Uğur Mumcu

Uğur Mumcu’nun Fahiş Yanlışları

1993 yılında aracına konulan bir bomba ile hayatını kaybeden Uğur Mumcu, vefat etmeden 3 yıl önce “40’ların Cadı Kazanı” adlı bir kitap yayınladı. Bu kitapta Irkçılık – Turancılık davası hakkında kasıtlı ya da gaflet eseri bir takım hata ve tahrifler bulunmaktadır. 1944’de yargılanan büyüklerim gibi Irkçı – Turancı olduğum için bu kitapta 44 davası ile ilgili olan fahiş yanlışları düzelteceğim.

Kitabın birinci bölümünün adı ‘Nazilerle Kafkasya Pazarlığı’.

Burada, yaklaşan 2. Dünya Savaşı öncesi Almanlarla yapılan bir takım ilişkilerden bahis olunuyor. Bu bölümde öne çıkan isim Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Killigil. Almanya’nın Kafkaslardaki petrolü ele geçirme çabası üzerine orada yaşayan Türk Milletinin kullanılabileceği düşünülüyor. Bu iş için de bir zamanlar Kafkas İslam Orduları komutanı olan Nuri Killigil gayet uygun.

Uğur Mumcu Almanlar ile Nuri Killigil’in 1941 yıllarında başlayan görüşmelerini, Almanlar Nuri Killigil aracılığı ile Irkçılık-Turancılık düşüncelerini canlandırmaya çalışıyorlardı diye yorumluyor.

Uğur Mumcu’dan sormak isteriz. Ancak kendisi hayatta olmadığı için ondan cevap beklemek ahmaklıktır. Ancak biz yine de soracağız, cevapları ise tarafsız vicdanlar karar verecektir.

  • Almanlar Nuri Killigil ile Irkçılık – Turancılık düşüncülerini canlandırmaya çalışıyorlar ise Nuri Killigil bu yönde hangi çalışmaları yapmıştır?
  • Irkçı düşüncenin canlanması diğer milletler gibi Almanların da zararına değil midir?
  • Diğer milletler gibi Almanların da istemeyeceği bir şey değil midir?

Türklerde Irkçı düşünce hâkim olursa elbette Alman hâkimiyetini yok sayacaklar ve istemeyeceklerdir. Turancı düşünce hâkim olursa bağımsız Türk devletlerinin aralarında bağımsız bir birlik kuracağı ortadadır. Peki, Almanya hangi görüş ve düşüncelerle bunu isteyebilir ve canlandırabilir?

Uğur Mumcu kitabında Alman gizli belgelerinden Dr. Ernst Woerman’ın raporunu şöyle aktarıyor:

“…Şu anda ki çıkar konusuna gelince; Türkiye’nin Pan-Turancı düşüncelerini, sadece Almanya ile federatif bir ilişkide gerçekleştirebileceği açıktır. Bu nedenle Pan-Turancı bir Türkiye, zorunlu olarak Almanya taraftarı bir Türkiye olmalıdır.”

“Trans-Kafkasya ve Ural-Volga arasında politikalarını Türkiye’ye göre yönlendirecek ve böylece değişen politikalardaki tutumlarda halen bütün güçlerin talip olduğu Türkiye’ye bağlı olacak devletlerin kurulması, bizim çıkarımıza uygun değildir.”

Yukarıdaki cümleler Alman Diplomatın raporuna aittir. Uğur Mumcu da kitabına koymuştur. Almanların Irkçılık ve Turancılığı canlandırdığını söyleyen Mumcu aynı zamanda onların bu düşüncenin gerçekleşmesinden duyacağı rahatsızlığı da kitabına eklemeyi unutmuyor!

Uğur Mumcu, Turancıları Almanya dostu göstermek hevesinden olsa gerek kitabın devamında Alman Turancılık Masası kuruluyor, diyor. Kendi kendisiyle çelişen Mumcu’ya cevabı yine kendi kitabı verecektir.

Ernst Woerman 28 Ekim 1941 günkü raporunda şu değerlendirmeyi yapıyor:

“…Elçi Von Papen’e ayrıca Berlin’de Nuri Paşa’nın yönetiminde bir Pan-Turancılık propaganda merkezinin kurulması konusunda Türk hükümetinin tavrının ne olabileceği sorulmuştur. Bu konuda henüz bir yanıt gelmemiş olup kendisi uyarılmıştır.”

Anlaşılacağı üzere bu Almanya’nın Türkleri kullanmak üzere gerçekleştirmek istediği bir fikirdir. Uğur Mumcu bu satırların devamında Alman Turancılık masası kuruluyor diye yazıyor. Bu konu Almanya tarafından ortaya çıkınca Nuri Paşa da hakikatten Almanlardan Pan-Turancı propaganda merkezi kurulmasını istiyor. Uğur Mumcu’nun Alman Turancılık masası kuruldu dediği olayın gerçeğini onun kitabına aldığı rapordan öğrenelim!

“…Diplomat (Woerman) bu isteği şöyle değerlendiriyor:

… Ayrıca Nuri Paşa, Berlin’de kendisinin ve arkadaşlarının katılacağı bir Pan-Turancılık propaganda merkezinin kurulmasını düşünmektedir. Bu konu şimdilik bir kenara bırakılmalıdır”

Bak sen! Hani bu masa kurulmuştu! Sayın Uğur Mumcu’dan sormak isterdik doğrusu…

Hatta bu isteğin gerçekleşmemesi sonucu Nuri Killigil düş kırıklığına uğruyor, Woerman bunu raporuna ekliyor ve raporunda “bize karşı güvenini koruyacak şekilde davranın” diye ekliyor.

Alman Turancılık Masası kuruldu diyen ve bu masanın kurulmadığını da ısrarla ispat eden Sayın Uğur Mumcu’dur. Karar akıl ve vicdan sahiplerinindir.

Devam eden satırlarda sayfa on bir de öyle bir yanlış var ki gülsek ayrı dert üzülsek ayrı dert…

Sayfa on bir de bir paragrafta şöyle diyor Uğur Mumcu:

“Hitler Almanyası, Türkiye’de Pan-Turancılık hareketini destekleme kararı almıştır. Hareketin lideri Nuri Paşa olacaktır.”

Aynı sayfanın sondan bir önceki paragrafında da Sayın Uğur Mumcu şöyle diyor:

“Almanlar; öyle anlaşılıyor ki, Nuri Paşa’yı bu işe pek uygun görmediler.”

Peki, bu satırların üstünde Uğur Mumcu ne yazmış biliyor musunuz?

Müsteşar Weizsaecker’in Bakan Ribbentrop’a yazdığı bir yazıyı aktarmış. Peki, bu yazı da Weizsaecker ne diyor biliyor musunuz?

“Nuri Paşa’ya kendisini tekrar Berlin’de görmeyi ümit ettiğimi söyledim. Bilgilerinin doğu seferimizin devamı açısından bize oldukça yararlı olabileceği kanısındayım.”

Aynı sayfa içerisinde hareketin lideri Nuri Paşa oluyor, sayfanın devamındaki raporda Nuri Paşa yararlı görülüyor ama sayfanın son paragrafında Almanlar Nuri Paşa’yı uygun görmüyorlar. İnsan, bu ne yaman çelişki diye düşünüyor…

 

Devam eden sayfalarda Uğur Mumcu yeni bir bölüm açıyor. Bu bölüm sayfa on dörtte başlıyor ve bu sayfada şöyle diyor.

“Nuri Paşa’nın Almanlar’la niçin işbirliği yaptığını anlayabilmek için Paşa’nın geçmişini, aile kökenini ve ilişkilerini incelemek gerekir. Bunun için gözlerimizi 40’lı yıllara yeniden dönmek üzere 1920 öncesine çeviriyoruz.”

Devam eden satırlarda Enver Paşa’yı ve İttihat ve Terakki’yi Turancı göstererek Almanlarla işbirliğinin alt metinleri açıklanıyor. Enver Paşa’nın şahsi evrakları ve mektupları Murat Bardakçı tarafından “Enver” kitabında toplandı. Burada Enver Paşa’nın Turan kelimesini coğrafi bir kelime olarak kullandığı apaçık şekilde görülüyor. Uğur Mumcu bu kitap ve belgeleri göremediği için bu konuda bir şey diyemiyoruz. Ancak İttihat ve Terakki de Türkçü ve Turancı görüşte kişiler vardı. Ancak Enver Paşa’nın Turancı olması sadece Turan ifadesini kullanmaktan ibaret. Her yaptığı işi İslam için yaptığını kendisi mektuplarında yazıyor…

Kitabın devamında bazı Almanlarla görüşmesi olan paşalar Irkçılık-Turancılık davasında yargılandığı söyleniyor.

Sayfa yirmi altı da bu paşalar için şöyle diyor Uğur Mumcu:

“… Ali İhsan Sabis,1944 yılında tutuklanan Irkçılık-Turancılık davası sanıkları arasındaydı”

Aynı sayfanın alt paragrafında da şöyle diyor:

“Hüseyin Hüsnü Erkilet … 1944 yılında da ırkçılık-Turancılık davası nedeniyle tutuklandı”

1944 davasını bilenler bu paşaların ne sanık olarak, ne de tutuklu olarak davayla alakası olmadıklarını bilirler. Milliyetçilere karşı yapılan Cadı Avı sonrası Ali İhsan Sabis, İstanbul Emniyetinde 14 numara da tutuklu olarak bulunmuştur. Bunu da Osman Yüksel Serdengeçti’nin naklettiği bir olaydan ötürü biliyoruz. Ancak yukarıda da zikrettiğimiz gibi ismi geçen paşalar sanık koltuğuna oturmamıştır. Halen Erkilet Paşa’nın tutuklanmasına dair bir vesika yok. O da Cadı Kazanı gereği tutuklansa bile sanık koltuğuna oturmamıştı. Sanık koltuğunda yargılananları tarih ile birlikte herkes bilmektedir. Uğur Mumcu’nun böyle yazdığına bakmayın o da biliyor.

Sayfa elli sekizde Irkçılık-Turancılık davasında yargılananları yazan Uğur Mumcu, ne hikmetse yukarıdaki paşaların ismini yazmıyor! Demek ki o da yargılanmadığını biliyor, peki Almanlarla bağlantısı olan bu paşaları sanıklar arasındaydı demesindeki amaç neydi?

Şüphesiz Uğur Mumcu vefat ettiği için buna cevap veremez. Ancak akıl ve vicdan sahiplerinin bu soruyu cevaplayacağından hiç şüphem yoktur.

General Ali Fuat Erden ile Hüseyin Hüsnü Erkilet Doğu Cephesini ve Führer’in (Hitler) karargâhını gezmişti. Bu gezi Genelkurmay Başkanlığı haberinde ve onayı dâhilindeydi. Uğur Mumcu bu Almanlarla yakın ilişkide olan paşaları Irkçılık-Turancılık davasında göstererek onların Alman bağlantısını kanıtladığına hükmediyor! Ancak sonraki sayfalarda bu paşaları Irkçılık-Turancılık davasında göstermemesi ise kaderin garip bir cilvesidir.

 

Uğur Mumcu ikinci bölümün adın “Kızıl Elma” ismini vermiş, bakalım burada nasıl fahiş yanlışlar yapmış…

Uğur Mumcu Kızıl Elma bölümünün ilk sayfasında (sayfa 45) şöyle diyor:

“Almanlar, Stalingrad önlerinde yenilmişlerdi. Devlet de kararını vermişti. Önce sağ, sonra da sol için davalar açılacaktı.”

Uğur Mumcu’nun Alman ordularının hemen yenilgisinden sonra operasyon başlatma iddiası gülünç ve yanlıştır. Çünkü bu duruma giden süreç Nihal Atsız’ın açık mektubuyla başlamıştı. Bu açık mektuba da rastgele olarak Baltacıoğlu İsmail Hakkı’nın konferansındaki hareketler sebep olmuştu.

Açılan hakaret davasının 2. Celsesinde olan 3 Mayıs olayları da Milli Şuurdan doğmuş, organize ve teşkilatlandırılmamış rastgele bir olaydı.

Hükümet Uğur Mumcu’nun bahsettiği gibi ileri görüşlü değildi ancak bu fırsatı kullandı.

Devam edelim…

Uğur Mumcu diyor ki:

“Kamuoyu, sağ için açılacak davanın ipuçlarını Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944 tarihli ünlü konuşmasında bulmakta hiç de güçlük çekmemişti”

1944 davasını azıcık bilenler bu davanın hakaret davasından 3 Mayıs tarihinde Irkçılık-Turancılık davasına döndüğünü bilirler. Uğur Mumcu, kamuoyu bu bilgiyi 19 Mayısta anladı anlamında bir cümle söylüyorsa bu da yanlıştır. Çünkü 3 Mayıs’tan 19 Mayıs’a kadar tüm gazete ve radyolar Irkçı ve Turancıların aleyhinde yayın yapmışlardı.

Eğer Uğur Mumcu tarafsız bir gazeteci ve araştırmacı olsaydı, yargılanan kişilerin çıkardığı Orhun dergisine bakar, olayın böyle olmadığını görürdü.

Devam eden sayfalarda 1944 davasına değiniyor, hakaret davasına nasıl geldiğini ve bahsi geçen isimlerin yazılarını koyuyor ve davanın sonucuna değiniyor. Ancak davanın sonuç kısmını yaparken yine hata yapmaktan geri durmuyor!

Sayfa elli üç Uğur Mumcu Şöyle diyor:

“Yargıç Saffet Ünan, 9 Mayıs 1944 günü kararı açıklıyordu.”

Hemen bir alt paragrafında da şöyle diyor Uğur Mumcu:

“Atsız, o sıralar İstanbul Boğaziçi Lisesi’nde öğretmendi. Nihal Atsız 7 Nisan 1944’te Boğaziçi Müdürü Hıfzı Gönensay tarafından çağrıldı ve işine son verildiğini öğrendi.”

Şimdi birinci sınıf çocuklarının bile yorumlayacağı bu paragrafta şu soru akla geliyor. Nisan ayı, Mayıs ayından önce gelmiyor mu? Bunun burada yazılmasının sebebi, kronoloji hatası göz önüne alınarak yapılmasının sebebi şudur.Hasan Âli’nin kendisini aklamak için yazdığı ‘Davam’ adlı kitabında: “Ancak 3 Mayıs 1944 günü Ankara’da yapılan nümayiş neticesinde vaki tatbikattan sonra ödevine son verilmiştir” diyerek gerçeği alenen yalanlamaya çalışmıştır.

Uğur Mumcu’nun bilerek ya da gaflet eseri bu kronoloji hatasının yapmasının sebebi budur.

 

Uğur Mumcu’nun hataları kasıtlı ya da gaflet eseri gözümüze çarpmaya devam ediyor…

Sayfa altmış iki, Uğur Mumcu şöyle diyor:

“Dr. Rıza Nur, siyasal görüşlerinin savunulması görevini Atsız’a bırakmıştı.”

Uğur Mumcu, Dr. Rıza Nur’un siyasal görüşlerinin savunulması görevini Atsız’a bırakmıştı derken ya bir yerlerden ilham alıyor ya da kasıtlı olarak sıkıyor. Akıl ve mantık sahipleri belgeler ile konuşur. Nihal Atsız, Rıza Nur’un manevi evladıdır. Rıza Nur’un bazı hususta yapılması gereken görevler vasiyetname ile Atsız’a ( Rıza Nur’un Sinop’taki ev meselesi vs.) kalmıştır. Bu vasiyetnamede de böyle bir palavra yoktur. Kaldı ki Atsız ömür boyunca hiçbir zaman sürekli olarak Rıza Nur’un siyasal görüşlerini savunmamıştır.

Atsız Türkçülerin gündelik siyaset ile ilişkisi olmadığını açıkça yazılarında söylüyordu çünkü.

Sayfa altmış üç, Uğur Mumcu şöyle diyor:

“1930 yılında çıkardığı ‘Atış’ adlı mecmua ve hocası Zeki Velidi Togan ile ilgili bir telgrafı nedeniyle Malatya’ya sürüldü”

Bu sürülmeye sebep olan mecmua Atış değil Atsız Mecmuadır. Bu kadar da tahrif ya da yanlış söyleme kasıtlı ya da gaflet eseri fark etmez can sıkmaya başlıyor.

Aynı sayfadan devam edelim, sayfa altmış üç.

Yukarıda da bir vesile ile bahsi geçmişti, ancak Uğur Mumcu burada da değinmiş bu meseleye. Şöyle diyor:

“Atatürk düşmanı Dr. Rıza Nur’un siyasal mirasçısı Nihal Atsız’dı.”

Önce Rıza Nur’a Atatürk düşmanı diyerek sonra Nihal Atsız’a Rıza Nur’un siyasal mirasçısı diyerek kasıtlı bir tahrif yapmaktadır. Atsız Rıza Nur’un siyasal mirasçısı değil, manevi evlatlıktan doğan normal bir mirasçısıdır.

Sayfa altmış üç ve altmış dörtte Uğur Mumcu kasıtlı ya da gaflet eseri 1944 savcısı Kazım Alöç’ün Rum iftirasını kitabına alıyor. Atsız Rum olmadığını ispat edip sonuna da gayri Türk olsam da ırkçılık gereklidir tarzı bir açıklama yapıyor. Bu dava dosyasına böyle zapta geçiyor.

Ancak!

Uğur Mumcu kitapta Atsız’a atılan Rum iftirasına değinip, Atsız’ın Rum olmadığının ispatını kitabına almıyor! Sadece gayri Türk olsam da fark etmez dediği kısmı almakla yetiniyor.

Akıl ve vicdan sahipleri gereken kararı versinler…

Ne kadar tahrif olsa da Uğur Mumcu sayfa altmış dörtte şunu itiraf eder.

“Atsız, gerçekten de parlak bir savunma yapmıştı!”

Sayfa altmış sekiz ve sabrımız biraz daha taşıyor.

Uğur Mumcu General Ali Fuat Erden aracılığı ile General Erkilet’e değiniyor ve onu da bu davada tutuklanmıştı olarak ifade ediyor. Bu ne çetin çelişki?

Önce General Erkilet tutuklandı de, sonra tutuklanan ve yargılanan listesinde General Erkilet’in olmadığını ispatla ve ilerleyen sayfalarda tekrar General Erkilet tutuklanmıştı de. Ya sabır gerçekten…

Yaşasaydı Uğur Mumcu’ya sormak isterdim. Irkçılık-Turancılık davasında yargılananlar listesinde Hüseyin Hüsnü Erkilet’i saymayıp sonraki sayfalarda bu dava nedeniyle tutuklandı demesi hangi akıl ve mantık ile açıklanabilir?

Bilmediğimiz bir kaynağa göre Hüseyin Hüsnü Erkilet o zaman tutuklanan bir sürü milliyetçi kişiden biriyse bile asla sanık koltuğuna oturmamıştır. Dediğimiz üzere bu çelişkiler hangi akıl ve mantık ile açıklanabilir?

Uğur Mumcu’nun sorumu cevaplayamayacağını biliyorum. Ölüye saygısızlık da yapıyor değilim. Ancak bu soruların akıl ve vicdan sahibi kişilerce cevaplanmasını istiyorum.

Uğur Mumcu kitabın notlar kısmında ikinci bölüm onuncu maddede Irkçılık-Turancılık davasıyla ilgili işkence yapıldığı iddia edilenlerin soruşturulup işkencenin yapılmadığını sabit olduğunu söylüyor.

Uğur Mumcu’ya sormak isterdik…

Bu davada işkence yapıp sonra hükümetin (Demokrat Partinin) affından yararlanarak serbest kalanlar kimlerdi? İşkence yapan kişiler sorgulanmış, 1950 yılı Demokrat Parti affından yararlanarak yargılanmaktan kurtulmuşlardı. Herkesin anlayacağı üzere af, suçlulara çıkartılan bir şeydir.

Ayrıca Uğur Mumcu tarafsız bir araştırmacı ve gazeteci olsaydı bu davada işkence yapıldığını Orhun dergisindeki anlatımlardan veya sonraki yıllarda çıkartılan kitaplardan anlayabilirdi.

Dava ile ilgili son sayfada (sayfa 70) şöyle diyor Uğur Mumcu:

“1944 Irkçılık-Turancılık davası nereden bakarsanız bakın bir siyasal davaydı. Her siyasal dava da olduğu gibi, bu davanın sorgularında da sanıklara işkence yapıldı.”

Notta işkence olmadığını söylüyor, ama kitabın içeriğinde işkence olduğunu itiraf ediyor.

Hatta işkence yapıldı ama Almanlar’la işbirliği yaptıklarını ortaya koyacak bir kanıt çıkmadı diyor.

Allah Allah!

Yoksa bu kişilerin sahiden Almanlarla hiçbir ilişkisi olmadığından bir kanıt çıkmamış olmasın! ?

Sayfa yetmiş de çelişkisini şöyle tekrarlıyor Uğur Mumcu:

“General Ali İhsan Sabis ve Hüseyin Hüsnü Erkilet hakkında soruşturma açılmışsa da Almanlarla ilişki ortaya çıkarılamadı”

Yaşasaydı Uğur Mumcuya hakikaten sormak isterdim. Bir karar versin artık…

Bir bölüm tutuklandı, bir bölüm yargılandı, bir bölüm sanıklar arasındaydı diyor ama sanıkların ve yargılananların ismini verirken bu paşaların ismini saymıyor! Çünkü Ali İhsan Sadece bir süreliğine tutuklu kalmış, sanık koltuğuna oturmamıştır.

Sırf zoraki bir Alman bağlantısı yaratmaya çalıştığı ne kadar açık…

Bu paşalar dava dosyasında ismi bazı meselelerle geçmiştir. Ancak ne sanık olarak davada bulundular ne tutuklu. İsteyen dava tutanaklarını açıp okuyabilir. Tutuklu bulunup ismi geçen kişi Ali İhsan Sabis’tir. Ancak bu paşa da yargılanmalarda bulunmamıştır. Kolayca anlaşılıyor ki bu paşa başlatılan Cadı Avı sonucunda bir süre tutuklu kalmıştır.

Ne güzel çelişki değil mi? Kasıtlı ya da gaflet eseri tahrif ederek bunun açığa çıkmayacağı düşünüldüyse çok ağır bir yanılgıya uğradılar…

Ve bu bölümü bitirirken de güzel bir tahrif yapmadan da bitirmiyor:

“1944’de yargılananlar 1970’lerde iktidar oldular, 1980’lerin siyasetini ve ideolojisini yönlendirdiler”

1969-1970’li yıllar civarı Atsız ve Türkeş arasındaki kesin ayrılığı bilerek ya da bilmeyerek sümen altı ederek böyle bir yorumda bulunuyor.

Suyun H2O elementinden oluştuğu nasıl herkes tarafından bilinir ve bu yargının kesinliği herkes tarafından açıksa, aynı gerçek Türkçülerin siyasetle işlerinin olmadığı kadar da açık ve nettir.

Ayrıca belirtilen isim ve kadrolarında Türkçülerle hiçbir ilişkisi olmadığı da basit bir H20 kadar gerçek ve açıktır…

Sayfa seksen dörtte DTCF olayları ile ilgili olayları anlatan Uğur Mumcu ‘kandaşım’ ibaresi olan mektubun Nihal Atsız’a ait olduğunu söylüyor. Aynı mektup sayfa seksen dokuzda Reha Oğuz Türkkan’a ait olduğu yazılıyor. Atsız’ın üslubunu ve mektuplarını bilenler onun kandaşım hitabını kullanmadığını, 1944 dava dosyasını okuyanlarda bu kandaşım ibaresinin Reha Oğuz’a ait olduğunu kolayca bilirler.

Ancak Uğur Mumcu beş sayfada bilmeden iddianın gerçeğini ispatlamış. “40’ların Cadı Kazanı” adlı kitabı 90 sayfada bu kadar çelişkilerle doludur. Elbette ki yorumlanacak ve eleştirilecek çok şeyi de vardır ancak bu fahiş yanlışları göz önüne getirmek daha önemlidir.

 

Bir hata gaflet eseri olarak iki-üç defa ya da en fazla beş-altı defa yapılır. Bu sayılardan fazla ısrarla tekrar oluyorsa orada bir kasıt aramak aklın ve vicdanın en doğal hakkıdır.

Uğur Mumcu taraflı bakış açısıyla körü körüne sonuna kadar bakmış ve bir sürü çelişkili saçma şeyler yazmıştır. Bu kitabın 22. Baskıya bunlar fark edilmeden gelmesi de içler açısıdır. Türkiye’nin ilerici aydını olarak bilinen bir kimsenin bu hataları yapması da öyledir.

Akıl ve vicdan, tarihin huzurunda gereken kararı verecek, hatta vermiştir bile.

Tanrı Türk’ü korusun!

-Türkmen

İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR

Türkçü-Turancı. Çeşitli mühendislik ve bilim alanlarında Türk uğruna savaşmayı hedeflemiş bir Genç Atsız.
İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR Son Yazıları (Hepsi)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.