mehmet muzaffer

Yüzbaşı Mehmet Muzaffer

Çanakkale de düşmanla yüz yüze şiddetli şekilde çarpışmış, büyük yararlılık göstermiş birçok Türk evladı vardır. Kahramanlıkların sayısı o kadar fazladır ki, bir vasıta ile duyanlar çok büyük bir tepki ile şaşırırken cephe de bunlar normal sayılıp, kimse başarısından söz etmiyordu.

Aynı topraklar üzerinde savaşın sonuna doğru gelmiş, orduya başka türlü bir yararlılık göstermiş olan Yüzbaşı Mehmet Muzaffer’den bahsedelim.

Mehmet Muzaffer Çanakkale savaşı bütün dehşetiyle bittikten sonra Çanakkale’ye zabit namzeti olarak geldi. Zabit Namzeti, subay adayı anlamını taşır. Çanakkale de rütbesi asteğmen idi. Mehmet Muzaffer buraya geldiğinde savaş durmuş ve buradaki birlikler Kafkas, Irak ve Filistin cephelerine sevk edilecektir.

Mehmet Muzaffer bağlı olduğu birliğin alay karargâhında görevliydi. Cephenin değişmesi sonucu doğal olarak mühimmat, top arabaları kamyon vs. gibi malzemeler de yer değiştirecekti. Mehmet Muzaffer’in bağlı olduğu alayda kamyon ve otomobil lastiği eksiği vardı. Alay onu bu lastik ihtiyacını gidermek ile görevlendirdi. Gereken paranın verilmesi için de Erkan-ı Harbiye Riyasetine yazılmış bir belge verildi. Yani Erkan-ı Harbiye reisliğine, günümüzdeki tabiri ile Genelkurmay başkanlığına yazılmış bir belge verilmişti.

İstanbul da araç çok nadir bir nesne olduğu için lastik gibi malzemenin bulunması zordu. Mehmet Muzaffer verilen görev icabı bir süre çok aradı. Sonunda bir Yahudi dükkânında bunu buldu. Yahudi tüccara fiyatını sordu. Pahalı, fazlasıyla pahalıydı. Ancak birliğe bunu sağlaması gerekiyordu, görev öyleydi. Yahudi’nin söylediği parayı Erkan-ı Harbiye Riyaseti adına kaymakamın huzuruna çıktı. Karşısında yaşlı bir yarbay, kaymakamlık makamında duruyordu. Ne kadar para lazım olduğunu sormadan, ne alınacak dedi. Mehmet Muzaffer lastik cevabını verince Yarbay sinirlendi. Askerin sırtına giyecek kaput, ayağına giyecek postal olmadığını söyleyerek bir güzel azarladı ve Mehmet Muzaffer’e para vermeden yanından gönderdi.

Mehmet Muzaffer bu görevi yapmak zorundaydı. İhtiyacı olan yüklü bir paraydı, devletten de tahsil edemediğine göre parayı bulması imkânsız hale gelmişti. Ancak görevini de ısrarla yapmak istiyordu. Kaymakamın odasından çıktıktan sonra düşüne düşüne yürüyordu. Sonra bir an durdu ve aklına bir fikir geldi. Hemen soluğu Yahudi tüccarın orada aldı. Para işinin biraz geciktiğini, akşama tamamlanacağını söyledi. Malzemeyi akşam alacak yeri olmadığını söyleyerek ertesi sabah gelip bu işi halledeceğini, malzemelerin hazırlanmasını istedi.

Yahudi tüccar bunu kabul etti.  Ertesi sabah oldu, Mehmet Muzaffer parayı verip malzemeleri yüklendi ve gemiye binip birliğine dönmek üzere yola çıktı. Para olarak kâğıt para vermişti. Osmanlı zamanında geçen para biçimi altın idi. Bu kâğıt paralar Osmanlı Bankasına götürülerek bozduruluyor altın karşılığı alınıyordu. Verdiği kâğıt para 100 altına karşılık gelen bir 100 lira idi. İyi de bir gece de parayı nasıl bulmuş ve malzemeleri temin etmişti?

Yahudi Tüccar 2-3 gün sonra parayı bozdurmak üzere Osmanlı Bankasına gitti. Osmanlı Bankası parayı bozmadı. Çünkü para sahteydi…

Muzaffer, evrak-ı nakdiyelerin(=kâğıt paraların) basımında kullanılan kağıdın aynını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş, bütün gece oturmuş, çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı! Tüccara verdiği ve yutturduğu para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arasında bir de şu ibare bulunurdu: “Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır.”

Mehmet Muzaffer ise bu kısma şöyle yazmıştı:

“Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır.”

Yahudi her halde o dönemin şartlarına göre bir ses çıkarmayı, şikâyet etmeyi uygun görmedi. Ama çevrede herkes olayı duymuştu. Hatta bu olay Şehzade Abdulhalim Efendi’nin kulağına gidince Yahudi tüccarı çağırttı ve paranın karşılığını verdi. Aynı zamanda o sahte banknotu Yahudi’den aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul Polis Okulu’ndaki Emniyet Müzesi’ne hediye etti.

Şehitlerin kanını altına benzeterek bu görevi yerine getiren Mehmet Muzaffer sayesinde birliğinin önemli kamyonet ve otomobili savaşta kullanabilecekti.

Oradaki bütün askerler gibi Mehmet Muzaffer de başka cepheye sevk edildi. Sonraları Kut’ül Ammare savaşında bulundu. Yüzbaşı oldu ve 9. Alayda görev aldı. İkinci Felahiye muharebesi sırasında geri çekilen birliklere zaman kazandırmak için ön safta duran artçı kuvvetlerin içerisindeydi. Geri çekilen birliğe zaman kazandırmak için en önde o kargaşada savaşıyordu. O amansız çatışma esnasında boynundan yani boğazından vuruldu. Konuşamadığından yanındaki çavuşa zarfı işaret ederek onu istedi. Son nefeslerini veriyordu ancak bir şey söylemek istiyordu. Konuşamadığından yazıyı tercih etti. Son yazdığı cümleler şu idi:

“Kıble Ne Yöndedir?
Bölük intikamımı alsın!”

9 Nisan 1916 tarihinde son nefesini verdi. Yüce Türk Irkının bir ferdiydi sadece. Kanındaki asillikle hareket etti, çeşitli cephelerde vuruştu. Ordusunun ihtiyacı için gerçeğinden zor ayırt edilecek bir sahte kâğıt para bile yaptı. Her şey ordusu ve görevi içindi. Hiç tereddüt etmedi. Onlar bizim yaşamımızın bedelini kanla ödediler, şehit oldular. Bir zamanlar lastik reklamıyla öne çıkan Mehmet Muzaffer yüzbaşı böyle bir kahramandı işte. Sayısız Türk kahramanı gibi asil, cesur ve sonuna kadar görevine sadık…

Hakkında  yazılmış kitaplar:

Yzb. Mehmet Muzaffer Ajans 2023 Yayınları

Yüzbaşı Mehmet Muzaffer, Metin Soylu, Truva Yayınları

Bedeli Çanakkale’de Ödenmiştir Mehmet Muzaffer / Çanakkale’nin Kahramanları -10, İsmail Bilgin, Erdem Çocuk Yayınları

Türk Irkının tüm bozkurtlarını saygı ve minnet ile anıyorum. Bedeli kanlarıyla ödeyen yiğitler…

Saygı ve minnet ile.

-Çaparoğlu

 

 

 

 

 

İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR

Türkçü-Turancı. Çeşitli mühendislik ve bilim alanlarında Türk uğruna savaşmayı hedeflemiş bir Genç Atsız.
İbrahim ÇAPAR

Latest posts by İbrahim ÇAPAR (see all)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.