Türkçülük Doktrin Değildir

Doktrin, Bir konu veya inançta kabul ve kuralların bütününe verilen isimdir. Kalıplaşmış fikir, doktrindir. Doktrin belirli kabul ve kurallardan oluştuğu için fikri ve hareketi dondurur. Çünkü yüzyıllar içinde hatta yıllar içerisinde durum ve şartlar değişebilir. Değişen şartlara sabit kural ve kabullerle cevap verilmesi imkânsızdır. O yüzdendir ki ismini bildiğimiz ya da bilmediğimiz bir sürü doktrin vardır. Doktrin bir noktada herhangi bir hususa cevap vermediği durumda başka doktrinle harmanlanır ya da yeni bir çözüm yolu üretilir. Ancak oluşan doktrinin fikir ve hareketi dondurması engellenemez bir gerçektir.

Mesela, Komünizm, Sosyalizm, Marksizm vs. gibi zırvalıklar her çağda aynı ekonomik prensibi söyledikleri için yıkılmış veyahut donmuşlardır. Her yıl, her yüzyıl değişen sosyal durum göz önüne alınmaksızın öne sürülen kalıplaşmış kural yok olmaya mahkûmdur.

Elbette ki bir fikrin bir temele oturması için bazı değişmez gerçeklere ihtiyacı vardır.

Mesela Türkçülüğün iki değişmez, tartışılmaz konusu ırkçılık ve Turancılık gibi.

Mesela Komünizm, Sosyalizm, Marksizm’in değişmeyen prensipleri ise din ve milliyeti yok saymaktır. Ama hem milliyet yok sayılmasın hem de sosyalizm olsun istenince ortaya nasyonal sosyalizm diye başka bir doktrin-kalıplaşmış fikir ortaya çıkar.

Ancak Türkçülük oturduğu temel değerler değişmeksizin her çağa ve coğrafyaya uyumluluk gösterir, yarar getirir. Azınlıkta olan Türklerin kendi topraklarında demokrasi ne kadar zararlı ve lanet bir şey ise, Güney Azerbaycan’da o kadar yararlıdır. O yüzden Türkçülük bir doktrin-kalıplaşmış fikir değildir. O yüzden diğer fikirler yüz veya iki yüz yılda silinebilirken Türkçülük tarihin ilk zamanlarından beri var olmuştur. Günümüzde de tüm ihtişamıyla parlamaktadır. O yüzden çok defasında sorulduğunda Türkçülüğün iktisadi programı – ekonomi modeli, eğitim sistemi, savunma sanayi programı vs. gibi soruların cevabı bulunmaz. Bu yüzden Türkçülük hiç donmayacak ve yıkılmayacaktır.

 

Hangi alanda ne iş yapılmak isteniyorsa Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından sözü yapılacak işin tüm detaylarına kadar yardımcı olacaktır.

Türkçülük fikir sistemi olmaya başladığından bugüne, bugünden de sonsuza kadar hiçbir zaman değişiklik gösterebilen durumlara sabit fikirler söylemeyecektir. Tabii ki bazan, bazı Türkçüler yapılması gereken sistemleri kendi fikirleri olarak söylemişlerdir. Ancak bu hiçbir zaman kalıplaşmış kuralı olmamıştır.

Örnek olarak Gökalp’in belirttiği ekonomik sistem ve Atsız’ın belirttiği eğitim sistemi.

Herhangi bir Türkçü, ya da Türkçülük iş başına geldiğinde değişen durumları tekrar değerlendirecek ve o duruma uygun sistemi uygulamaya koyacaktır. Tek şart Türkçülüğün değişmez ilkelerinden asla taviz verilmemesidir. Bu iş için Türk’e göre, Türk tarafından, Türk için sözü yeterlidir.

Atatürk Türkçü birisi olarak Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Türkçü olmasına rağmen onun uyguladığı sistemler Türkçülüğün kalıplaşmış kuralı – doktrini değil, tarih sayfasında Türkçü bir örnekten ibarettir.

Türkçüler, döneklik ve şerefsizlikleri bir yana bırakırsak siyasi partilere bu yönüyle de karşı olmalıdırlar. Çünkü parti kurmak için bir parti tüzüğüne ihtiyaç vardır. Yani partinin bir doktrini olmalıdır. Doktrin ise fikri, yöntemi dondurur. O yüzden Türkçülük parti kıskacına sıkışamaz.

Bu yüzden Türkçüler siyaset yapamaz. En önce ırkçı bir parti kurulamadığı için, sonra da parti kurulması için doktrin-kalıplaşmış kural gerektiği için.

Atatürk hiç şüphesiz devletin kurucusu olduğu için bir doktrin-kalıplaşmış kural olmadan parti kurabilmişti. Zaten o partiyi de meclis yapısını oluşturan bir unsur olarak kurmuştur. Yaptığı iş ve eylemleri Cumhuriyet Halk Fırkası kurucusu ve lideri olarak değil, Meclis başkanı ve Cumhurreis olarak yapmıştır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Atatürk’e “Paşam, partinin doktrini yok” demiş, Atatürk de “Elbette yok çocuğum, eğer doktrine gidersek hareketi dondururuz” demişti. Kemalizm 1935 Cumhuriyet Halk Fırkası ilkelerine verilen isimdir. Bu kurultay Atatürk’ün katıldığı son kurultaydır. Atatürk bu kurultaya kısa bir konuşma yapmakla katılmıştır. Partililer bu prensiplere Atatürk’e olan sevgi ve bağlılıklarından ötürü Kemalizm demişler ve fikri doktrin haline getirerek dondurmuşlardır.

Bu Kemalizm’in partililerce parti programına verildiği yıl şöyle de bir olay gerçekleşir.

“Yıl 1935
Mustafa Kemal’in önüne imzalaması için bir evrak gelir. Evrak parti ile ilişkilidir… Mustafa Kemal isminin yazdığı yere imzasını atarken CHP Genel Başkanı unvanını kullanmaz. Sorarlar:

-Paşam ‘Neden CHP Genel Başkanı yazmıyor.’ Cevabı ilginç olur… -Nereden bileyim CHP’nin sonsuza kadar benim partim olarak kalacağını.”

Yukarıda da bir vesile ile belirttiğimiz gibi Atatürk CHP genel başkanı unvanını kullanmaz. Çünkü çok iyi bilmektedir ki partisi kendi düşünce çizgisinden çıkarsa yaptıklarını Atatürk’ün ismi arkasına saklarlar.

Bugün Kemalist ve Atatürkçü geçinenlerin yaptığını Atatürk o yıllardan görmüş ve buna göre hareket etmiştir.

Aynı Atatürk diyor ki;

“Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.”

Cumhuriyet Bayramı açılış konuşmasından, 1933

 

Kişi üzerinden doktrin haline gelen davalar tamamıyla kısır bir hal almaktadır. Çünkü bu düşünceler bir kişiye bağlı doktrin olduğu için sadece bir eksende cevap verebilmektedir.

Atatürk zamanında uzaktan eğitim diye bir kavram yoktu. Çünkü teknoloji ve şartlar o seviye de değildi. O zaman Atatürkçü eğitim düşüncesini savunanların uzaktan eğitime karşı olması gerekirdi. Çünkü Atatürk’ün eğitim anlayışında böyle bir şey yoktu.

Bu örnekleri sonsuza kadar uzatabilirsiniz. Bir kişi tüm sorunlara meselelere yetecek kadar fikir ve düşünce oluşturamaz. Muhakkak yetersiz kaldığı, çözemediği sorunlar olacaktır. Çünkü zaman geçmekte çağ, sosyal yapı ve teknoloji ilerlemektedir. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. O yüzden donmuş fikir ve doktrinler daima zamanın ilerlemesiyle çözülmeye, yok olmaya mahkûmdur.

 

Türkçülük milletin içgüdüsünden doğmuş bir yöntemdir. Yapılacak işlerin hangi yöntem ile ne şekil yapılacağını bu içgüdü belirlemiştir. Fikir sistemine geçmeye başladığı zamandan bugüne de hiçbir kalıplaşmış kural veya doktrin bırakmamıştır. Türkçülük, Türk’ün yararına bir yöntemdir ve asla doktrin değildir. Bu yöntem, Ziya Gökalp’in de bir vesileyle aşağıda bahsedeceğimiz üzere “İlmi, felsefi, bediî bir mekteptir”

Bu okul Türk evlatlarını yetiştirecek, o Türk evlatları da iş başına gelince asırlardan günümüze yansıyan bu yöntem ile iş görecektir. Bu yüzden Türkçülük kimseden parasını, oyunu vs. istemez son derece anlaşılır ve basit bir davadır.

Türkçülük doktrin ve kalıplaşmış kurallardan uzak olduğu sürece de sonsuza kadar yaşayacaktır. Değişen ekonomi şartları, eğitim şartları, teknoloji şartları, yönetim biçimi şekillerine karşılık Türkçüler kalıplaşmış bir şekilde belli bir şey söylemezler. Ancak yapılacak işlerin, yapılacak zamanında kendi fikri olarak bir takım sistem ve görüşler belirtmek elbette ki normaldir. Bu fikir ve görüşler belirtildiği zaman yapılacak iş hangisiyle daha yararlı olur, onun tespit edilmesini sağlar. Ancak ilerleyen dönemdeki Türkçüler geriye baktığında kalıplaşmış kural veya doktrin değil, sadece tarihte Türkçü bir örnek görecekler, alınması gereken dersleri alacaklardır.

Bu yüzden Türkçülük bir doktrin değildir, hiçbir zaman olmayacaktır. Ziya Gökalp’in şu sözü yeterince açıklayıcı ve nettir. “Türkçülük siyasî bir fırka değildir. İlmî, felsefî, bediî bir mekteptir. “

Bir fikrin karakteri olması için sahip olması gereken değişmez unsurları içerisinde barındıracak ve rehberi sadece akıl, bilim ve Türklük olacaktır.

Aklın ve bilimin çözemeyeceği durum düşünülemez. Yetersiz kaldığı durumlar olabilir ancak zamanın ilerlemesiyle bu yetersizlik aşılmış olunur.

Türkçü yaşadığı çağ ve asırda durum ve şartlar ne olursa olsun aklın ve biliminin sonucunu Türklüğe hizmete adayacaktır. Akıl ve bilim Türklüğün hizmetinde olup, Türkçülük hiçbir zaman donup kalmayacak, doktrin şeklini bulmayacaktır.

-Türkmen

İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR

Türkçü-Turancı. Çeşitli mühendislik ve bilim alanlarında Türk uğruna savaşmayı hedeflemiş bir Genç Atsız.
İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR Son Yazıları (Hepsi)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.