doğutürkistanmeselesivebağımsızçin

Doğu Türkistan Meselesi ve Bağımsız Çin

Uzun süredir Doğu Türkistan meselesi gündemde yok. Gündem dediysem, bu konudan haberdar olanlar ve bu konuyla ilgilenen kişileri kastettim.

Ondan önce de Irak Türkmenleri’nin yaşadığı zor zamanlar gündemdeydi. Biz sitemizde Kerkük ile ilgili üç dört yazı yayınlamıştık. Ancak şimdi bu konunun esamesi okunmuyor. Hayrola? Orada her şey güllük gülistanlık mı oldu acaba?

Bir diğer mesele, uzun yıllardır çözülemeyen Doğu Türkistan meselesi. Doğu Türkeli’nin sanatçısı Abdurehim Heyit’in vefat haberiyle birlikte, bu meseleden bir çok kişinin haberi olmuş oldu. Çin’in Türkiye’de bulunan maşaları olsun, Çin Haber Ajansının yayınladığı Heyit’e ait olduğu iddia edilen video olsun, bu konuyu bastırdı.

Zaten belli bir kesim halk için gündemdi. Hiç bir siyasetçi, STK, milletvekili vs. hiç birinde bu konuya dair bir açıklama yoktu. Ne iktidar kanadından ve yandaşlarından ne de muhalefet ve yandaşlarından.

Sadece Dış İşleri Bakanlığı’nda bir yetkili, internet sitesinde küçük bir alanda bunu dile getirip, Çin’i kınadı. Heyit’in ölüm haberi üzerine de başsağlığı mesajı eklemeyi unutmadı.

Çin’in buradaki maşaları ile iktidarın yandaş bir kanalı Çin’de bulunan Türklerin güllük gülistanlık olduğuna dair kısa haberler yaptılar. Böylece toplumun geneline yayılma durumu olan bu konu, sindirilmiş oldu.

O günlerden sonra, kendi iç meselelerimiz de çok karışık olduğundan giderek unutuldu. Bugünlerden sonra pek gündeme geleceğini düşünmüyorum.

Iraktaki, Doğu Türkeli’nde bulunan soydaşları, kötü günler bekliyorlar. Onların bir gözü bizden destek beklerken, maalesef bu gerçekleşemeyecek.

Irak coğrafi olarak yakın bir bölge. Dış politikada bu konunun biraz etkin olmasıyla, oradaki soydaşlara yardım edilebilirdi. En azından Suriyeli’ye yapılanın onda biri Iraklı Türkmenler için yapılmış olsaydı, onlara büyük iyilik olurdu.

Olmadı. Olmadığı gibi kimsenin aklından geçmedi. Üstelik bir şeyler yapmaya uygun şartlar varken..

Doğu Türkistan’daki mesele öyle değil maalesef. Bu konu da yeni bir konu değil. Oradaki soydaşlar upuzun yıllardır, zorluklarla mücadele etmeye çalışıyorlar. Ciddi oranlarda katledilmeleri söz konusu. Üstelik sık sık ve geçmişten günümüze tekrar ederek.

İnsan haklarının ağızlarda bu kadar bol dolaştığı ve her devletin çok önem verdiği çağda bu nasıl oluyor?

Çin, Doğu Türkistan’da yaptığı her şey için gerekçesini açıklıyor. Hepsini mantıklı ve gerekli bir şeye dayandırıyor. Bir ülkenin iç işlerine karışılabilir mi?

Karışılamaz. O yüzden yaptırım uygulayarak müdahale ve uyarı yapmak gerekir. Bu yaptırım hangi yollarla olur?

Savaş ve ekonomi yoluyla. Ya direkt fiili bir savaş içerisine girerek yaptırım uygularsın, ya da ekonomik yaptırımlarla karşındakini zor durumda bırakırsın.

İkinci dünya savaşından bu yana, artık fiili savaşlara pek sıcak bakılmıyor. Buna rağmen bir takım bölgesel savaşlar olmuştur. Ancak hem toplumsal kamuoyu hem de uluslararası kuruluşlar savaş konusuna sıcak bakmamakta. Bu tabii ki göreceli olarak savunuluyor. Amerika’nın demokrasi adı altında yaptığı şeyler, Amerika bu yaptıklarını gerekçelendirdiği için haksız görülemiyor.

Yine de hiç bir devletin fiili bir savaşta olumsuz tepki vermeyeceğini düşünelim. Çinin elindeki silah, asker ve teknoloji gücüne üstün gelecek niteliklere sahip miyiz? Onları Türkistan konusunda caydıracak etki yaratabilir miyiz? Hepsinden önce, bizim yetkililerimiz oradaki Türkler için böyle bir şey yapmaya göze alabilirler mi, isterler mi?

Ekonomimizin aşikar olduğu şu dönemlerde (geçmiş dönemlerde de olduğu gibi) savaş yaptırımı zor. Peki, ekonomik olarak bir şey yapamaz mıyız?

Çine ne satıyoruz ki, ne yaptırım uygulayabileceğiz?

İnsan hakları gibi çeşitli sebeplerle diğer ülkeler bir şey yapabilir mi peki?

Öncelikle Çin ile bu kadar ters düşmeyi kimse göze almak istemez. Üstelik sorunları kendi sorunları değil. Oradaki Türkler. İlgilenmesi gerekenler varsa yine Türkler diye düşünürler. Sadece söylem olarak oradaki durumu dile getirebilirler. Herhangi bir yaptırım güçleri pek yok.

Çünkü Çin, ekonomik olarak fazlasıyla bağımsız. O yüzden kimsenin kendi yaptığı işlere ses çıkarmasına izin vermiyor. Ülkesine yabancı sermayeyi belli şartlar altında, sadece ihtiyaç duyarsa çağırıyor. Çok titiz kurallarla ekonomilerinde, piyasalarında yabancıların egemenliğini engelliyor. Çünkü bu yabancı sermayeler ülkeye geldiğinde Çin onlara; ne kadar mühendis, yönetici, işçi veya diğer görevli kullanılacağı, ne kadar süre sonra yatırımı Çin’e devredeceği gibi şartlar koyuyor. Burada tahmin ettiğiniz gibi Çin’in pazarı büyük ve ücretleri de gayet düşük olduğu için pek istemeseler de yabancılar yatırım yapıyor. Çünkü çok cazip bir kar söz konusu onlar içinde. Ancak bu durum Çin’in fazlasıyla bağımsız takılmasına neden oluyor. Böylece istediği kadar kan dökse de kimse, insan hakları, demokrasi falan diyerek bir şey yapamıyor. Çin kendisini uluslararası olduğunu iddia eden organizasyonlara da girme gereğini görmüyor. Dünya Ticaret Örgütü gibi. Zaten gün geçtikçe yerli sanayileri artmakta. Savunma sanayinde de herhangi bir yere muhtaç değiller. Kendileri gayet güzel üretiyor. Bu yüzden çok rahat bir şekilde Doğu Türkistan’daki soydaşlara işkence, katliam vs yapabiliyor. Yeni değil, upuzun yıllardır yapıyorlar.

Bizim orada etkili olabilmemiz için Çin kadar çalışmamız lazım. Özellikle soydaşlarımızın da yoğun olarak bulunduğu Asya pazarını iyi kullanmamız lazım. Orada elde edeceğimiz güzel bir oran, işin renklerini değiştirir. Çin yine yabancı sermayeyi ülkesine kontrolle alacaktır. Savunma sanayi için de bize muhtaç olmayacaktır ama, onun satış yaptığı alanda onun hissesini kapmak, onu biraz zorlayacaktır. Çin nüfusunun sayısı, hepinizin malumu.

Çünkü Çin de bir takım sorunlarla uğraşmaktadır. Kendi nüfusuna bakmanın yanı sıra, ABD ile ticaret savaşına tutuşmuş durumdadır. Onun için üretip sattığı mallar çok kıymetlidir. Asya pazarı bu konuda önemli. Ancak Çin bu olabilecek olası hamlelerin de üstünden gelmenin peşinde.

Çin devletine karşılık eleştiri olarak hep bir markası olmadığı argümanı kullanılırdı. Bilişim, özellikle de telefon sektöründe son çeyrek yılda dünyada keskin bir etki yaratması, bu eleştiriyi de kırmış durumda. Kendi ürünü olan Xiaomi, Oppo, Huawei adlı telefon markaları bütün dünyada çok fazla müşteri bulmuş durumda. Huawei en çok satan telefon olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Oppo Avrupa’da kullanılan en yaygın telefon markası. Xiaomi ise büyük bir sıçrayış yapmış durumda.

Yeni teknoloji ve modellerle, fiyat konusunda müşteriye uygun bir aralık sunulursa, bu markaların çok daha yükseleceğini tahmin etmek güç değil.

Çin’in aynı zamanda Lenovo gibi markaları da mevcut. Devletin bünyesinde bulunan holdingler, holdinglere bağlı alt kuruluşlar aslında çok geniş bir marka yelpazesine sahip.

Böyle bir durumda Çin’in ekonomik ve genel statüsünü iyi analiz etmek lazım. Çok üzülerek söylüyorum ki bizlerin bu kadar başarıya ulaşmadığı durumda, Doğu Türkistan meselesi sadece söylemden ibaret kalacaktır.

Asıl işin kötüsü ilerleyen günlerde ise bu konuların çok daha az gündeme gelecek olması. Çünkü kendi ülkemizi de büyük tehlikeler ve kara günler bekliyor.


Siyasi parti liderine saldırı, hiç bir şeyi başaramasa bile iki partiyi karşı karşıya getirmeyi sağlar. Arkalarında milyonların olduğu partilerden bahsediyorsak bu yeterince karışıklık demektir.

Terör örgütü sempatizanlığı yapmakla suçlanan parti, hala resmi bir şekilde faal durumda. Üstelik vatandaşın vergilerinden milyon lira ödenek alıyorlar. Ancak edebiyat olarak bu parti eleştiriliyor, küfrediliyor, kızılıyor. Peki ya niye kapatılmıyor? Düşmandan farksız görmediğimiz o parti, yapılan bunca sözlü eleştiriye rağmen niye hala açık?

Yoksa üzerinden sağlanacak siyasi rant bitmediği için mi?

Toplum çok feci şekilde kutuplaşmış durumda. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da metrobüste çirkin bir taciz vakası gerçekleşti. Bu konu üzerine yapılan yorumlara baktığımda, bu kişinin CHPli olduğunu söyleyen binler, milyonlara varan binler olduğu idi. Hatta bu yüzden CHP il başkanlığı kişinin parti üyesi olmadığını açıklamak zoruna kaldı. Ben bu düşünceyi sahiplenmiş olan kişilerin daha fazla olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü algı üretmekle görevli yerler, kendi kitlelerine bunu aşılıyor.

Yine geçtiğimiz günlerde, yakınlarda İstanbul Havalimanı’nda bir çirkin olay daha gerçekleşti. Bir müşteri, oradaki görevli personele uçağın gecikmesi yüzünden aşağılıkça hakaretler etti. Sosyal medyada gündem olması sebebiyle de, kadın linç edildi.

Burada da dikkatimi çeken şey bu kadının da Ak Partili olmakla itham edilmesi, ne tesadüftür ki diğer kanadın da aynı kadını CHP’li olarak itham etmesi bana garip geldi.

Şimdi şöyle bir toplum düşünün. İşlenen suçlarda, çirkinliklerde bunu yapan kişinin mensubu olabileceği parti üzerinden, o partiye ağır bir şekilde saldırmak.

A parti yaparsa, B deki partililer de bu eğilime girecektir. A ile B partisi bu tartışmalara girince diğer C,D,E partilileri de kayıtsız kalmayacaktır.

Sonuç? Toplumsal bir cinnet.

Siyasilerinin her birinin fahiş hatalara sahip olduğu ülkemizde bu durum daha keskin cereyan edecektir zannediyorum.

Çünkü genellikle toplumun genelinde argumentum ad hominem denilen bir düşünce tarzı, daha doğrusu safsataya düşme tarzı bulunuyor. Bu latince kavram şunu ifade ediyor. Bir konuda, o konuyla alakalı olmayan argümanlarla bu konuyu çürütmek, haksız göstermeye çalışmak.

Yani örnek vermek gerecek olursa, CHP’lilerin söylediği her söylemin HDP’liler ile iş birliği yaptığı söylenerek çürütülmeye çalışılması. Hiç şaşmıyor. Herhangi bir konuda bir şey söyleyecek olursa olsunlar, genellikle karşı argüman HDP ve PKK ile ilgili iddialar oluyor. Bu böyle bir boyuta ulaşınca da CHP’liler, bunu söyleyenlerin yaptığı Çözüm Süreci’nde olan rezilliklerle cevap veriyor.

Yukarıda kastettiğim şey buydu. Siyasetçilerin hepsinin ağır hatalarının bulunduğu toplumda, bu ruh hali nereye varır? Cevabı bir kez daha tekrarlıyorum. Toplumsal cinnet..

Bu yüzden ülkeyi kötü ve karanlık günler beklemektedir. Şu saatten sonra bu durumu düzeltecek pek bir şey olmayacaktır. Olan her şeyin yüzeysel kalacağı çok açık.

Toplumun geneli eleştiriden uzak, eleştirel düşünceden bihaber durumda. Böyle olunca her şey partizanca olmak durumunda kalıyor. Böyle olunca da Ad Hominem denilen, alakasız şeylerle argüman çürütme olayı çok sık tekrar ediyor. Eleştiri yapmayı bilmek bu dönemde çok önemlidir.

İletişim konusunda derin bilgisi olmayan, eğitimi olmayan bir toplumda bu tarz sorunlar, iletişimi tamamen bitirme noktasına getirir. Neticede bu da olmuştur zaten. İnsanlar siyasi konular yüzünden akrabaları, komşuları ve arkadaşlarıyla kesin bir şekilde konuşmama/muhatap olmama durumu içerisine girmişlerdir.

Değerlendirme bazında ekonomi, eğitim ve teknoloji gibi alanlar bir çöküş içerisindedir. Bu çöküşün, yani büyüme değilde küçülmenin refah seviyesini düşüreceği aşikar. Bu refah seviyesinin toplum üzerindeki etkisini de hesaplamak gerekir.

Her yönüyle olumsuz ve kötü şartların bulunduğu günlere gitmekteyiz. Üstelik böyle bir dönemde, marifetmiş gibi cumhurbaşkanını partili yaptık. Orada da trajikomik olan durum, başkanlık referandumu öncesinde bu sistem yararlı evet vermeliyiz diyen kişilerin, şimdilerde bu sistemin çok yanlış olduğunu belirtmesi.

Bir önceki yazımda tekrar ettiğim gibi burada da tekrar etmek istiyorum. Bu kutuplaşma, olumsuzluk, kötülük iklimi içerisinde Türkçülere büyük görevler düşmektedir. Bundan dolayı bilinçli ve akıllıca hareket eden kişiler, ülkenin uçurumdan düşmesini engelleyecek kişilerdir.

 

 

 

 

 

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.