan mı ibarettir Paşam?
– Evet!
– O hâlde kesin sonucu bununla almak zorundayız.
Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa bizim geri teşkilatının düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamayacağını söyler. Mustafa Kemal:
– Bizim geri teşkilatımız düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamaz mı?
– Hayır Paşam!
– Demek düşmanı yirmi kilometre içinde yok etmek zorundayız.”

Bu plana göre mühimmatımız sıkıntılı bir duruma düşüyordu. Yani kurşun biterse makineli tüfeklere karşı kılıç ile saldırmak durumunda kalacaktık.

Atatürk bunun için de;

“İkmali düşmandan yaparız” demişti.

Dediği gibi de oldu, taaruz sürerken ikmal Afyon civarında düşmandan yapılmıştı.

Atatürk’ün öğretmeni olan Yakup Şevki Paşa dahi itiraz etmişti. Bu plan başarısızlık halinde Ankara düşer, Milli Mücadele kaybedilir, meclis bizi asar diyordu.

Atatürk tüm itirazlara cevap vermişti. Buna da cevabı şöyle olmuştu.

“Korkmayın paşam. Sorumluluk bana aittir. Kaybedersek beni hemen asarsınız!”

Atatürk tüm sorumluluğu üstüne alarak artık planı uygulamaya koyacaktı. Türk Ordularının Başkomutanı elinden gelebileceği en iyi planı yapmış gerisi uygulamakta ve başarılı olmakta idi.

Aslında durum tamamen Atatürk’ü haklı gösteriyordu. Bunu şöyle açıklamıştı;

“Uğraşa uğraşa, ancak 1 yılda düşmanla az çok denk bir hale gelebildik. Bir daha bu gücü yaratamayız. Bu sefer kesin sonuç almak, savaşı bitirmek zorundayız. Bunun için de, tehlikesine rağmen, bu planın uygulanmasından başka çare göremiyorum”

Ama karşılaşılan sorunlar bitmiyordu. Cephe nasıl düşmanın haberi olmadan Güney yönüne kaydırılacaktı. Bu soru çok önemliydi. Daha önceki yapılan her hamlenin düşmanın bildiğini bilen komutanlar tereddütteydi.

Atatürk bu iş için gece vakti sessiz ve ağır olacak demişti.

Dediği gibi düşmanın ruhu duymadan cephe kaydırıldı. Harekat top atışlarıyla başlatılacaktı ve mühimmat fazlasıyla kısıtlıydı. Bir de bunun üstüne yoğun bir sis oluşmuştu. Sisin açılıp karşı cephe görülmeye başlayınca harekata başlamanın zamanı gelmişti.

Harekat Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile 05.30’da başladı.

Atatürk bombardımanı izlerken ağzından şu dualar dökülmüştü;

Ya Rabbi! Sen Türk ordusunu muzaffer et! Türklüğün ve Müslümanlığın düşman ayakları altında, esaret zincirinde kalmasına müsaade etme!”

Atatürk’ün yaveri ve koruması yarbay Muzaffer Kılıç bu duayı işitmişti.

Toplar görevini kusursuz denilebilecek oranla yerine getirmişti. Sıra Türk Askeri’ndeydi. Artık ilerleyiş başlamıştı.

Bunu anlayan yunan ordusu tüm gücüyle Güney bölgesine karşı harekata yönelmişti. Tam bu sırada da Kuzey bölgesinde Yakup Şevki Paşa taaruza kalkmıştı.

Dumlupınar da düşman ordusu çevrelenmişti. Dumlupınar bölgesinde büyük bir meydan savaşı verilerek savaşın bir dönüm noktası daha atılmış, artık düşman geriye doğru kaçmaya başlamıştı.

Atatürk 29 Ağustos günü Dumlupınar Meydan Muharebesi ya da diğer adı ile Başkomutanlık Meydan Muharebesi savaşında ateş hattına gitti.

Sinir boşalması geçiriyordu. Siperlerin üstüne çıktı ve Türk’ün gücünü, kudretini tüm dünyaya haykırırcasına Yunan Orduları Başkomutanı’na seslendi;

“Hagi Anesti! Gel de ordularını kurtar!”

diye bağırdı.

30 Ağustos’da Dumlupınar’da düşman imha edildi ve kaçış başladı. O tarihi emir 1 Eylül’de Denizli’nin Çal ilçesinde Mustafa Kemal’den geldi.

“Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir. İleri!

Gerisi bildiğimiz şeyler ancak bir noktayı daha atlamayalım.

Düşman 6 ayda bile geçemezsin dediği ve bizim komutanlarımızın da endişe ile düşündüğü savunma hattı için Atatürk ne demişti ?

Bu sorunun cevabı kısa olarak şu anekdotta saklı;

“Mustafa Kemal 24 Ağustos sabahı Ankara’dan hareket etti. Afyon’un güneyindeki Şuhut kasabasında geceyi geçirdi. 25-26 Ağustos gecesi Kocatepe’nin hemen güneyindeki dere içine Başkomutanlık Karargâhına geldi. Şafakla beraber saldırı emrini verdi.
Ankara’dan hareket edeceği günün akşamını Keçiören’de yakın adamları ile geçirmişti. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere:
– Taarruz haberini alınca hesap ediniz. On beşinci günü İzmir’deyiz, demişti.
Arkasından hafifçe gülüştüler bile… İzmir’den dönüşünde karşılayıcılar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce:
– Bir gün yanılmışım, dedi, ama kusur bende değil, düşmanda!

14. Gün sonunda Türk Orduları, Türk Orduları Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk İzmir de idi!

400 kilometrelik alan 9 günde geçilerek savaş tarihi açısından örneği olmayan bir duruma imza atıldı. Bu baştan başa Anadoluyu yararcasına yapılan taaruz düşmanın kafasına sertçe vurulan bir darbe, göğsüne sokulan bir hançer gibiydi. Çok sert ve keskince.

9 Eylül günü Yunan denize dökülerek Türk Tarihi’ne parlak zaferler ve başarılar da geride bırakılmıştı.

Türk Milleti başındaki yüce bir başkomutan ile tüm herkese gereken mesajı tekrar vermişti. Tarihin bilinen çağlarından beri süregelen mesaj şu idi;

“Türk bitti demeden, bitmez!

Zafer Haftamız kutlu olsun.

İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR

Türkçü-Turancı. Çeşitli mühendislik ve bilim alanlarında Türk uğruna savaşmayı hedeflemiş bir Genç Atsız.
İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR son yazıları (Hepsini Gör)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.