Nihal Atsız

Hüseyin Nihal Atsız İle Alparslan Türkeş Meselesi

Hem Atsız taraftarı hem Türkeş taraftarı olan kişiler günümüzde hala varlıklarını sürdürüyorlar. Bunun sebebini kolayca açıklayabiliriz. Türkeş taraftarları var olasıya ve sayıları artış gösteresiye kadar Türk Milliyetçiliğin, Türkçülüğün önde gelen ismi Atsız’dı. Sonra da öyleydi, eserleri ve yazılarıyla çok fazla kişinin yetişmesini sağlamıştı. Fakat umutsuzluk insanları başka alanlara yöneltti. Siyasetten medet umdular ve 60 darbesinde medyada Kudretli Albay olarak tanıtılan Türkeş’e ümit bağladılar.

60 Darbesindeki Kudretli Albay figürü, dış siyasetten alınmış ve Türkeş ve onun ekibini yönetimden el çektirilmesi için kullanılmıştı. Çünkü Türkeş’in darbe yönetiminde söz sahibi olmak istendiği biliniyordu. Milli Birlik Komitesi’nde çoğu karar uygun sayıyı yakalayamadığından fazla bir şey gerçekleştirilmiyordu. Türkeş için de komite başkanlığında gözü var diyerek komiteden onu ve onunla birlikte çalışanları tasfiye etmek istiyorlardı. Neticede öyle de tasfiye edilmişti.

O dönemler Arap Yarımdası’nda albayların yönetime darbe yaptığı, sabah erken kalkan generalin yönetime el koyduğu bir zaman dilimiydi. O darbe yapan albaylar için kudretli albay tabiri kullanılıyordu. Türkeş için de basın bu tabiri kullanarak komiteden tasfiye edilmesi sağlandı. Bu yüzden millet onu gerçekten kudretli birisi sanıyordu. Yaşananlar, yapılan hatalar, verilen tavizler, küçük düşmeler böyle bir durum olmadığını anlatacaktı tek tek.

Aslında açık olan ama bazıları tarafından bazı yerleri kavranmayan yerleri tekrar açmaya çalışacağım.

Milli Birlik Komitesi’nden on ikililer olarak tasfiye edildiler. Türkeş Yeni Delhi’ye sürülmüştü. Döndüğünde siyasi parti kurarak çalışma yürütmek istiyordu. Ülkedeki kişilerle mektuplaştı. Ülkeye dönünce bu konuşma ve organize olma işi devam etti. Bunun sonucu olarak yeni bir parti kurmak yerine CKMP’den devam edilmesi gerektiği sonucu çıktı. CKMP oy oranının yükselmesi gerekiyordu. Türkeş genel başkan olduktan sonra oylar düşmüştü. CKMP’nin oy oranlarını yükseltmek için milliyetçilik fikrini sentezleyerek, fikre romantiklik sokarak kitle büyütülmeye çalışıldı. Daha fazla oy için, milletin hassas noktası olan İslam kullanıldı.

Siyaset kariyerinde hep düşük oylar almış, var olan oy oranlarını da düşürmüş Türkeş, başarılı bir siyasetçi olarak göstermek hata değilse bilinçli bir yanlış yönlendirmedir. Geçmişte aldığı oylar, var olan oyu düşürdüğü gibi olaylar kayıtlarla sabittir. Bizce siyaset hayatının hiçbir değeri yoktur.

Kendi fikirleri ve sağlam fikir adamları olmadığı için Atsız’a sarılanların değerlendirmesini yapmak gereklidir.

Bir değerlendirme tarihte yaşanan olayların başından bakılarak değil sonundan bakılarak yapılır.

1944 davası sırasında Atsız tarafından mektup aldığı için tutuklanan Türkeş o zaman için Türkçülüğü benimsiyor gibi olmuş olabilir. Ancak bunun değerlendirmesi baştan bakılarak yapılırsa yüzeysel olarak kalır. Son noktadan itibaren yapılırsa bütünüyle gerçek ortaya çıkar.

Sonradan görüşünü değiştirmiş ve aksi istikamette yol almış, farklı işler yapmış birisi için, başlangıçta şöyle bir şey var ama diye yapılan savunmalar geçersiz ve mantıksızdır. Bir insan bir düşüncede ise, bizim onu öyle değerlendirmemiz için hep o çizgide kalması gerekir. Sonradan bir yerden bir yere dönenler için baştaki durumları ciddiye alınmaz.

Pertev Naili Boratav’da milliyetçilik duygusu hakimken bir takım psikolojik durumlardan dolayı komünist olmuştur. Ömrü boyunca da böyle hareket etmiştir. Şimdi bu kişi başlangıçta milliyetçi diye değerlendirilme yapılırsa saçma ve mantıksız olur.

Atsız’a mektup yazdığı için değerli görülüp tutuklanan Türkeş için Türkçü demekte böyle bir saçmalık ve gereksizliktir.

Şimdi biz de son noktadan duruma bakalım.

Normal birisi hem Atsız Beğ’in görüşünü hem Türkeş’in görüşünü aynı anda benimseyemez. Çünkü ikisi birbirine zıt olmakla beraber uzaktan yakından da alakaları yoktur. Bu son noktada olan bir değerlendirmedir. Bu tezi başlangıç durumundaki iddialarla çürütmeye çalışmak zavallılık olur.

Sentez iddialar saçma olmakla birlikte biraz komiktir. Birbiriyle uyuşmayan fikirler mesela “Komünist Milliyetçilik” , ne kadar komik ise iki zıt noktadaki insanın görüşünü benimsemek de aynı komikliktedir.

Farklı farklı değerlerimiz olabilir. Bunlardan hep yararlı kısımları alarak gelişme gösterebiliriz. Ancak değeri olmayan bir adamı değerli gibi göstermek aldatmacadır. Üstelik çok değerli bir fikir adamıyla bir tutmak,benzetmek akılla dalga geçmektir.

1975 yılında Atsız ‘Ne Yaptığını Bilmeyenler’ yazısında Türkeş için liderlik davası Don Kişot cakasından ibarettir diye açıkça yazmıştır. Ve yüksek tepelere çıktım zannıyla aldanan şahsı şu sözleriyle tüm haklılığıyla itham eder “Yüksek tepelere kartal da çıkar, bazen yılan da çıkar ama kartal yükselerek, yılan sürünerek çıkar.”

1969 Kongresiyle aranın açılması ve sonra olan olaylar ve yetmişli yılların getirdiği net ayrılık ortadadır. Türkeş Atsız’ın cenazesine katılmamış ancak Atsız’ın vefatının ardından bir taziye mesajı yayınlamıştır.

Zamanın yaşayan bütün milliyetçileri Atsız’ın vefatıyla sarsılmış, milliyetçileri yas kaplamıştır. Bu ortama ayak uydurmak için yayınlanan mesajların samimiyetsizliği elbette son derece açıktır. Kaldı ki Türkeş’in Atsız’ın cenazesine gitmeye yüzü olacağını da hiç sanmıyorum. Kendisine ısrar edildiği halde katılmadığını da yazılan hatıralardan öğreniyoruz.

Yücel Hacaloğlu’nun Türkeş’e yönelttiği cenazeye katılma ısrarını kabul etmemesini Hakkı Öznur, Ülkücü Hareket, Portreler kitabından ve cenazeye gitmemesi ile ilgili bilgileri  Hulusi Turgut, Türkeş’in Anıları Şahinlerin Dansı kitabından öğrenebilirsiniz. Hulusi Turgut’a cenazeye gitmeye  “gerek görmedim” diye belirtmiştir.

Cenazesine katılmasına ısrar edilen birisini kabul etmiyor. Birisi sorduğunda gerek görmedim diye cevap veriyor. Şimdi yayınlanan taziye mesajının samimiyetine kim inanır?

Türkçü diye kendini tarif eden birisi kesinlikle siyasi parti taraftarlığı ile ayrıştırmacılık yapmaz. Siyasetin millete verdiği zararları satır satır bilir. Bu günümüz de çok apaçık bir noktadır. Türkçülük, Türk Milleti’ni bir bütün haline getirecek davadır. Türk’ün yararı için kullanılan bir şeydir. Bunu bir taraftarlık, partizanlık, yandaşlık kılıfına sokmak Türk Milletine ihanettir.

Türkçülük bu yüzden asla siyaset taraftarlığına girmeyecek bir olgudur. Bir milleti bütünleştirmek, güçlendirmek isteyen dava, hangi mantıkla o milleti taraftarlık ile bölmeye çalışabilir?

Türk Milleti’nin yararına olacak şekilde Türkçülük, siyasette verilen kararlarlada yapılabilir. Ancak hiç bir zaman Türkçülük davası taraftarlık haline getirilen particilik unsuruyla bağdaşmayacaktır. Siyasilerin basit düşünceleri partiler üstü düşünce ve fikir olarak belirtiliyor. Bu basit düşünceler bile partilerin taraftarlığına girmiyor iken, Türkçülük asla girmeyecektir. Buna rağmen Türkçülüğü taraftarlık haline getirmeye çalışanlara Atsız’dan cevap verelim.

Atsız’ın bu konuda söylediği tüm herkes tarafından dikkate değerdir. “Beyinsiz ve haysiyetsiz olanlara gerçeği öğretmek için boşuna vakit harcama.”

Başbuğ, başkomutan demektir. Hiçbir zaman o mevkiye ulaşmamış kişiye methiye düzmek için bile denmez. Çünkü Türklerce kutsal bir mevkidir. Hiçbir askeri başarısı olmayan adama başbuğ denmez. Türk’ün son başbuğu Mustafa Kemal ATATÜRK’tür.

Sokak hareketiyle, milleti birbirine kırdırarak, hukuksuz komando kamplarıyla ona, buna verilecek bir unvan değildir.

Türkeş’e başbuğ sıfatını yakıştırmak Türk Milleti’nin gerçek başbuğlarına hakarettir. Türk’ün başbuğlarından, tarihten günümüze arasından birini seçin Türkeş’in yaptıklarıyla karşılaştırın. Ruh sağlığınız yerindeyse gerçek başbuğ kimdir göreceksiniz.

Türkeş, Irkçılık-Turancılık Davasında özür mektubu yazarak davadan dönmüştür. Mektupta hatamı anladım. Beni affetmenizi istirham ederim diye yazmıştır. Burada amaç bellidir. Davasını karşılaştığı ilk zorlukta satmaktan sakınca görmemiştir. Ve ayrıca da davasını da aşağılamaktan geri durmamış, yaptığı şeyi bir gençlik heyecanı olarak nitelendirmiştir.

Bu durumu Atsız Beğ’in bir sözü ile bitireyim. Şerefliler taviz vermez, şerefin tavizi yoktur!

1962’de Atsız Beğ’in yazdığı 9 ışığı, 1965’de 9 ışık doktrini diye uyduran kişi de Alparslan Türkeş’tir. 9 Işık doktrinini zamanında hocası gördüğü Atsız’dan öğrendiğini o dönemdeki milliyetçiler bilirdi. Bakalım şimdikiler biliyor mu?

Atsız Beğ’in çıkardığı Türkçülüğün kalesi olan Ötüken Dergisini teşkilatlarına yasaklatıp Kürtçe Kon dergisini çıkartan da Alparslan Türkeş’tir.

Ötüken’i partisine yasakladığı genelgeyi de tam bir siyasi kıvraklığıyla Atsız ve kardeşi Nejdet Sançar’dan saklamıştır. Nejdet Sançar sorduğu zaman öyle bir şey yok diyor, ancak parti de Atsız ve Ötüken aleyhinde propagandaya izin veriyordu. Ancak yalancının mumu yatsıya kadar yandı. Gerçek gün ışığı gibi açığa çıktı. Türkeş partisine o derginin girmesini yasaklamış. Hatta teşkilat içi etkinliklerde Atsız’ın eserlerinin kullanılmasına da karşı çıkmıştır.

Atsız bunun için “Neşriyatımız partilerine çok zarar veriyormuş. Biz Türkçülük yaptığımıza göre, bu neşriyattan zarar gören partinin canı cehenneme” demiştir.

Milliyetçi bir partidir diye MHP’ye girip Türkçü olmadığı için çıkan Ali Balseven için “Davadan döneni vurun” diye emir veren kişi de Alparslan Türkeş’tir.

Kürtler ile kardeşlik masalının en büyük destekçisi de Alparslan Türkeş’tir. “Biz 900 yıldır kardeşiz. Benim yeğenlerim Kürt`tür. Kız kardeşim Kürt`le evli. Bizim birbirimizden ayrılmamız mümkün değildir” diye söyleyip bu etnik seviciliğin destekçiliğini yapmıştır.

Sözde soykırımı -Kaza olarak yaptık, telafi etmeliyiz- diyerek kabul eden kişi de Alparslan Türkeş’tir.

Fethullah Gülen’e de övgü dolu sözleri var. Merak edenler araştırabilir. Cümle şöyle başlıyor; “Şahsi malı olarak bir tek dikili ağacı bulunmayan”. Cümlenin devamında Fethullah Gülen’e övgü dolu sözler etmiştir.

Bunu savunmak için de onun gerçek yüzünü 2016’ da gördük diye açıklamak isteyenler var. Fethullah’ın yüzünü Türkçüler her zaman bilmiştir. 2002’ de bu uğurda şehit olan Necip Hablemitoğlu büyük bir örnektir.

Necip Hablemitoğlu da Türkçü bir partidir diye CKMP’ye girmiş Ötüken Dergisini sattığı için partiden Atsızcı diye ihraç edilmiştir.

Ayrıca dini bu işlere alet edenlerin kötü niyetleri olabileceği, din hassasiyetinin bir takım kişiler tarafından kullanılabileceğine de büyük bir örnektir. Bu yüzden İslam inancı üzerinden fikir hareketi sanılan bir dava yürütmek anlamsız bir durumdur.

Hatta tam bir Türkçü olmayan Buğra Atsız bile Türk Ocaklarının Fethullah Gülen’e verdiği Atsız ödülü hakkında Türk Ocaklarına mektup yazmış ve ödülün geri alınmasını sağlamıştır.

Bu kadar hata, taviz, yanlış ile lider değil normal insan bile olamaz.

Atsız’ın da dediği üzere “Başkan olacak adamın bütün ömrü dimdik geçmiş olmalı, mazisinde kendisini küçük düşürecek bir zaaf bulunmamalıdır.”

Şimdi durun bir kendinize sorun, siz kime başbuğ diyorsunuz?

Yahu yaptıklarının hepsi hata kabul ederek ona başbuğ demeye devam etmek geçmişe hakaret değil mi?

Milliyetçiliğe hizmet etti diye sahiplenmek olacak iş mi bu? Milliyetçiliğe milliyetçilerinin kendisi sahip çıkmıştır. Türkeş’in bu konuda herhangi bir başarısı yok.

Yahu Atsız Beğ nice işkencelere nice zorluklara rağmen en ufak taviz vermekten çekinmiş, ancak hayatında en büyük tavizleri vermekten çekinmemiş olan adamı nasıl birbiriyle eş tutarız ya da ikisinin görüşlerini aynı anda benimseriz? Bu normal bir şey değil.

Türkeş’in romantik ve asker yönünden kaynaklanan psikoloji, sağlam fikir besin kaynağı olan Atsız’ı red edemiyor. Onun fikirlerini sulandırarak kullanıyor.

Türkeş, Atsız Beğ’i Hocası kabul etmişti. Irkçılık Turancılık davasında yanına giden sıradan bir subaydı. Dava arkadaşıydılar. Ama ilk hukuki davada Türkeş davasını satmıştı. Ancak bu çok yıllar sonra anlaşıldı. Bu anlaşılma davanın savcısı Kazım Alöç’ün dava ile ilgili anılarını yayınlamasıyla oldu.

Eskiden bir parti vardı. Yukarıda da bahsettiğimiz partinin adı ise CKMP idi. Yani Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, günümüzdeki adı Milliyetçi Hareket Partisidir. CKMP normal bir parti idi. Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Türkiye Köylü Partisi’nin birleşmesiyle kurulmuş, başına da CMP’nin başkanı Osman Bölükbaşı geçmiştir. Sonra genel Başkanlığına Türkeş geçti.

Osman Bölükbaşı liderliğinde girdiği 1961 genel seçimlerinde %14 oy alarak üçüncü parti olmuş. Aynı parti 1965 seçimlerine Türkeş’in genel başkanlığında girip %2 oy almış. Ama siyasi bir başarı yakalayamadıkları için kongreye gitme kararı alındı. Yukarıda da değinildiği üzere bu kongrede milletin hassas noktası olan İslam oy toplama aracı haline getirildi.

Cumhuriyetçi Milliyetçi Köylü partisinden İslam’ı kullanma partisine dönüş 1969 Adana Kongresidir.

Burada Soner Yalçının uydurmaları sayesinde yanlış bilinen şeyler var.

Soner Yalçın CMKP’ye Türkçü bir partidir diyor.

CMKP’nin başkanı Osman Bölükbaşı da, partisi de Türkçü falan değildir. Buna dair bir söylemleri ya da eylemleri yoktur. Soner Yalçın, CKMP’ye “Türkçü partiydi” derken kasıtlı olarak sıkıyor.

Türkeş ve ekibi oy kaygısı güttüğü için partide İslami motifleri kullanmayı tercih etti. Partinin adını değiştirerek başladılar. Adı Milliyetçi Hareket Partisi oldu. İslami sembol ve sözler kullanılmaya başlamıştı.

Soner Yalçının burada bir takım uydurmaları daha var. Gerektiği ve yaygınlaştığı için düzeltmekte fayda var.

Soner Yalçın bilinçli olarak Bozkurt sembolü, yerini üç hilale bıraktı iddiasını ortaya atıyor.

MHP’nin kuruluş kongresinde Bozkurt sembolü yerini Üç hilale falan bırakmamıştır. Bozkurt sembolü yoktur ki yerini bir şeye bıraksın! CKMP’nin sembolü teraziydi…

Dolayısıyla “bozkurtlar” da yoktu ve bu “ülkücüler” adına da dönüşüm yaşamadı.

Bu kongrede Türkçüler milliyetçi oldu diye bir tabir var. Türkçüler her zaman milliyetçidir. Türk milliyetçiliğinin adı Türkçülüktür. Kongrede Türkçüler milliyetçiye dönüştü demek Soner Yalçın tarafından uydurulan bir diğer iddiadır.

Partinin kuruluşundan sonra Ülkücüler, parti ve başta Türkeş tarikatlara yakınlık göstermeye başladılar. Türkeş önce ‘Hac’ vazifesini yerine getirdi. Sonra bir takım tarikatlarla karşılıklı ziyaretler, hediyeleşmeler oldu.

Davadan döneni vurun ben de dönersem beni de vurun gibi sözler sarf ederek doğru milliyetçiliğin peşinden giden Ali Balseven katledildi. Ali Balseven, aleviydi. Balseven’in cenazesine 1 tane MHP’li katılmadı.

İnancın kişinin kendisi ile tanrı arasında olduğunu biliyoruz. İnanç sonradan seçilebilen bir şey. Kişileri inancına göre kimse yargılayamaz. İnancı, kişinin inandığı değerden başkası sorgulayamaz. O yüzden Türkçüler inanç konusunda bir birlik ayrılık ya da inançla ilgili herhangi bir şey konusunda söylevlerde bulunmazlar. İnanç sadece kişiyi ilgilendirir.

Biz sonradan seçilmeyen soya itibar ederek insanları buna göre sınıflandırıyoruz. Kendi ailemiz ve bir çok yakın ailemizden oluşan milletimize tarafız. Başbuğ Atatürk gibi Türk Milliyetçiliği yapıyoruz.

1969 Kongresinde Türkçülerin siyasi hayatı bitmiştir gibi bir ifade yanlıştır. Türkçülerin siyasi hayatı yoktu ki bitebilsin. Türkçüler olarak siyaset yapmıyoruz. Çünkü Türkçülük, taraftarlığı ve particiliği kabul eden bir dava değil. Bizim çabamız bu milletin bir ve güçlü olmasını sağlamak. Oy toplama hatrına da bu davayı bir tarafın, grubun fikri haline getirtmeyiz, izin vermeyiz.

Herkes kafasına göre Türkçülüğe bir kılıf uydurmasın. Bu dava açık nettir. Ya gereğine uyun ya da gereğine uyacağınız bir dava bulun.
Siyasetsiz olmaz siyasetsiz bir şeyleri nasıl değiştireceğiz diyenlere sadece şunu söyleyeceğim. Dönün bakın bir geçmişe siyaset ne zamandır hayatımızda, Türk Milleti ne zamandır varlığını sürdürüyor. Bunca zamandır her işimizi siyasi partiyle çözmüşüz gibi davranmayı bırakın.

Kağanlar, büyük hükümdarlar siyasi partiyle devlet kurmadı, seçim yapıp sefer açmadı.

Atatürk Kurtuluş Savaşını başlatırken sanki mevcut hükümete başvurup parti kurdu da işlerini demokrasi yoluyla halletti. Bırakın bu yalan, seviyesiz demokrasi pıtırcıklığını.

Atatürk eğer seçime ve demokrasiye anlamsız bir şekilde inansaydı manda ve himayeyi kabul etmesi gerekirdi. Ama demokrasi ve seçimi red ederek sonuna kadar manda ve himayeyi red etti.

Yazının sonlarına geldik bir sürü noktaya değindik. Ama hala iki zıt nokta olmuş kişilerin görüşlerini benimseyecek kişiler var. Çünkü körü körüne bağlanmışlar. Kendi inandıkları romantik ve hayalperestlik de beslenebilecekleri sağlam bir fikir adamı yok. O yüzden Atsız’ı da kendi işlerine alet etmeye çalışıyorlar.

Gerçek gün ışığı gibidir. Mutlaka pencereden içeriği doğar. Gün geçtikçe bu yanlışları gören, Türkeş ile Atsız’ın farkını anlayan kişiler çoğalıyor. Çünkü bu mantıksızlık ve saçmalık silsilesi hayalci ve romantik görüşlerle örtülmüştü. Gerçekçi düşünceler doğru olan yolun seçilmesini sağlıyor.

Yazının sonunda Türkeş’in mantıksız, saçma olduğu gibi alçakça olan bir hakaretinden bahsedeyim.

Müslüman olmayan Türklere ceset demiştir. Karahanlılar döneminden önce yaşayan hatta Ogurlardan yani Bulgarlardan önceki her Türk ceset olarak görülüyor bu söze göre. Böyle ifade edildiği onu kast etmek istememişti diyenler oluyor.  Bu da şunu gösteriyor ki bir şeyler için gerçekleri ve doğruları eğip, büküyor ve buna inanıyorlar. Ancak o ceset dediği Müslüman olmayan Türkler ile övünmeyi gayet iyi biliyorlar.

Türklük beden, İslamiyet ruhumuz değil. Türk Milleti içerisinde birden çok inanca sahip olanlar var.

Türkeş sandığınız gibi milliyetçiliğin gelişmesine ya da ona,buna katkısı olmamıştır. Milliyetçiliğin gelişmesi sadece ve sadece milliyetçi kişiler sayesinde olmuştur.
Tarih doğruyu yazmaktadır. Elbette ki bu gibi bir sürü yanlışı olan Türkeş’i değil de Atsız Beğ’i yazacaktır, yazmıştır da.
Bu konudaki yanlışından dönen birçok insan oldu. Biz gerçekleri görmeye göstermeye nefesimiz yettiğince devam edeceğiz.

Burada bu kadar şey yazmışken Atsız Atamızı anmadan bitirmek olmaz. Yolbaşçımız Hüseyin Nihal Atsızı saygı, sevgi ve özlem ile anıyorum.

Vaktiyle bir Atsız Varmış.
Var Olsun!

 

17.08.2016

İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR

Türkçü-Turancı. Çeşitli mühendislik ve bilim alanlarında Türk uğruna savaşmayı hedeflemiş bir Genç Atsız.
İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR son yazıları (Hepsini Gör)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.