Türkiye’de Fetullahçılık Çıkmazı

Fetullahçılar 15 Temmuz 2016 sonrasında o gece olanlardan sorumlu olmaları nedeniyle, devlet tarafından resmi olarak terör örgütü olarak tanımlandı.

17-25 Aralık süreciyle bilinen operasyonlar dizisinde de, iktidar ile aralarının açıldığı kamuoyuna yansımıştı. Bu arada 17-25 Aralık demişken, o süreçte cemaat ve AKP kardeştir söylemiyle, iki grubun arasını tekrar yakınlaştırmaya çalışan oldukça fazla kişi vardı. Eğer ki o kişiler şu an görevlerinden alınmadılar ise, bilinsin ki en büyük fetullahçılığı bu grup yapıyordur.

Gelinen noktada fetullahçıların AKP iktidarı ile fazlasıyla güç kazandıkları ortada. Hatta diğer bir açıdan AKP’nin güçlendirilmesinde fetullahçıların etkisi olmuştur diyebiliriz.

Çünkü Fetullah Gülen, Amerika’nın Yeşil Kuşak Projesi kapsamında önceden anlaşılmış ve devletimizin üzerine salınmış bir kukladır. AK Parti’nin de bünyesinde barındırdığı dünya görüşü sebebiyle bu ikili grup arasında yakınlaşmalar olmuş, hatta bu yakınlaşmalar çok ilerleyerek teklik haline düşmüş, sonra bazı sebeplerden dolayı da ayrılma gerçekleşmiştir.

Bir ülke sadece siyasi parti ile yönetilmez. Ülkeyi asıl yöneten, devletin kurumları ve mekanizmalarıdır. Bu kurum ve mekanizmaları belirli bir amaç için ele geçirmiş olan kişi devlete yön verebilmektedir. Ancak bu yetersiz kalmaktadır. Çünkü bazı durumlarda iktidarın onayı ve desteği gerekebilmektedir. Böylelikle bir ülke ele geçirilmek isteniyorsa iki koldan saldırılır. İktidar çünkü tek başına yetersizdir. Devlet kadrolarında da size tam teslimiyetle bağlı kişilerin olması gerekir. Bu kadrolardan kastım yönetici kadrolarıdır. Takdir edersiniz ki, yönetici olmayan grupta bulunanlar her zaman yöneticilerin dediklerini yapmak durumunda bulunmaktadırlar.

Amerika bu durumu ele geçirmek, kuklası gibi yönetmek istediği devletlerde denemiştir. Hatta o ülkelerde bu sistemini uygularken daima kaostan beslenmiş, kaos yoksa bile yaratılmıştır. Hatta bu ülkelere askeri müdahale yapabilmesi için, yani demokrasi götürülebilmesi için orada bir takım sorunları kendisine gerekçe olarak göstermiştir.

Bizim ülkemizde de şu anlık resmi olarak kabul edilen durum ise, devlet mekanizmalarını kendi kuklalarınca ele geçirmeye çalışmasıdır. Zaten bu durum fetullahçıların ele başı olan F.G’nin kitaplarında açıkça görülmektedir. Sohbet dediği vaazlar ve kitaplarında bu tür çağrılar yaptığı tespit edilmiştir. Hatta bu devletteki kadrolaşma çağrısının, Türkiye Cumhuriyeti için tehlike oluşturduğunu yazan yazarlar da olmuştur. Ancak o günlerde onların sesi pek duyulmamış veyahut duyulmamak istenmişti. Netice olarak bu sesi çıkaran, fetullahçıları ifşa eden Necip Hablemitoğlu şehit edilmişti. Böylelikle kendilerini ve amaçlarını açığa çıkarak seslerden biri kesilmiş, göz dağı verilmişti. Devamındaki yıllarda da kendi aleyhinde olanları hukuk ve başka yollarla bezdirme girişiminde bulunmuşlardır.

Bu bezdirme girişimlerinin en meşhuru ise Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, onun yüce komutanı Atatürk’e ve bu ordunun mensuplarına karşı yapılan Kumpas Davalar’dır.

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz Yeşil Kuşak Projesi 1977 yılında açıklanmıştır. Ancak kurulacak bu örgütlerin daha önceden de bir hazırlığı yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu tarihten üç yıl sonra 80 darbesinin yapılması, fetullahçı terör örgütün gittikçe güç kazanmaya başlaması dikkate değerdir. Yeri gelmişken şunu da belirtmekte fayda vardır; 1980 Darbesi, Türk Silahlı Kuvvetlerine bir seçenek olarak tanınmamıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri için bir zorunluluk haline getirilmiştir. Askeri müdahaleyi zorunlu hale getirenler, askeri müdahalenin olması için ortamın oluşmasını sağlayan kişilerdir. Bu da bize, bugünleri veya 80 sonraki süreci analiz etmek için gözümüzü daha eskiye çevirmek gerektiğini anlatmaktadır.

80 yılları gibi hız kazanmaya başlayan fetullahçıların o zamanki amaçları devlette kadrolara yerleşebilmektir. Bu kadrolara yerleşenlerin, diğer fetullahçılara imtiyaz tanıyarak, kadrolarda gruplaşma oluşturulması en başından beri niyetlenen özelliktir. Ancak o tarihlerde tam olarak hissiz bir Türk toplumu bulunmamaktadır. Fetullahçıların niyetlerini sezenler, az kişi de olsa bu durumu dile getirmişlerdir. Zaten kadrolarda yeni yeni gruplaşmaya başlayan fetullahçıların daha belirleyici bir etkisi yoktur. 90 yıllar ve sonrasında Fetullah Gülen’in bazı sebeplerden yargılanması da, kontrolün daha onlara geçmediğini gösterebilmektedir. Zaten bu yargının sonucu hapis olacaktı. Bunu fark eden Amerika, kuklasını koynuna, yanı başına aldı. Fetullah Gülen’in dava süreci devam ederken, dava AKP’liler tarafından Fetullah Gülen’in beraatine olarak sonuçlanmış olmuştur.

Yalnız bu AKP’liler sıfatı bir işaret sıfatı değildir. Çünkü o dönemde böyle bir ayrım yoktu. AKP ile cemaat iç içeydi. Kim cemaatten, kim partili anlamak güç. Zaten geçmişinde Fetullah Gülen’e övgü düzenler, günümüzde bu durumu inkar etmemekte, o dönemde iki grubun iç içe olduğunu itiraf etmektedir.

Zaten AKP’nin başlangıç ve sonrası unsurlarını cemaat oluşturmaktadır. AKP’nin menfaat kapısı haline gelmeye başladığı dönemde de başka unsurlar partiye katılmıştır.

Zaten parti kurmak ve hele onu iktidara taşımak maliyetli, büyük maliyetli bir iş. Bu işi bir finanse edenin olması lazım.  AKP’nin kurucularının o tarihlerde tam olarak bu güce sahip olduğu söylenemez. Dolayısıyla tahmin ediyorum ki bu iş için cemaatlerin parası da işin içine girmiştir. Evet bir değil, birden çok cemaatin para kaynağı bu işe vakfedilmiş olsa gerek. Çünkü bu işin sonucunda herkes kendi menfaatine bir şeyler koparabilecekti. Ne demiş atalar sözü;

Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.

Günümüzde 17 yıllık iktidara sahip olan partinin görünürdeki kurucularını biliyoruz. Onların ve yakınlarının okudukları okulların kime ait olduğunu da biliyoruz. Dolayısı ile AKP’nin başlangıç için cemaat desteği aldığı, basit bir gerçek olarak karşımıza çıkar. Sonraki yıllarda iki grup ayrı ayrı güçlenirken, etki alanlarının kesişmesinden dolayı artık iki grup, tek grup haline gelmiştir.

AKP iktidarının fetullahçılara çok destek verdiği, desteği verenlerin itirafları ile sabittir. Fetullahçıların bu şekilde bir itirafları yok ama onlarında AKP’ye destek verdikleri, onları güçlendirdikleri ortadadır.

Geçmiş, geride kalmıştır. Olan olmuştur. Bunların sonuçlarını değerlendirmeli, suçlularına ceza vererek bedel ödetmeliyiz.

Bunun yanında başlıkta belirttiğim gibi ufak bir nokta garibime giderek, dikkatimi çekti.

AKP’nin kuruluşundan güçlenesiye kadar cemaatin verdiği destek ortada. Kanıt aransa onlarca bulunabilir. AKP’nin hatta bu yardımları karşılıksız bırakmamak için karşılık verdiği olmuştur. 17-25 Aralık sürecinde fetullahçıların yaptıkları ihanetler ortaya dökülmüş ve 15 Temmuz hadisesi ile de ihanetleri tescillenmiştir. Bu tarihten sonra basınımızı ve toplumuzu fazlasıyla ilgilendiren bir FETÖ ismi ortaya çıkmıştır.

Bu FETÖ ismi öne sürülerek, FETÖ tehdidi ortaya sürülmüş ve başkanlığın önü beka denilerek açılmıştır. Başkanlık geldikten sonra her şeyin düzeleceğini söyleyen iddia sahipleri, her şeyin düzelmediğini görünce beka demeye devam etmişler, halen daha etmektedirler. Bu beka söylemi seçimlerden önce çok yoğun olarak kullanılmakta, seçimlerden sonra adeta unutulmuş gibi kenara itilmektedir. Geçmiş seçimlerde örneği çoktur.

Fetullahçılar bir dini cemaattir. Bugün onları Amerika’nın onlara yardım ettiğini biliyoruz. Türkiye’de AKP iktidarının da FETÖ gücünden yararlandığı açık.

İçimde kendime sorduğum ama cevabını alamadığım(!) bir soru var.

AKP kuruluşundan 17-25 Aralık tarihine kadar, Fetullahçı gruptan yararlanırken, 15 Temmuz sonrası da Fetullahçıların ismini öne çıkararak istediği yararı elde etmiş durumdadır.

Yani durum bir tarihin öncesi ve sonrasında AKP’nin, fetullahçıları kullanarak yarar kazandığını göstermektedir. Benim açımdan ilginç bir durumdur. Bir kişiyle dost da olsa düşman da olsa ondan yarar devşirebilmek, insanın garibine gidiyor tabii. Yukarıda söylediğim gibi, bunun nasıl ve niye olduğunu cevaplayabilmiş değilim 🙂

15 Temmuz sonrası fetullahçıların günah keçisi olacağı çok açık bir gerçekti. Hatta bazı yerlerde devre dışı bırakmak istenen kişilerin fetullahçılık adı altında devre dışı kaldığı, kamuoyu tarafından konuşulmaktadır.

Sonuç olarak bir şeyin, hangi durumda olursa olsun hep yarar sağlaması ilginç bir durumdur. Nedendir bilinmez ama böyle olmuş. Tabii ki dikkat çekilmesi gereken daha önemli noktalar var.

Bu fetullahçı terör örgütünü güçlendirme adına kimin ne yaptığı hala ortaya çıkarılmış değildir. Netice itibari ile bu konuda çözülmesi gereken bir çok konu vardır. Bu konuların hepsinin çözülerek, ülkemizin terör örgütlerinden temizlendiği ve diğerlerine fırsat verilmediği günleri görmek dileğiyle..

 

 

 

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.