Ergenekon

Türk’ün Sonsuzluğu : Ergenekon

Bu yazı Türk’ün demiri eritip Ergenekon’dan çıkışının 4654. yılı ve Yenigün bayramı nedeniyle yazılmıştır.

(21 Mart 2017)

Ergenekon’dan çıkışımız bizim unutmamamız gerektiği kadar, düşmanın da unutmaması gereken bir durumdur. Türk’ün zor durumda tekrar varoluşunun bir ispatıdır.

Ergenekon’dan çıkışımız baharın ilk günlerine rastlamaktadır. O yüzden bugünü hem baharın gelişi hem de Ergenekon’dan çıkışımızdan dolayı kutlamaktayız.  Çin kaynaklarında, Hunların milattan yüzyıllar önceleri, 21 Mart’ta hazır yemeklerle kıra çıktıkları, bahar şenlikleri yaptıkları kaydedilmiştir. Dolayısıyla bu günün kutlanması bizim çok köklü bir geleneğimizdir. Hatta eski Türk toplumu, baharın gelişini yıl başı olarak kutlamıştır.

Chou Sülalesi Tarihi (557-581) adlı eserde “Göktürkler, bitkilerin yeşerdiği zamanı yılbaşı olarak kutlar şeklinde ibare bulunmaktadır. Baharın gelmesi, doğayla bir bütün içerisinde yaşayan Türk milleti tarafından önemsenmiştir

Yeni gün sadece baharın gelişi olarak anılamaz. Elbette baharın gelişi doğada olacak olan güzel bir değişimi haber vermektedir. Bunun yanında Türk milletinin varlığı yok olmak üzereyken, her şeyin bitmeyip yeniden başladığını da anlatmaktadır. Bugün sadece belli bir olayın olup bitmişliği olan bir gün değildir. Bu gün sonraları da tekrar edecek farklı şekillerde Ergenekon’dan çıkacağımız günlerin başlangıcıdır. Ergenekon’dan çıkış en umutsuz anda yeni bir umut yaratmak, bitti denilen yerde bitmediğini göstermek ile sembolleşmiştir.

Ergenekon dağın demir ile eritilmesiyle sembol olmuş bir yurttur. Ancak kim inkar edebilir ki Kür Şad ve 40 çerisi bulunduğu çağın demirini eritmemiştir? Yeni gün bayramı bizlere Türk’ün karşılaştığı olumsuzluklara, imkansızlıklara karşın var olabileceğini hatırlatan bir gündür.

Bütün umutsuzluk ve zorluklara karşı baharın gelebileceğinin müjdesidir.

O yüzdendir ki  Ergenekon’dan Kür Şad ve kırk yiğitinden son başbuğ Atatürk’e kadar olan tüm yeni günlerimiz, Ergenekon’dan çıkışlarımız, yaşadığımız baharlar kutlu olsun!

Tarih bize ispatlamıştır ki, Türk en büyük zorlukların da üstesinden gelmeyi başarmıştır. Tam bitti dendiği anda bitmeyecek, yenildi dendiği anda yenilmeyecektir. Günümüz Türkiye’sinde geçirdiğimiz kara kışın da elbet bir baharı olabileceğini mazimizden aldığımız güçle hatırlıyoruz.

Bizim bugün kendimize görev biçtiğimiz şey Türk’ün en kötü şartlarda da başarabilme ihtimalini anlatmaktır.

Bu yazıyı okuyan kişilere bulunduğumuz çağın da bir Ergenekon olduğunu, umudun yitirilmeyeceğini bunun için de tarihte sayısız örnek olduğunu hatırlatmak istiyorum. En kötü durum ve şartlarda güç ve ilham alacağımız şey, geçmişimizdir.

Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asîl kanda mevcuttur!

4654 yıldır bu bayram demirden dağı eritmemizin sembolüyle kutlanılıyor ve baharın gelişinin manasıyla anılıyor. Örs üzerinde dövülen demir, dağı eritmeyi simgeliyor.

Geçmiş günleri önemle andığımız kadar içinde bulunduğumuz durumdan nasıl kurtulacağımızı da düşünmeliyiz. Çevremiz dağ ile çevrildiyse, bu dağı delmenin yollarını düşünmeliyiz. Türk’ün varlığının bir alana hapsedilmesine izin veremeyiz.

Onlar bizi yok etmeye çalıştıkça Türk’ün Ergenekon’u bitmeyecektir. Bunun korkusuyla yaşayanlar, yarın bu gerçekle uyanacaktır. Yine bitti denildiği anda keyiflenenler, Türk’ün bu durumdan kurtulmasıyla irkileceklerdir. Durumumuzun çıkışı kolay değildir, ancak zor diye de vazgeçilecek değildir.

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.