Atatürk Bizden Biridir

Atatürk Bizden Biridir!

Atatürk hakkında birçok şey yazılıp çizilmiştir. Dünyanın tamamı ona hayran iken kurduğu ülkede adını kötü ananlar olmuştur. Atatürk on beş yaşında Türk milletinin refahı için askeri bir liseye, tamamen kendi iradesinin buyruğuna uyup kaydolmuştur. On beş yaşında başlayan askerlik mücadelesini, Osmanlı’nın üç kıtaya ayrılan topraklarında on beş yıl boyunca sürdürmüştür. On beş yıllık askerlik hayatında birçok gurura malik olmuş, bunu gazilik onuru ile de taçlandırmıştır. Elli yedi yıl yaşamıştır. Elli yedi yılın tamamında “Türk için” çalışmıştır. “Türk” milleti ile omuz omuza vermiş, savaş kazanmıştır. “Türk Genci”ne hitap etmiş, “Türk Kadını”nı yere göğe sığdıramamıştır. Mücadelesinin tamamı “Türk için” verilmiştir.

Atatürk’ün nasıl bir kahraman olduğunu anlatmak zordur. Onu anlatabilmeye lâyık pek çok az kalem vardır. Gerçi eserlerine bakmak, savaştığı savaşları yaşarcasına okumak onun kahramanlığını anlatmaya yeterlidir. Samsun’a çıkışından tutun, Kurtuluş Savaşı’nın sonuna dek koskoca bir kahramanlık öyküsüdür. Kocatepe’de ciğerlerini tütüne boğan Mustafa Kemal, adeta Türk’ün çelikten yüreğinin bir tasviridir. Yüzyıllardır dünyanın hatırından silinmiş olan Türk savaş adap ve geleneğini yeniden göklere haykırmış, nârasını da bir Türk gibi atmıştır. Zira Mustafa Kemal’in gösterdiği biçimde bir kahramanlık, Türkler dışında hiçbir millete nasip olmuş değildir. Atatürk, ataları gibi yaşamış, ataları gibi savaşmıştır. Yaşadığı çağın ve geleceğin en büyük lideri, kudretini Türk atalarından toplamıştır.

Her damla terini Türk usûlünce, “Türk’e göre” akıtmıştır.

                Elbet tabii Osmanlı’nın son döneminde düştüğü tarzda zorluklar sadece Türklerin başına gelir. Birçok ülke işgal edilmiştir. Birçok ülke dışarıdan saldırı almıştır ancak hiçbir ülke birçok ülke tarafından işgale uğramamış, hiçbir ülke bu kadar fazla ve güçlü ülke tarafından saldırıya maruz kalmamıştır. Türkler tarih boyunca sayısız savaşa girmiş, sayısız milletle ve toplulukla savaşmıştır ancak Kurtuluş Savaşı’nda bir-iki değil, üç-beş devletin emrindeki, beş-altı değil, dokuz-on devletin saldırışına ve ihanetine maruz kalmıştır.

Başbuğ Mustafa kemal, zaferin parolasını, Salih Bozok’un aktardığı üzere “Mustafa Kemaller hep yirmi yaşındadır” tasarrufunda bulunduğu milletinin gençlerine bu kudret “damarlarındaki asil kanda mevcuttur” diyerek vermiştir. Çünkü Mustafa Kemal, kazandığı zaferlerin her zerresini Türk oluşuna borçludur. Türk milleti ise özgürlüğünü ona…

Bir gün Alman biyografi üstadı Emil Ludvig Paşa’yı ziyarete gelmiş, genetik ve bireysel yeteneklerini araştırarak bireysel ölçütler bulmak istemişti… Mustafa Kemal Paşa çocukluk arkadaşı Nuri Conker’e seslendi, “Nuri, bu tarih üstadına benim çocukluk senelerimi lütfen anlat” dedi. Conker lâfa girdi: Kovalamaca, askerlik, kaydırak oynar, yazın mısır tarlasında karga avlardık. Onun farkı, biz gevezelik eder yahut uyuklarken kitap okuması idi. Başbuğ Emil Ludvig’e döndü ve: Gerçek işte budur! Bende insanlar üstü yetenekler aramaya kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük, Türk olarak dünyaya gelmemdir!

Mustafa Kemal’in mücadelesi, “Türk tarafından” verildiği için eşsiz bir füsunla vücut bulur.

***

Türk milleti, Başbuğ’un da dile getirdiği, mevzilerde süngü ile haykırdığı üzere esaret kabul etmez bir millettir. Zira İngilizlere “Haydi beni bir daha tutuklayın İngilizler! Ama görüldü ki tutuklama ve öldürmeyle iş bitmiyor! İşte Türkler, kendi cenaze merasimi için hazırlanan tabutlarını, sahiplerinin başlarına geçirdiler!” diye hitap eden Hindistan bağımsızlık lideri Mahatma Gandhi’nin ülkesi Hindistan’da bugün de İngilizce ana diller arasındadır. Bunun bir eşinin Türkiye’de yaşanması imkansızdır. Çünkü Türk milleti bağımsızlığı uğruna canını vermeye her an hazırdır!

“Türk çocuğu, artık arap çölleri için kanını dökmeyecektir!”

Filistin’den Ürdün’e, Sudan’dan Yemen’e, Mısır’dan Kuveyt’e ve nice arap ülkelerine kendi hazırladığı bayrakları dayatan İngiliz asker Sykes, “eğer kendilerini tanımış olsaydınız, Türklere hayran olurdunuz…” sözlerini, Mustafa Kemal’in yeryüzüne yeniden haykırdığı Türk mevcudiyetine ve kudretine olan tanıklığına binaen söylemiştir.

***

Salih Bozok anlatıyor… İngilizler Çanakkale’de Anafartalar Grubu’nu mağlup edip de cepheyi sökemeyince, yeni bir harekete giriştiler ve bu cepheyi sağdan çevirmek istediler. Düşmanın planını bozmak için Kireç Tepe’yi tutmak lâzımdı. Halbuki oraya giden tek bir dar yol savaş gemileri tarafından makaslama ateş altına tutuluyordu. Her an gülleler korkunç patlayışlarla ortalığı alt üst ediyor, ölüm saçıyordu. Bir insanın değil, bir kurdun bile geçmesine imkan görülmüyordu. Kireç Tepe’yi tutmak emrini alan Türk subay ve askeri tereddüt içindeydiler; fırsat gözetiyorlardı. Fakat düşmanın ateşi bir an bile kesilmiyordu. Mustafa Kemal bu hali görünce siperlere koştu,askerin arasına karıştı ve sordu:

”Niçin geçmiyorsunuz ? ”

İçlerinden biri cevap verdi:

”Düşman ölüm saçıyor, geçilmez !”

Mustafa Kemal zerre kadar korku ve tereddüt göstermeden: ”Oradan böyle geçilir!” dedi ve ileri fırladı. Mehmetçik artık durur mu ? O da kumandanının arkasından ileri atıldı. Toz, duman, alev ve ölüm kasırgasını yaran askerler karşıya vardılar, tepeyi tuttular.

Kurtuluş Savaşı’nın mağluplarından bir milletin Tümgenerali Sir Charles der ki, “Savaşın zevkini almak isteyen herkes Türklerle savaşmalıdır.”

***

İtalyan şair Tasso’nun Türkler hakkında sarf ettiği şu deyişi de paylaşmak zorundayım: “Türklerden bahsediyorum… Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya, korkunç bir denize ve insafsız bir yıldırıma benzeyen Türk; dost yanında ve silahsız düşman karşısında bir seher yelidir, berrak bir göldür. Gönül açan bu yeli yıldırma, göz kamaştıran bu gölü coşkun bir denize çevirmek tabiatı da inciten bir gaflet olur.”

Başbuğ Atatürk’ün de temsil ettiği Türk milleti, hiçbir dostunu sırtından bıçaklamamış, sahip olduğu toprakların hiçbirini siyasi ya da maddi gayelerin güdüldüğü masalarda kazanmamıştır. İşte tüm bunları destekler nitelikte bir hadise:

“Kısa zaman önce savaştığımız İngilizlerin kralı Edward, İstanbul’a geldiği zaman yatından bir motora binerek Dolmabahçe’ye yanaştı. Atatürk rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalıydı… Kralın bindiği motor dalgaların etkisiyle sallanıyordu. Rıhtıma çıkmak istediği bir sıra eli yere değdi  ve çamur oldu. O sırada Atatürk de kralı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören kral, bir mendille elini silmek istediği anda Atatürk: Vatanımın toprağı temizdir, şehit kanıyla yıkanmıştır. O el bizi kirletmez! Diyerek elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi…”

***

Cumhuriyetin 12. Yıldönümü kutlamaları için birçok afiş hazırlığı vardı. Bunlardan birkaçı şöyleydi:

“Atatürk bizim en büyüğümüzdür.”

“Atatürk bu milletin en yükseğidir.”

Afiş listesini gözden geçiren Atatürk hepsinini üstünü çizdi ve şunu yazdı: “Atatürk bizden biridir!”

Evet, Atatürk bizden biridir.

Biz, varlığını Türk varlığına gözü kapalı armağan etmiş Türk evlatlarıyız.

Biz, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeğe tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik Türk evlatlarıyız.

Biz, mevcudiyetimizin ve istikbalimizin yegâne temelini Türk istiklalini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmekte bulan Türk evlatlarıyız.

Biz, Atatürk gibi “Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından” şiarını benimsemiş Türk evlatlarıyız.

Biz Türkçüyüz, Atatürk bizden biridir!

 

Nurettin Demiral

Nurettin Demiral

Bir adım daha ilerisi için hayâl kurmayıp hedef seçen Türkçü - Turancı genç.
Nurettin Demiral

Nurettin Demiral son yazıları (Hepsini Gör)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.