Ana Sayfa Tanıtım İsmail Enver Paşa

İsmail Enver Paşa

Yazar: Timuçin Demir
0 Yorum 43 Görüntülenme

Geçtiğimiz günlerde Enver Paşa’nın vefat yıl dönümüydü. Vefat yıl dönümü sebebiyle yanlış söylenenleri düzeltmek ve paşayı anmak için bu yazıyı hazırladım.

Enver paşanın vefatından bugünlere kadar hep hakkında bir şeyler yazıldı, çizildi. Kimileri şuursuzca bir şeyler söyledi, kimileri de gerçeğin ışığının aydınlattığı şeyleri aradı.

Teknolojinin ilerlemesiyle ortaya sosyal medya diye bir kavram çıktı. Sosyal Medya’da görüşlerin kolay açıklanabilmesi sayesinde çok farklı görüşlere tanıklık ettik. Enver Paşa hakkında bilinenler, sosyal medya sayfalarıyla çok farklı yerlere gitti. Onu yerin dibine sokanlar olduğu gibi, göklere çıkaranlar da oldu. Burada sosyal medyanın kitleleri kolayca etkilediğini görebiliyoruz. Burada bir konuya değinmek istiyorum.

İsmail Enver Paşa’nın şehadete ulaşmasının yıl dönümündeki bazı paylaşımlardan yola çıkarak görülüyor ki, kitleler gerçeğe dayanmayan bilgilere kolayca inanabilmektedir. Gerçeğin çarpıtılması, öncelikle gerçeğin kendisine zarardır.

İsmail Enver Paşa bir Turancı değildi. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Neye dayanarak söylemek gerekir?

Bir kişinin ne olduğunu anca kendisi belirleyebilir. Bunu yazılarında belirtebilir, konuşmalarında belirtebilir, mektuplarında belirtebilir. Enver Paşa’dan doğal olarak konuşma kaydı az kalmıştır. Ancak mektup ve yazıları onu anlamak için yeterli ölçüdedir. Enver Paşa emir yazısı dışında yazı yazmamış biri olarak düşünülebilir. Oysaki bu yanlıştır. Çıkardığı dergi ve gazeteler vardır. Bu gazete ve dergilerde Osmanlı’daki ismiyle mecmualarda yazılarının içeriği tamamen İslam hassasiyeti üzerinedir. Bir diğer etken olan mektupların içeriğini de torunları vasıtasıyla artık tamamen biliyoruz. Dışarıdan yorumlandığında Turancı gibi gözükebilen Enver Paşa, yazı ve mektuplarında çok net anlaşılıyor ki İslam hassasiyetiyle hareket etmiştir. Onun Müslüman Türkler arasında mücadele etmesi bir zorunluluktu. Çünkü İttihat ve Terakki hükumeti istifa edip yurt dışına gitmeyi kararlaştırdığında Enver Paşa gitmek istememişti. Yapmak istediği bir mücadele sahasına gitmek, orada emelleri için sonuna kadar çalışmaktır. Birinci dünya savaşında Türk milleti dışındaki bütün Müslüman cemiyetler, Osmanlı yönetimine ihanet etmiş, arkadan vurmuştur. Osmanlı’ya karşı bir huzursuzluk oluşmuştur. Enver Paşa o yüzden geriye tek kalan saha olan Müslüman Türklerin yaşadığı Kafkasya bölgesine, oradan Orta Asya’ya geçmiştir.

Onu Turancı gibi göstermek bize hiçbir şey kazandırmaz da kaybettirmez de. Kendisinin hakkında fikir sahibi olduğumuz tek kaynak mektupları ve yazılarıdır. Tüm mektup ve yazıları dikkatli bir şekilde inceleyince Turancı olmadığı kolaylıkla anlaşılır. Onun Türkistan coğrafyasında mücadele verdiği için doğrudan Turancı demek ile önemli bir noktayı atlıyoruz.

Tarihi gerçeğin dışında çarpıtarak, kendimiz için çarpıtarak yazınca ondan alınacak ders de aradan kaynıyor.

O yüzden tarihi gerçekliğiyle öğrenmek gerekir. İsmail Enver Paşanın mektuplarını inceleyen bazı kişiler Turan ifadesini görünce onu bir Turancı ilan etmekten çekinmemişlerdir. Aslında biraz dikkatle baksalar Enver Paşanın Türkistan’ı (Orta Asya) Turan ile de ifade etmiştir.

Örnek vereyim; Turana gittim, Turana vardım gibi ifadelerden bu anlam çok rahat anlaşılmaktadır. O dönemde o bölgenin ismi Turan olarak bilinir, o şekilde isimlendiriliyordu. Coğrafi bölgenin, o coğrafi bölgeyi taşıyan fikir ile bir ilgisi yoktur. Enver Paşa’nın kullandığı Turan Orduları Başkomutanı unvanı da bu coğrafya isminden gelmektedir.

Aslında İslam ülküsü güttüğünü de mektuplarını detaylı incelerseniz çok açık ortadadır. Ailesi kişisel mektuplarını Murat Bardakçıya derlemesi için verdi. Murat Bardakçının Enver isimli kitapta mektupları ve diğer bilgileri derledi. Bu kitabı okuyarak belgeli bilgilere ulaşabilirsiniz.

Ancak Enver Paşanın hayatında çok ince bir nokta var ki en çok dikkat edilmesi gereken nokta burasıdır. Ders alınması gereken bir durumu ifade ediyor. Çünkü ailesi ile Almanya’ya kaçarken, kaçmayı reddetmiş, Kafkasya üzerinden Turan’a(Orta Asya)gitmiştir. Diğer Müslüman bölgelere gitmemesinin nedeni yukarıda belirttiğimiz gibi bellidir. Çünkü bir zorunluluk olarak o bölgelerde mücadele imkânı artık kalmamıştı. Osmanlı diğer Müslüman ülkeler tarafından ihanete uğramış, bu ihanet Osmanlı yönetimine karşı oluşan huzursuzluk ve nefretten doğmuştu. Böyle bir ortamda Osmanlı Paşası’nın mücadele edemeyeceği çok açıktır. Bu ihanet o sahalarda mücadele edilmesini engelliyordu. Geriye haritada kalan tek yer Türkistan bölgesindeki Müslüman coğrafyaydı. Bu yüzden Kafkasya üzerinden Turan’a gitmeyi seçmiştir. Aslında bir bakıma ülküsünü gerçekleştirmek için buna mecbur kalmıştır. Kendisinin her mektup üzerinde ısrarla ve hassasiyetle durduğu konu İslam’dır. Tüm nefesini ve çabasını bu uğurda vermiştir.

Türkistan coğrafyasına gitmesi, kaderin garip bir tecellisiydi. Türk’ün, Türk’ten başka dostu yoktur sözünün bir ispatıydı. Çünkü Türkler harici kalan Müslümanlar, Osmanlıya ihanet etmek için bir an düşünmemişti. Türkistan bu kaderin götürdüğü, zorunlu bir yoldu. Enver Paşa mücadele etmek istiyordu ve mücadele edebileceği tek saha da burasıydı.

Hiç bir şekilde Türkçü ve Turancı görüşe sahip olmayan Enver Paşa’nın bu şekilde gösterilmesinin bazı nedenleri var. Türkçülük ve Turancılık davasını hayalperestlik, çok kan kaybettiren gereksiz bir şey gibi göstermek isteyenler, Enver Paşa’yı bu konuda kullanmakta hiç çekinmedi. Her türlü fikri içinde barındıran İttihat ve Terakki’nin içinde Türkçü ve Turancı düşünce vardı. İttihat ve Terakki’nin lideri için bu ifadeyi kullanmak sırıtmıyordu. Zaten Enver Paşa’nın kendi kişisel mektupları ve evrakları da ortalıklarda yoktu. O yüzden herkes rahatlıkla istediğini söyleyebilir, nasıl olsa aksi ispat olunamazdı.

Tabii ki bu tür ham düşünceler, biraz başarıya ulaşmış olsa da hayal olarak kaldı. Çünkü paşanın tüm evrakı ve mektubu yayınlandı. Olayları daha net ve objektif görebilme şansına ulaştık. O Türkçü ve Turancı olsaydı, art niyetlilerin istediği  gibi dava zarar görmezdi tabii ki. Ancak hiç bir şekilde Türkçü ve Turancı değildi. Onun hakkında başkalarının verdiği kararlar hiç bir yönden ciddiye alınamaz. Verilecek hüküm, paşanın mektupları ve yazılarında belirttiklerinden biraz daha fazlası olamaz!

Enver Bey, yenilmiş bir kumandandı. Yenilmiş insanların uğradığı akıbete uğradı. Yaptığı hatalarla beraber, yapmadığı hatalar da üstüne yıkıldı. Koca bir millet onu Sarıkamış’ta, tek kurşun atmadan doksan bin askeri şehit ettiği için kızıyor, küfrediyor.

Bu iddia o kadar saçma ve gülünçtür ki ben bunu ilk duyduğumda inanmamıştım. Çünkü doksan bin kişinin hiç kurşun atmadan ölmesine imkân yoktu. Bu ancak bir bilim-kurgu filminde olabilirdi. Sonrasında araştırdığımda gerçeğin bambaşka olduğunu gördüm.

O kadar bir kayıp yoktu. Şehit olanların çoğunluğu hastalıktan ve iddia edildiği gibi soğuktan olmuştu. Ama soğuk ve savaş karşı tarafı da çok fazlasıyla kırmıştı. Çok fazlasıyla düşman kayba uğratılmıştı ama harekât hava nedenleriyle devam ettirilmemişti. İşin içinde Hafız Hakkı Paşa’nın da olduğunu kimse fark etmedi bile. Çoğu kişi bu isimden habersiz. O savaşın emir vereni Enver Paşa idi ama komutanı Hafız Hakkı Paşaydı.

Enver Paşa, askerleri denetlemeye geldiğinde Hafız Hakkı Paşa eldeki tüm giysileri ve teçhizatı bir grup askere vererek Enver Paşa’nın denetimine çıkarmıştı. Enver Bey, diğer askerlerin durumunu, kıyafet, cephane vs. gibi konuları bilmiyordu. Çünkü Hafız Hakkı Paşa hırsı için böyle bir şey yapmayı uygun görmüştü. Neticede Sarıkamış’ta hiç iyi şeyler olmadı. Tek suçlusu Enver Paşa olmamakla beraber, atılan iftira kadar da bir suçu yok.

Subay, gerekli kararları almayı bilen kişidir. Enver Paşa, askeri makamın en üstündeyken dünya savaşına tek başına karar alarak girmiş, kendisinin en yakın arkadaşlarına bile bahsetmemişti. Çünkü duyulmasını istemiyor, konunun tartışmaya açılmaması gerektiğini düşünüyordu. Böyle bir düşünce ile savaşa girmek için, tek başına gereken emri verdi.

Bir takım kimselerin uydurduğu gibi bir Alman hayranlığı davası üzerine böyle bir hareket sergilememişti. Mevcut coğrafi dengeyi biliyordu. Kimin ile ittifak olunacağını veya olunamayacağını iyi biliyordu. Çünkü Almanya harici diğer devletlerle de bizzat temasta bulunmuş, ittifak aramıştı. Hiç sevmediği İngilizlerden bile. Oysaki Almanya’dan başka kimse yanaşmıyordu. Savaşa tek başına girerlerse çok kötü sonuçlanacağını tasavvur etmişti. Bu yüzden Almanya’nın yanında yer almak gerekir diye düşünüyordu. Bu tarz kararlar hayranlıkla verilecek kararlar değil. Bütün gün sosyal medyada dolaşan, okumaktan aciz, düşünmekten yoksun gençlerin anlayacakları bir durum değildir. Üstünde üniformanın ağırlığını hissetmeyen, üst rütbelerde rüyasında bile görev alamayan kişilerin ağzını kafasına göre açması doğaldı. Çünkü bunlar kendi hiçliklerini püskürüyordu.

Enver Paşa çok başarılı bir komutan sayılmamakla beraber, usta bir asker değildi. Ancak ne ufak bir çocuk, ne de herhangi birisiydi. Hayalleri ve hedefleri olan, eğitim görmüş bir komutandı. Genel olarak başarısızlığa uğradıysa da bu onun kötümserliğinden, art niyetinden ya da alçakça ona atılan vatan hainliği gibi bir durumdan kaynaklanmıyordu.

İstediklerini ve düşündüklerini gerçek ile bağdaştıramamıştı. Bağdaştıramadığı oranda da sonuçlar hep kötü olmuştu. Ancak cesaretinden hiç bir şey kaybetmedi.

Cesareti, Pamir Dağları’nda mitralyöze doğru dörtnala koşmasıydı.

Bize ondan kalan, hayatından bir kaç parça ders ve şehadete koşarak gitmesi oldu.

Geçmişe hakaret eden, onu Atatürk veya başkasıyla kıyaslayan kişilerin üzerinde durup, dikkatle incelemesi gerektiği konularda bilgisiz konuşması, üzücüdür.

Öğrenip anladıkça aktarmak da bizim görevimizdir.

Sen bizim geçmişimizsin, hataların ve doğrularınla bize aitsin. Ne bir vatan haini, ne de art niyetlisin. Ne de hamasi duygularla söylenenlersin.

Sen, bizimsin.

Ruhun şad olsun paşam!

 

10.08.2016

 

0 Yorum

Yorum Yap