Nihal Atsız

Hüseyin Nihal Atsız İle Alparslan Türkeş’in Yol Ayrımı

Hem Atsız taraftarı Hem Türkeş taraftarı olan kişiler günümüzde hala varlıklarını sürdürüyorlar.
Fizik kanunlarına göre iki zıt nokta aynı anda aynı noktada bulunamaz. Bu fizik kanunu ortaya atan bilim adamları bu arkadaşları görseler hayret ederlerdi.

Anlayamıyorum 2 zıt noktayı aynı anda nasıl benimser bir insan? Bunun adı görüş bütünlüğü değil, düpedüz saçmalıktır.

Aslında açık olan ama bazıları tarafından bazı yerleri kavranmayan yerleri dilim döndüğünce tekrar açmaya çalışacağım.

Yazının başında kesin hükümleri yazacağım, sonrasında ise neden böyle olduğunu göstereceğim.
Bu değerlendirme tarihte yaşanan olayların başından bakılarak değil sonundan bakılarak yapılır.

1944 davası sırasında Atsız tarafından mektup aldığı için tutuklanan Türkeş o zaman için Türkçülüğü benimsiyor gibi olmuş olabilir. Ancak bunun değerlendirmesi baştan bakılarak yapılırsa yüzeysel olarak kalır. Son noktadan itibaren yapılırsa bütünüyle gerçek ortaya çıkar.

Şimdi bizde son noktadan duruma bakalım.

 

Hem Atsız Beğ’in görüşünü Hem Türkeş’in görüşünü bir insan aynı anda sevemez. Çünkü ikisi birbirine zıt olmakla beraber uzaktan yakından da alakaları yoktur. Bu son noktada olan bir değerlendirmedir. Bu tezi başlangıç durumundaki iddialarla çürütmeye çalışmak zavallılık olur.

 

1975 yılında Atsız ‘Ne Yaptığını Bilmeyenler’ yazısında Türkeş için liderlik davası Don Kişot cakasından ibarettir diye açıkça yazmıştır. Ve yüksek tepelere çıktım zannıyla aldanan şahsı şu sözleriyle tüm haklılığıyla itham eder “Yüksek tepelere kartal da çıkar, bazen yılan da çıkar ama kartal yükselerek, yılan sürünerek çıkar.”
1969 Kongresiyle araların açılması ve sonra olan olaylar ve yetmişli yılların getirdiği net ayrılık ortadadır. Türkeş Atsız’ın cenazesine katılmamış ancak Atsız’ın vefatının ardından bir taziye mesajı yayınlamıştır.

 

Zamanın yaşayan bütün Milliyetçileri Atsız’ın vefatıyla sarsılmış, milliyetçileri yas kaplamıştır. Bu ortama ayak uydurmak için yayınlanan mesajların samimiyetsizliği elbette son derece açıktır. Kaldı ki Türkeş’in Atsız’ın cenazesine gitmeye yüzü olacağını da hiç sanmıyorum.

Türkçü diye kendini tarif eden insan kesinlikle siyasi parti tutmaz, taraftarlığını yapmaz. Siyasetin millete verdiği zararları satır satır bilir. Bu günümüz de çok apaçık bir noktadır. Milyonlarca siyaset şerefsizliklerinin üstüne hala laf söylemeye çalışanlar beyni işlemeyen budalalardır.

Atsız’ın bu konuda söylediği tüm herkes tarafından dikkate değerdir. “Beyinsiz ve haysiyetsiz olanlara gerçeği öğretmek için boşuna vakit harcama. “

Başbuğ, başkomutan demektir. Hiçbir zaman o mevkiye ulaşmamış kişiye methiye düzmek için bile denmez. Çünkü Türklerce kutsal bir mevkidir. Hiçbir askeri başarısı olmayan adama başbuğ denmez. Türk’ün son başbuğu Mustafa Kemal ATATÜRK’tür.

Türkeş’e başbuğ sıfatını yakıştırmak Alp Er Tunga dan Mustafa Kemal’e tüm başbuğlara hakarettir. Arasından birini seçin Türkeş’in yaptıklarıyla karşılaştırın. Ruh sağlığınız yerindeyse gerçek başbuğ kimdir göreceksiniz.

 

Türkeş, Irkçılık-Turancılık Davasında özür mektubu yazarak davadan dönmüştür. Mektupta hatamı anladım. Beni affetmenizi istirham ederim diye yazmıştır. Burada amaç bellidir. Davasını karşılaştığı ilk zorlukta satmaktan sakınca görmemiştir. Ve ayrıca da davasını da aşağılamaktan geri durmamış, yaptığı şeyi bir gençlik heyecanı olarak nitelendirmiştir.

Bu durumu Atsız Beğ’in bir sözü ile bitireyim. Şerefliler taviz vermez, şerefin tavizi yoktur!

1962’de Atsız Beğ’in yazdığı 9 ışığı 1965’de 9 ışık doktrini diye uyduran kişi de Alparslan Türkeş’tir. 9 Işık doktrinini zamanında hocası gördüğü Atsız’dan öğrendiğini o dönemdeki milliyetçiler bilirdi. Bakalım şimdikiler biliyor mu?

Atsız Beğ’in çıkardığı Türkçülüğün kalesi olan Ötüken Dergisini teşkilatlarına yasaklatıp Kürtçe Kon dergisini çıkartan da Alparslan Türkeş’tir.

Ötüken’i partisine yasakladığı genelgeyi de tam bir siyasi kıvraklığıyla Atsız ve kardeşi Nejdet Sançar’dan saklamıştır. Nejdet Sançar sorduğu zaman öyle bir şey yok diyor, ancak parti de Atsız ve Ötüken aleyhinde propagandaya izin veriyordu. Ancak yalancının mumu yatsıya kadar yandı. Gerçek gün ışığı gibi açığa çıktı. Türkeş partisine o derginin girmesini yasaklamış. Hatta teşkilat içi etkinliklerde Atsız’ın eserlerinin kullanılmasına da karşı çıkmıştır.

Atsız bunun için “Neşriyatımız partilerine çok zarar veriyormuş. Biz Türkçülük yaptığımıza göre, bu neşriyattan zarar gören partinin canı cehenneme” demiştir.

 

Milliyetçi bir partidir diye MHP’ye girip Türkçü olmadığı için çıkan Ali Balseven için “Davadan döneni vurun” diye emir veren kişi de Alparslan Türkeş’tir.

Kürtler ile kardeşlik masalının en büyük destekçisi de Alparslan Türkeş’tir. “Biz 900 yıldır kardeşiz. Benim yeğenlerim Kürt`tür. Kız kardeşim Kürt`le evli. Bizim birbirimizden ayrılmamız mümkün değildir” diye söyleyip bu etnik seviciliğin destekçiliğini yapmıştır.

Sözde soykırımı -Kaza olarak yaptık, telafi etmeliyiz- diyerek kabul eden kişi de Alparslan Türkeş’tir.

Fethullah Gülen’e de övgü dolu sözleri var ama o sözleri buraya alacak kadar değerli görmüyorum. Merak edenler araştırabilir. Ama size bir ipucu vereyim. Şahsi malı olarak bir tek dikili ağacı bulunmayan, diye başlayan bir cümle ile Fethullah Gülen’e övgü dolu sözler etmiştir.

Bunu savunmak için de onun gerçek yüzünü 2016’ da gördük diye açıklamak isteyenler var. Fethullah’ın yüzünü Türkçüler her zaman bilmiştir. 2002’ de bu uğurda şehit olan Necip Hablemitoğlu büyük bir örnektir.

Necip Hablemitoğlu da Türkçü bir partidir diye CKMP’ye girmiş Ötüken Dergisini sattığı için partiden Atsızcı diye ihraç edilmiştir.

Hatta tam bir Türkçü olmayan Buğra Atsız bile Türk Ocaklarının Fethullah Gülene verdiği Atsız ödülü hakkında Türk Ocaklarına mektup yazmış ve ödülün geri alınmasını sağlamıştır.

Bu kadar hata, taviz, yanlış ile lider değil normal insan bile olamaz.

Atsız’ın da dediği üzere  “Başkan olacak adamın bütün ömrü dimdik geçmiş olmalı, mazisinde kendisini küçük düşürecek bir zaaf bulunmamalıdır.”

 

Şimdi durun bir kendinize sorun, siz kime başbuğ diyorsunuz?

Yahu yaptıklarının hepsi hata kabul ederek ona başbuğ demeye devam etmek geçmişe hakaret değil mi?

Milliyetçiliğe hizmet etti diye sahiplenmek olacak iş mi bu? Milliyetçiliğe milliyetçilerinin kendisi sahip çıkmıştır kardeşim. Türkeş’in bu konuda bir başarısı yok.

Yahu Atsız Beğ nice işkencelere nice zorluklara rağmen en ufak taviz vermekten çekinmiş, ancak hayatında en büyük tavizleri vermekten çekinmemiş olan adamı nasıl birbiriyle eş tutarız ya da ikisinin görüşlerini aynı anda benimseriz? Bu normal bir şey değil.

Türkeş, Atsız Beğ’i Hocası kabul etmişti. Irkçılık Turancılık davasında yanına giden sıradan bir subaydı. Dava arkadaşıydılar. Ama ilk hukuki davada Türkeş davasını satmıştı. Ancak bu çok yıllar sonra anlaşıldı. Bu anlaşılma davanın savcısı Kazım Alöç’ün dava ile ilgili anılarını yayınlamasıyla oldu.

Eskiden parti vardı. Adı ise CKMP idi. Yani Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, günümüzdeki adı Milliyetçi Hareket Partisidir. CKMP normal bir parti idi. Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Türkiye Köylü Partisi’nin birleşmesiyle kurulmuş, başına da CMP’nin başkanı Osman Bölükbaşı geçmiştir. Sonra genel Başkanlığına Türkeş geçti.

Osman Bölükbaşı liderliğinde girdiği 1961 genel seçimlerinde %14 oy alarak üçüncü parti olmuş. Aynı parti 1965 seçimlerine Türkeş’in genel başkanlığında girip %2 oy almış. Ama siyasi bir başarı yakalayamadıkları için Türkeş ve arkadaşları İslam motiflerini kullanmayı istediler.

Cumhuriyetçi Milliyetçi Köylü partisinden İslam’ı kullanma partisine dönüş 1969 Adana Kongresidir.

Burada Soner Yalçının uydurmalarıyla yanlış bilinen şeyler var.

CMKP Türkçü bir parti olarak biliniyor. Osman Bölükbaşı da, partisi de Türkçü falan değildir. Buna dair bir söylemleri ya da eylemleri yoktur. Soner Yalçın, CKMP’ye “Türkçü partiydi” derken kasıtlı olarak sıkıyor.[1]

Oy kaygısı güttükten sonra partide İslami motifleri kullanmayı tercih etti Türkeş ve ekibi. Partinin adını değiştirerek başladılar. Adı Milliyetçi Hareket Partisi oldu. İslami sembol ve sözler kullanılmaya başlamıştı.

Soner Yalçının burada bir takım uydurmaları daha var. Gerektiği ve yaygınlaştığı için düzeltmekte fayda var.

MHP’nin kuruluş kongresinde Bozkurt sembolü yerini Üç hilale falan bırakmamıştır. Bozkurt sembolü yoktur ki yerini bir şeye bıraksın! CKMP’nin sembolü teraziydi… [2]

Dolayısıyla Bozkurtlar da yoktu ve bu Ülkücülere dönüşüm yaşamadı.

Bu kongre de Türkçüler milliyetçi oldu diye bir tabir var. Türkçüler her zaman milliyetçidir. Türk milliyetçiliğinin adı Türkçülüktür. Kongrede Türkçüler milliyetçiye dönüştü demek ancak Soner Yalçın gibi bir zihniyete yakışırdı.

Partinin kuruluşundan sonra Ülkücüler otobüslere bindirilip Adıyaman Menzildeki Nakşibendi Şeyhi’nin elini öptürülmeye götürüldü.

Davadan döneni vurun ben de dönersem beni de vurun gibi sözler sarf ederek doğru milliyetçiliğin peşinden giden Ali Balseven katledildi. Ali Balseven ağabey aleviydi. Balseven ağabeyinin cenazesine 1 tane MHP’li katılmadı.

Cenazede sadece Türkçüler bulunuyordu. Tabutu Türk ve bozkurt flamasıyla sarılıydı. Başları kalpaklı, sarkık bıyıklı Türkçüler yoldaşları olan Balseven Ağabey’i Kahramanmaraş’a kadar taşıdılar.

Şükürler olsun bizde Müslümanız. Ama inancın kişioğlu ile tanrı arasında olduğunu biliyoruz. İnanç sonradan seçilebilen bir şey. Kişileri inancına göre yargılayacak olanın da Tanrı olduğunu biliyoruz. İnancı yaratıcıdan başkası sorgulayamaz. O yüzden Türkçüler inanç konusunda bir birlik ayrılık ya da inançla ilgili herhangi bir şey konusunda söylevlerde bulunmazlar. İnanç sadece kişiyi ilgilendirir. Biz Tanrı vergisine inanıyoruz ve insanları buna göre sınıflandırıyoruz. Tanrının vergisine göre bizi Türk yaratmış bizde Türk olduğumuz için Türkçüyüz. Milletimizin birliğine inanıyoruz.

1969 Kongresinde Türkçülerin siyasi hayatı bitmiştir gibi bir ifade yanlıştır. Türkçülerin siyasi hayatı yoktu ki bitebilsin. Türkçüler olarak siyaset yapmıyoruz. Siyasetin verdiği zararları geçmişten görüp ders aldığımız için o hataların yenilerine imza atmıyoruz. Siyasete atılacak olan arkadaşlara da bireysel olarak başarılar diliyoruz.

Bakalım neyden ödün vereceksiniz?
Parti mi?
Dava mı?

 

Herkes kafasına göre Türkçülüğe bir kılıf uydurmasın. Bu dava açık nettir. Ya gereğine uyun ya da gereğine uyacağınız bir dava bulun.
Siyasetsiz olmaz siyasetsiz bir şeyleri nasıl değiştireceğiz diyenlere sadece şunu söyleyeceğim. Dönün bakın bir geçmişe siyaset ne zamandır hayatımızda, Türk Irkı ne zamandır beri var. Bunca zamandır her işimizi siyasi partiyle çözmüşüz gibi davranmayı bırakın.

Kağanlar, büyük hükümdarlar siyasi partiyle devlet kurmadı, seçim yapıp sefer açmadı.

Atatürk Kurtuluş Savaşını başlatırken sanki hükümete başvurup parti kurdu da işlerini demokrasi yoluyla halletti. Bırakın bu yalan, seviyesiz demokrasi pıtırcıklığını.

Bu cevaptan da bir şey anlayamazsanız bir şey demeyeceğim. Çünkü lafın tamamı aptala anlatılır.

İslam birliği davasını İslam’ın peygamberi Hz. Muhammed bile gütmemişken, o böyle bir şeyi yapmamış iken size 10 asır süre versek yine böyle bir birlik söz konusu olmaz. Boş yere çabalamaya gerek yok.
Yazının sonlarına geldik bir sürü noktaya değindik. Ama hala iki zıt nokta olmuş kişilerin görüşlerini benimseyecek kişiler var. Çünkü körü körüne bağlanmışlar.

Akıl sağlığı olan bir kişinin yanlışı doğruyu görmesi lazım.
Yazının da sonlarına gelirken Türkeş’in son hakaretinden bahsedeyim.

Müslüman olmayan Türklere ceset demiştir. Karahanlılar döneminden önce yaşayan hatta Ogurlardan yani Bulgarlardan önceki  her Türk ceset o zaman. Ama böyle savunursanız onu kast etmek istememişti diyenler olabilir. Lafı bile nasıl dediği belli değil. Ancak o ceset dediği Müslüman olmayan Türkler ile övünmeyi en iyi bu grup bilir.

Türkeş sandığınız gibi milliyetçiliğin gelişmesine ya da ona buna katkısı olmamıştır. Milliyetçiliğin gelişmesi sadece ve sadece milliyetçi kişiler sayesinde olmuştur.
Tarih doğruyu yazmaktadır. Elbette ki bu gibi bir sürü yanlışı olan Türkeş’i değil de Atsız Beğ’i yazacaktır, yazmıştır da.
Bu konudaki yanlışından dönen birçok insan oldu. Yani Türkeş’in gerçek yüzünü gören, o yüzden bu durum umut verici bir haldir. Biz gerçekleri görmeye göstermeye nefesimiz yettiğince ırkımızın emrinde hareket edeceğiz.

Çünkü Kurdun Huyu Değişmez.

Burada bu kadar şey yazmışken Atsız Atamızı anmadan bitirmek olmaz. Bilge yolbaşçımız Hüseyin Nihal Atsızı saygı, sevgi ve özlem ile anıyorum.
Vaktiyle bir Atsız Varmış.
Var Olsun!

 

[1] , [2] Caner Kara

-Türkmen

 

İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR

Türkçü-Turancı. Çeşitli mühendislik ve bilim alanlarında Türk uğruna savaşmayı hedeflemiş bir Genç Atsız.
İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR Son Yazıları (Hepsi)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.