Ana Sayfa Genel Millî Mücadele’nin 100.Yılında

Millî Mücadele’nin 100.Yılında

Yazar: Misafir Kullanıcı
0 Yorum 49 Görüntülenme

Bugün, Türk İstiklâl’ini gasp eden yedi düvele karşı başlatılmış olan istiklâl mücadelemizin ilk adımının atıldığı, Türk milletinin daima ileri gitmek için aradığı umudun var olduğu, hürriyet ateşinin yakıldığı gün; 1919 yılının Mayıs ayının on dokuzuncu günüdür.

YÜZÜNCÜ YILA İTHAFEN…
Aşılmaz denilen dağları aşan, alınmaz denilen kaleleri-şehirleri alan, yok edilemeyecek güçte denilen düşmanları yok eden yüce Türk milleti türlü savaşların ve basiretsiz yöneticilerin hataları sonucunda çağın gerisinde kalmış; sanatta, teknolojide, bilimde, ilimde, irfanda hürriyetini ve maharetini yitirmişti. Ülkeyi dardan çıkaracak ilimleri öğrenerek feraha ulaştırır umuduyla yurt dışına gönderilenler mahrum kaldıkları zenginlikleri görünce gittikleri yerlerin hayranı olarak özlerini unutmuş ve asimile olmuştu.
Devlet erkanı “ya işgale uğrarsak, ya hükümranlığımız son bulursa” gibi şahsi menfaatlerinin hayrı için olan tehlikelerden ötürü korkmuş, sineye çekilmiş, hareket edemez hale gelmişti. Ordumuz siyasi fikirlerle bir takım gruplaşmalara girmiş ve bu gruplaşmalar sebebiyle birçok savaşta utanç veren rezaletlerle yenilgiye uğrayarak sefalet getiren sonuçlarla karşılaşmıştı. Tüm bu olumsuzluklar Türk milletini yaralamış, devletimizi dünyada “hasta adam” konumuna getirmişti.
Tüm bu yaşanan sıkıntılar, zor ve çetin geçen günler nice kahramanlar yaratmıştı. Bu zor günlerde ülkeyi kendi malı, vatanın gerçek sahibi olan Türk milletini de kendi tebaası olarak görenler; kendilerine boyun eğmeyen, düşman işgalini onaylamayan, hürriyet ve millet sevdalısı kahramanları engellemekten ve düşman isteklerini yerine getirmekten başka bir şey yapmayarak milletin kaderini hiçe sayarak “şeref ve haysiyet yoksunu” tavırlar sergileyerek “Hıyanet-i Vataniye” fertleri olmuşlardır.
Bu çetin geçen zorlu zamanları yüce Başbuğ ATATÜRK “Nutuk” adlı eserinde anlatmıştır. Yüce ATATÜRK karanlığı aydınlatmak, geri kaldığımız medeniyetlerin önüne geçmek, irfanı, vicdanı, fikri hür olan Türk nesillerinin yetişmesini sağlamak için; Millî Mücadele’yi ve gelişen süreçte bağımsız ve millet egemenliğinin var olacağı yeni, güçlü, dinamik bir Türk devleti için 1919 yılı Mayısının 16. gününü 17. gününe bağlayan gece heyetiyle birlikte Samsun’a doğru yola çıkmıştır. Bu yola çıkış sebebi her ne kadar 9. Ordu Müfettişliği görevi olsa da aslında Türk milletini kurtuluş mücadelesi başlatmaya ikna ederek Millî Mücadele’yi başlatmaktı. Öyle de oldu. 19 Mayıs günü Samsun’a varılmış ve her şeyin çok güzel olması için hemen mücadeleye başlanılmıştı. Kongreler, genelgeler, meclis görüşmeleri, türlü savaşlar, mücadeleler yaşanmış; Başbuğ ATATÜRK önderliğinde Türk milleti düşmanı yurttan def etmişti. Hürriyet için ayaklanan yüce Türk milleti Haçova Savaşı’ndan sonra ilk kez taaruza geçmiş, birçok yenilginin utancını yok eden bir galibiyet alarak tüm dünyaya güçlü, cesur ve her zamanki gibi Türklük şuurumuzun -yok edilmek istenmesine rağmen- tarihte olduğu gibi var olduğunu göstermişti.
Son bulan silahlı savaşların ardından cehaletle olan savaş başlamış; muasır olan medeniyetlerin seviyesine değil önüne geçmek için mücadeleye konulmuştu. Artık hedef Akdeniz değildi fakat tüm güçle ve inanmışlıkla ileriydi.
Fabrikalar kurulmuş, hiç olmayan sanayi atılımıyla sanayileşme başlamıştı. Tarım aletleri ve ürünleri, uçaklar, silahlar ve birçok şey üretip satmaya başlanmıştı. 10 yıl öncesinde vasat durumda olan durumumuz, çağlar ötesindeki imkanlarımız sürekli olarak gelişmekteydi. Yüce ATATÜRK geçmişte yapabildiklerimizi bilerek milletine güvenmişti. Türk milleti zekiydi ve çalışkandı. Yüksek ahlaka ve şuura sahipti.
19 Mayıs 1919 günü atılan adım sayesinde her şey güzel oluyor ve Türk milleti hak ettiğine ulaşıyordu. Uçurum kenarındaki ülke kurtarılmış, yeni Türk devleti kurularak vatan yeniden onarılmıştı. Bu vatan ezelde Türk milletinindi, halde ve gelecekte de Türk milletinindir diyen Başbuğ, yok olmamızı bekleyenlere ve yok etmek isteyenlere yüzyıllar boyunca vereceğimiz cevabı tüm dünyaya duyurmuştu.
Ve yüz yıl sonra Nutuk’ta anlatılan o günlerdeki durumla hemen hemen karşı karşıyayız. Memleketimiz bilfiil olmasa da işgal altında bulunmaktadır. Ülke toprakları bir bir satılıyor, askeri üslerimiz müttefik görünümlü düşmanlarımızın kullanımına sunuluyor, fabrikalarımız satılıyor. Ordumuz türlü tuzaklar ve kumpaslarla yıpratılmak, diz çöktürülmek, ele geçirilmek istendi ve kısmen başarılı olunmakla birlikte hâlâ daha bu istekle karşılaşıyor. Türk gençliği yozlaştırılmaya, yobaz sürüsü haline dönüştürülmeye, eğitimsiz bırakılmaya çalışılıyor. Gaflet, dalâlet ve hıyanet içindeki iktidar sahipleri cebren ve hile ile düşman isteklerini gerçekleştiriyor.
Fakat… Hesaba katamadıkları bir şey var: Onlar yüz yıl önceki yedi düvelin torunları, hizmetkârlarıysa bizler de “Başbuğ Mustafa Kemal’in askerleri, Başöğretmen Mustafa Kemal’in öğrencileri, Sarışın Bozkurt’un bozkurtları, ATATÜRK’ün evlatlarıyız.” onlar savaş gemisinden işgal ettikleri topraklara çıkmaya korkan Hacıanestis ise; bizler posta vapuruyla mücadele başlatmaya giden, “süngü tak” emriyle savaşın kaderini belirleyen, imkansızlıklara rağmen nice imkansızı başaran Mustafa Kemalleriz!
“Ya istiklâl, ya ölüm” diyerek yola çıkan Türk milleti asırlarca hür olduğu gibi kanını akıtarak, canını vererek hürriyetini asla vermeyeceğini göstermişti. Hürriyet için Bandırma adlı vapurla yola çıkılan o kutlu günün yüzüncü yılı olan bugün, 19 Mayıs 2019 kutlu olsun!
Bu günleri görmemiz için mücadele eden başta yüce Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları olmak üzere tüm Millî Mücadele kahramanlarının ruhları şad olsun. Unutmak ve unutturmak isteyenler diğer milletlerin söylediklerine kulak versinler: ATATÜRK’Ü OLAN MİLLET ÖLMEZ!

TÜRKELİ’NİN SON ATASI: ATATÜRK
Mustafa Kemal ATATÜRK yalnızca Türkiye Türklerinin atası değildir. O, Altaylardan Tuna Boylarına kadarki yüce vatan topraklarımızdaki her bir Türk’ün son atasıdır. Türk milletinin O’nun önderliğinde mücadele ederek Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Tükristan’dan gelen evlatları da mevcuttur. Başbuğ ATATÜRK’ün mücadeleye ve milletine olan inancı Türkistan’daki Türkleri etkileyerek onların da hürriyet mücadelesi vermesini sağlamıştır. Ulu Önder, Türkistan’daki ve Yakutistan’daki Türklerin Türkiye Türkleriyle birliğini sağlamak için mücadele etmiştir. Bölgede konuşulan Türkçe ile Türkiye Türkçesinde gazete, dergi gibi çift basım neşrederek “dilde birliği” sağlamak istemiştir. Misak-ı Millî sınırlarını gerçekleştiremeden vefat eden yüce Başbuğ Türk gençliğine miras olarak bıraktığı inancı içerisindeyim. ATATÜRK “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi olan büyük bir kumandandır. Ömrü cephelerde geçmiş biri olarak hürriyetin olduğu adil bir barışa inandığı hayatı ve söylemleriyle apaçık bellidir. Vefatının son anına kadar Misak-ı Millî’den vazgeçmediği de herkesin malumu olduğuna göre,
hakkımız olan maddi ve manevi birliğin sağlanması tüm Türk gençliğinin en asli millî görevlerinden biridir.

0 Yorum

Yorum Yap