Milli Bilinç ve Ulusal Egemenlik

Milli bilinç, milletin ortak duygusundan doğan düşünceyi bilinçli olarak idrak etme durumudur. Bir milletin birliği, milletin ortak duygusunda oluşan duygu ve düşüncelerin idrak edilmesi yoluyla olur. Türk milleti uzun bir Osmanlı Hanedanı yönetimi boyunca genel olarak bu kavramdan uzaktı. Hanedan’ın yönetimi yıkılırken, adeta yönetimin fonksiyonları işlevsiz kalırken dahi milletin ortak duygu ve düşünceleri yoktu. Sadece yapılan büyük yanlışlara karşın ufak bir homurdanma durumu mevcuttu. Herkesin bildiği şey ise “durum böyle ama, yapacak bir şey yok” düşüncesiydi. Çok aza tahammül kültürü gereği, fazla büyük şeyler olmadıkça ses çıkarılmıyor “vardır bunda da bir hayır” diyerek tahammül gösteriliyordu.

Milletin bu aşırı hoş görüsü ve tahammülden doğan sabrı, birinci dünya savaşındaki yenilgimiz sonucu şekil değiştirmeye başlamıştı. Ancak yine de padişaha ve halifeye bağlılık bozulmuyor, sadece hoşnutsuzluk daha açık belirtiliyordu. Düşmanların işgale geleceği söylentileri yayılmaya başladığında ise bu durum açıkça bir savunma haline geçmişti. Ülkenin değişik yerlerinde küçük küçük teşkilatlanmalar meydana gelmişti. Üstelik bu herhangi bir çağrı üzerine olmuş değildir. O bölgelerde yaşayanların ortak duygusundan doğmuş olan teşkilatlanma gerekliliği düşüncesi, bu teşkilatların kurulmasını sağlamıştı.

Kuva-i milliye ruhu budur. Tamamen milli bilince dayanan, duygu ve düşüncelerle oluşmuştur. Bu duygu ve düşüncelerden oluşan Kuva-i Milliye, arkasından gidebilecek bir lider ortaya çıktığında ise zirve noktayı yaşıyordu. Aynı duygu ve düşüncelerle ortaya çıkan diğer bir olgu Müdafaa-i Hukuk’tur. O da tamamen ortak duygu ve düşüncelerin bilinçli olarak idrak edilmesiyle ortaya çıkmıştır.

Ülkemizin kuruluşunun, işgalden kurtuluşumuzun, kötü her ne varsa onları terk edişimizin temelinde milli bilinç yatmaktadır. Bu bugünlerde tekrar edilmesi gereken önemli bir kavramdır. Meclisimizin kuruluşunun 99. yıl dönümü vesilesiyle ben burada tekrar etmiş bulunuyorum.

Ülkemizde Türkçülük kavramı İnkılap tarihinin bu dönemi anlatan kısmında geçmektedir. Türkçülük burada, Kurtuluş savaşını başlatan düşüncenin, Kuva-i Milliye ve Müdafaa-i Hukuk’un oluşmasını sağlayan bir kavram olarak gösterilir. Çok fazlasıyla doğrudur da. Çünkü Türkçülüğün temelinde tamamen milli bilinç yatmaktadır.

Çok kısa bir şekilde şöyle bir geçmişimize baktığımızda Türkçülükten bahsedebilecek zamanların hepsinde bunun milli bir bilinç sayesinde olduğu görülecektir. Çünkü millet, ortak duygu ve düşüncelere sahip olduğu kadar millettir. Kan bağı, kültür, dil hepsi kabul. Ancak ortak duygu ve düşüncelerden yoksun olan bir topluluk millet değil, farklı insan grupları olarak görülür.

Nitekim bunun ispatını bugünlerde hepimiz yaşamaktayız. Atatürk’ün vefatından bu yana çeşitli vesilelerle eksilen veya eksilten milli bilinç, günümüzde felç olmuş hale gelmiştir. Oysaki kutladığımız bu gün, tamamen bu duygunun ürünü olan bir sonucun kutlamasıdır. Memleketimizdeki duruma yukarıdan şöyle bir baksak, ne kadar ortak duygu ve düşüncelere sahip bir topluluk olarak gözükecektir?

Türkçülerin her şeyin üstünde kabul edip savunduğu milli bilincin önemi, önümüzdeki gün ve yıllarda tüm herkes tarafından hissedilecektir. Karşı komşusu ile, arkadaşı ile, akrabası ile siyasi görüş ayrılıkları ile küskünlüğün yoğun bir şekilde yaşadığımız bu günler, bir önceki cümlenin teminatıdır.

80 dönemi öncesi oluşan kaos ortamı ülkemizde yaygın bir şekilde bilinmektedir. Evet, yüzeysel de olsa bir şekilde bilinmektedir.

Ben bu durumu sizlere bir yönden sorgulamaya davet ediyorum. 80 dönemi öncesi sağ ve sol adı altında iki kutup karşımıza çıkıyor. Yani toplum iki kutba bölünmüş, oluşan gerilimler sonucu iç savaşa yakın bir kaos yaşanmıştır. Burada ikiden fazla kutup oluşturulma isteğinin olduğunu ancak mevcut güç dengesinin herkesi bir tarafı tutmaya zorladığını belirtelim.

Bir ülkede kitleler nasıl kutuplaştırılır? Nasıl birbirinden soyutlanır hale gelir?

Kutuplaştırıcı bir dil mi? Yoksa siyasilerin tavrı mı? Veya farklı bir sebep mi?

Hepsinin bir parça etkisi var elbet. Ancak bu olayların temelini oluşturan durumu incelememiz gerekir. Bu temel, ortak duygu ve düşünceleri olmayan insan topluluğu, kutuplaşmaya da kendi düşüncesi için karşısındakini öldürmeye de son derece yatkın olmasıdır. Yani milli bilinçten uzaklaştırılan toplum öyle bir hale getirilerek kendi içerisinde çatışmaya sürüklenmiştir. Birilerinin çatışması için kutuplaşma olması şart evet. Bu kargaşayı yaratan kutuplaşma hangi şartlarda oluşabilir?

Ortak duygu ve düşünceleri olan topluluklarda gerçekleşme imkanı var mıdır? Ortak duygu ve düşüncelere sahip toplum kavramı size soyut veya uzak geliyorsa aklınıza 1919-1923 arasındaki Türk toplumunu getirebilirsiniz. Acısı, sevinci, kültürü ve duygularıyla ortaklığa sahip bir topluluğun kutuplaşması imkansızdır. Çünkü bu ortak değerler, herkes tarafından kimse belirtmeksizin hissedilir.

Peki ya birileri ülkede kutuplaşma ve kargaşa çıksın istiyorsa ilk neye gözlerini çevireceklerdir? Ortak duygu ve düşünceye yani milli bilince çevireceklerdir. Çünkü bu yok edilmeden toplumda istenilen kargaşa ortamı yaratılamaz. Böyle bir ortamda istediğiniz kadar kutuplaştırıcı dil kullanın, işe yaramayacaktır. O yüzden kutuplaşma gelmeden, milletin beyninden bu milli bilinç yavaş yavaş çekilir.

80 dönemi öncesi insanların birbirine girmesi tam olarak milli bilincin böyle sessiz sessiz yok edilmesiyle olmuştur. O yüzden bu milleti ve vatanı seven kişiler her zaman milli bilincin oluşmasına çalışmıştır. Olması gereken de budur.

Ülkemizde geldiğimiz durum milli bilincin sessiz sessiz yok olmuş olmasıdır. Sadece bu kavrama yani milli bilince hizmet edecek tek olay şehit cenazeleridir. Yıllardan beri şehit cenazelerini de politikleştirme adımları, bugünlerde daha net sonuçlar verecektir. Dolayısıyla yavaş yavaş onu da kaybetmemiz durumunda, tamamen ortak duygu ve düşüncelerden yoksun bir topluluk olacağız.

Böyle bir durumda göreceğimiz şey, herkesin net bir şekilde ayrı ayrı gruplara bölünmesi olacaktır. Bu bölünmeye taraf olmayanlar da taraf olmaya zorlanacaktır. Dolayısıyla bütün toplumu ilgilendiren kargaşa günleri uzak değildir. Adımlarını hızlandırmış, ayak sesleri uzaktan duyulmaya başlamıştır. Milli bilince ve onun unsurlarına karşı olan her saldırı, toplumumuz üzerinde oluşturulmak istenen bir takım art niyetli fikirlerin eseridir.

Ne zaman Türk milleti dağılma noktasını yaşasa Türkçülük kavramı (adı konulmamış olması onun yok olduğunu anlamına gelmez) bu dağılmayı engellemiştir. Çünkü temelinde milli bilinç vardır. Bugün yaşadığımız devletimiz, bu esaslar üzerinden kurulmuştur.

Atatürk’ümüzün kurmuş olduğu yapı vefatından sonraki senelerde yavaşça yıkılmaya başlamıştır. Günümüzde ise hissedilen bir şekilde binanın sallanması, bizlerin gözlerini önümüzdeki karanlık günlere çevrilmesine zorluyor.

Bu yaklaşan karanlık günlerde en büyük görev, yine Türkçülere düşmektedir. Hiç bir zaman itibar görmemiş olsak da, milletimizin ölüm kalım savaşına küskünlük göstermemiz kabul edilebilecek bir şey değildir.

Her Türkçü, ısrarlı bir şekilde siyasette taraf olmamaya çalışmakla birlikte, etrafına bu düşünceyi yaymakla da uğraşmalıdır. Unutmayın bir kutuplaşma durumunda oluşacak kaos veya iç savaşta, sahada olan aktörler kendi düşüncesine körü körüne bağlı militanlar olacaktır. O yüzden böyle kritik günlerde herkese eleştirme zorunluluğunu hissettirmek gerekmektedir.

Ülkenin anlamsız bir kargaşaya götürülmesini endişe ile seyretmek faydasızdır. Somut bir şeyler yapmalıyız. Bir anda bunun sorumlularını görevden alabilecek değiliz. Herhangi bir iç kargaşa durumunda o görevlilerden eser göremeyiz de zaten. Burada asıl aktör bu millet olacaktır. O yüzden bir kişiye, bir fikre eleştirel olmadan bağlanmanın zararını idrak ettirmek büyük fayda sağlayacaktır.

Unutmayın hakimiyet bila kayd-ü şart milletindir! O yüzden gözünüzü görevlilere, siyasi parti yönetici ve üyelerine çevirmeyin. Ne olacaksa hakimiyete sahip olan millet nezdinde olacaktır. Ulusal egemenlik devletin manevi boyutunda değil, milletin ta kendisine aittir.


Değerli arkadaşlar;

Önümüzdeki günlerde milletimizi kurtaracak olan şey milli bilincimiz olacaktır. Buna sahip çıkmakla birlikte etrafımıza da anlatmak bizlerin görevidir.

Şanslıyız ki genel olarak milletimiz bütün siyasilerin büyük hatalar yaptığının farkındadır. Ancak burada senaryo, her grubun karşıdaki gruba ait yanlışı söylemesiyle durum derinleşmektedir. Şu fark edilmelidir ki bir partinin yaptığı hata, diğerini meşrulaştırmaz. Bu önemlidir. Çünkü papağan gibi sürekli karşıdaki grubun yanlışlarını söyleyen gruplaşmalar, ülkedeki kaosu oluşturacak olan dinamitler olacaktır.

Bugünlerde küfür ve hakaretten tamamen uzak olmanız, milletin faydasına olacaktır. Kendi iç ferahlığınız için olumsuz kelimeler kullanmaktan vazgeçin.

Eğitim, bilim, ekonomi, sanat gibi ana kavramların çöküntü içerisinde olması, milletimizin refahını çok fazlasıyla düşürmüştür. Unutmayın ki huzursuzluk ortamı kaosun en çok beslendiği şeydir. Bunun şahıslar tarafından giderilemeyeceğinin farkındayız.

Ancak kişiler, eksikliğini hissettiğimiz ne kadar alan varsa o alanlarda topluma yönelik çalışmalar yaparlarsa, olumlu neticeler alabiliriz. Bu tamamen öğrenmek ve öğretmek esasına dayanmaktadır.

Türkçülüğü, geçmişe dayanarak günümüzde de kurtarıcı bir kavram olarak ifade ediyoruz. Bu yüzden Türkçülerin hiç bir şekilde tarafgirlik yapmaması gerekmektedir. Çok net hissedeceksiniz ki, mutlaka bir tarafa çekilmek isteneceksiniz. Bunu şiddetli bir şekilde reddedip tarafsız kalmaya bakın.

Belge ve bilgiye dayalı eleştiri, toplumun kargaşa durumunda kendi içinde çatışmasını engelleyici etki yapabilir. Çünkü körü körüne savunuculuk, herkesi birer militana dönüştürecek.

Bugün bin kişilik bir grubu silahlandırmak isteseniz, neredeyse üzerinde bir yıl çalışmanız gerekir. Belki yeterli olmaz. Ancak ülke kargaşa ortamının içine düştüğü anda bütün ülkenin çok kısa bir süre içerisinde silaha sahip olacağını unutmayın. Bunun örneklerini gözünüzü Arap yarımadasına çevirerek görebilirsiniz.

Bu milletin geleceği gençler ise, o gençlerin kısır tartışmalardan uzak durup geleceğe yönelik çalışması gerekir. Kendi geleceğiniz için, mesleğiniz için çalışmalar içinde bulunmanız, sizi bu tartışmalardan uzak tutar. Siz de böylelikle ateşe odun taşımamız olursunuz.

Bu günlerde eleştiri mekanizmanızı tamamen Ad Hominem düşünceden uzak tutmalısınız. Örnek olarak size mantıklı bir şey söyleyen kişiyi ya o komünist boş ver gitsin dememelisiniz.

Ne ile karşı karşıya kalırsanız kalın, karşılaştığınız şeyi kendi konusuna göre değerlendirin. X partinin yaptığı doğru bir davranışa doğru, yanlış davranışa yanlış demelisiniz. Bu günlerde doğru ve yanlışların net bir şekilde ifade edilmesi önemlidir.

Birisi size eğitim ile ilgili bir şey söylüyorsa söylediğine bakın, kendi şahsının yaptığı yanlışlar ile onu çürütmeye çalışmayın. Milleti birbirinden soğutmada bu düşünce tarzı fazlasıyla etkili olmuştur.

Bir yerin başkanı olan bir kişi doğru bir şey söylediğinde evet bu doğru yerine o adam x kişisini savundu ama demek tamamen yanlıştır. Ancak bu yanlış toplumumuzda o kadar sık işlenmiştir ki, sonucu günümüzdeki tabloyu oluşturmaktadır.

Üstelik tüm partilerin fahiş hata yaptığı bir iklim içerisinde Ad Hominem düşünce stili bizi felakete sürükler. O yüzden eleştiriyi ve düşünceyi sağlıklı bir şekilde üretmektedir.

Teröristi ve terörist sevicilere karşı ek bir uyarı yapmaya gerek koymuyorum. Çünkü bunlara net bir tavır alınması gerektiğinin farkındayızdır diye düşünüyorum.

Dolayısıyla önümüzde zor ve sıkıntılı günler bizi beklemektedir. Herkesin sorumluluğu olduğunu, hiç kimsenin sorumsuz davranmaması gerektiğini buradan bir kez daha hatırlatıyorum.

Bu vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99. açılış yıl dönümü kutlar, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nızı tebrik ediyorum.

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.