Atatürk

Türkçülük ve Komünizm

Komün kelime anlamı olarak “beraber çalışıp geliri paylaşmak üzere bir araya gelen topluluk” anlamına geliyor. Ayrıca bu topluluk dışarıya kapalı bir topluluktur.

Bir grup insanın, kendi arasında, ortaklaşa üretmesine ve tüketmesine dayanır. Tarikat ve cemaatler komün yapıdadır. Hala bu ülkede tarikat ve cemaatlerin zararını anlamayan zavallı kimseler bulunuyor.

Komünizm ise de komün davasının fikir olarak ortaya çıkmış halidir. Diğer dillerde farklı şekilde yazılsa da bahsettiği zırva değişmez.

Komünizm insan aklına uymaz bir zırva olduğu için çok çeşit şekilde bir sürü farklı yöntemi ve aynı zamanda hizipleri vardır. Anlaşılacak bir şey olmadığı için uydurması da kolay.

Komünizmin en güçlü zamanında Türkçülüğün bayraktarları tarafından yakın bir sürede yıkılacağını öngörülmüştür. Buradaki yıkılması öngörülen komünizm, zorla yönetime geçen komünist yönetimlerdir. Neticede de öyle olmuştur. Hatta bazı heykeller baş aşağı edilmiştir.

İnsan aklı ve yapısıyla aynı zamanda psikolojisi ile gram uygunluk göstermeyen bu fikir dönemin rezaletinden dolayı büyüme alanı bulmuştur. Çok büyük alanlarda yayılım göstermesine rağmen zırvalar üstüne kurulu olduğu için çok kısa sürede yıkılmış ve üstünden geçen senelerden sonra izlerinden eser bile kalmamıştır. Çıktığı topraklarda heykeli dikilen şahısların bile yukarıda bahsedildiği gibi heykelleri baş aşağı edilmiştir.

Sanayi Devriminin yeni başlaması ve oluşan çok ağır şartlar insanları bu umut hayalinin arkasından rahatlıkla götürmüştür. Ancak gerçek hiçbir şekilde şaşmamış ve gün yüzüne çıkmıştır.

Şimdi bu fikri çıkartan Marks’ın bile mezarı ücret karşılığında gezilebiliyor. Bu ülkede de, adı geçen umut rüyasının arkasından giden olmuş, hatta bazı dönem mezarına gidip sarılan gazeteciler bile görülmüştür. Herkesin aşina olduğu vatan haini Nazım Hikmetof da komünist usullere göre gömülmüştür.

Bu hayalin apaçık tüm yönleri ile zırva olduğu anlaşıldığı halde bu zırvayı kullanmak istemeleri bir takım menfaat sağlamaktan başka bir şey değildir. 80 döneminde kargaşa, masum halkın aklına bu zararlı fikrin verilmesi ile oldu.

Komünizmin alçaklığı ve ihaneti etrafta kol gezen bir dönemde yaşamıyoruz. Ancak etkileri tamamen de silinmiş değildir. Bu dönemde geçmişte yaşananlar apaçık ortada ve komünizmin nasıl bir zırva olduğu da güneş kadar açıktır.

Komünizm ihanet ve alçaklığının ortada kol gezdiği dönemlerde de Türkçüler bütün hışımlarıyla bu vatan haini fikre saldırmış, her fırsatta yerle yeksan etmekten geri durmamıştır. Komünizm ile mücadelenin kalıplaştığı dönemde Atsız Türkçüleri şöyle tanımlıyor:

“Moskofçu komünistin vatan haini olduğunu en iyi ve herkesten önce anlayan Türkçülerdir. Onun için komünistlerle her yerde, her vasıta ile her şekilde savaşacaklardır.”

Komünizmin Moskova emperyalizmi olduğunu ilk fark edip buna karşı amansız mücadele veren Türkçüler çok çeşitli cezalara maruz kalsa da bu mücadeleden en ufak bir şekilde geri kalmamışlardır.

Vatanımız için tehlikeli olan, Orta Asya’da ki soydaşlarımız için çok daha tehlikeli olan komünizm fikri teker teker devlet kademelerine sinsice yerleştiği zaman büyük bir fedakârlık yaparak onları tek kalemde ortaya çıkartıp yerle yeksan eden Hüseyin Nihal Atsız, bu hizmetinin karşılığı olarak vicdana sığmayan işkenceler ile cezalandırıldı.

Atsız tek kalemde komünistleri apaçık ortaya çıkardığında yurdun her tarafından tebrik telgrafları adeta yağmıştı. Bu telgraflarda genelde herkesin bu hainliği sezdiğini ama birisinin bunu söylemesinin beklendiği ifade edilmiştir.

Türklüğün zamanında canına kast eden birinci düşmanı olan komünizm Türkçülerin uzun ve amansız mücadeleleri sonraları hasara uğratılmış ve kolay kolay hareket edemeyecek duruma getirilmiştir. Çünkü karşısında mücadele edeceği fikir ve kişiler olmuştur. Aynı mücadele çok sonraları silahlı hal almış, durum 1980 darbesine gitmiştir.

Komünizmin en çok yayılmaya alan bulması barışsever, köylü ve işçinin hakkını savunduğu uydurmasıdır. Dünya tarihi kapkara harfler ile kayıt etmiştir ki bu dünyada en çok kanı komünist rejimler, komünistler dökmüştür.

İşçisini ve köylüsünü düşünüp kalkındırmak isteyen Atatürk’ü bile solcu, sosyalist ve komünist gösterecek kadar yüzsüzleşmişlerdir.

Komünistler her dönem bir takım maskeler altına girerek bu fikri yürütüyorlar. Onlar da çok iyi bilincindedir ki maskesiz bir şekilde bu fikir yürütülmez. Ortada kalan komünist artıklarını temizleyip yok edecek olan Türkçüler de bu maskeleri tek tek indirip güzel bir imha mücadelesi örneği vereceklerdir.

Atatürk’ün komünist muhalefeti kontrol etmek için komünist parti kurdurduğu, yarın komünizm rejimini ilan edeceğiz diyerek milletvekillerin tepkisine maruz kalıp, tepki vermeselerdi yapacaktım diyerek Sovyetlerden yardım alması büyük bir strateji örneğidir.

Komünist muhalefeti kontrol etmek için komünist parti kurulmasına izin vermiştir. Ancak bunla, komünizme taraftar olmadığı açıktır. Bu partiyi kuran kişi de Karadeniz’de bir sahil şeridinde güzelce imha edilmiş olay kim vurduya gitti şekline sokulmuştur.

“İşte bu serseriler bir iş yapmak hülyasına kapılarak zahiren (görünüşte) memleketimize ve milletimize nâfi (yararlı) olmak için Türkiye Komünist Fırkası diye bir fırka teşkil etmişlerdir ve bu fırkayı teşkil edenlerin başında da Mustafa Suphi ve emsali bulunmaktadır. Bunlardan doğrudan doğruya bir hissi vatanpervane ile ve bir hissi hakiki milli ile değil, benim kanaatımca belki kendilerine para veren, kendilerini himaye eden ve bunlara ehemmiyet atfeden Moskova’daki prensip sahiplerine yaranmak için birtakım teşebbüsatı serseriyanede bulunmuşlardır. Bunların yaptıkları teşebbüs Rus bolşevizmini muhtelif kanallardan memleket dâhiline sokmak olmuştur.”[1]

Bu sözler Mustafa Kemal Atatürk’e aittir.

“Efendiler, iki türlü tedbir olabilirdi. Birisi; doğrudan doğruya Komünizm diyenin kafasını kırmak; diğeri, Rusya’dan gelen her adamı derhal denizden gelmiş ise vapurdan çıkarmamak, karadan gelmiş ise hududun haricine defetmek gibi zecrî, şedid, kırıcı tedbir kullanmak.”[2]

Atatürk’ün komünizm hakkındaki düşünceleri çok net olarak kayıtlara, belgelere geçmiştir. Bunları görmeyip, görmezden gelip hala bu şekilde konuşmak sömürüdür.

Komünizm bitmiş bir fikirdir. Hala farklı maskelerde farklı şekillerde yürütülmeye çalışılsa da hüküm çok açık ve nettir. Bu fikir yıkılmaya, yok olmaya, bu fikrin savunucuları da imha olmaya mahkûmdur.

Terör örgüleri özellikle bizim uğraştığımız PKK Komünist olup, Marksist-Leninist çizgide durmaya çalışan vatan haini oluşumdur.

Komünist rejimlerin uygulandığı ülkede katledilen, hayatını kaybeden insanların milyonlarla ifade edilmektedir. Demek ki bu fikrin kızıllığı, kan emiciliğinden gelmektedir.

Baskıcı bir şekilde toplumu kısıtlayan bir fikir olması nedeniyle de garip bir fikirdir. Yönetimi ele geçirdiği yerlerde komünizm, toplumda etkili olmamıştır. Çin komünizm rejimine sahiptir ancak, tüm devlet milliyetçi Çin, kadim Çin milleti gibi kavramlar kullanmaktadır.

Diğer yönetme şansı bulduğu ülkelerde de, komünizm kendisi şekil değiştirmiştir. Çünkü olduğu fikir haliyle ne bir mantık taşır ne de topluluklar tarafından kabul edilebilir. Yahudi olan Marks, Yahudilerin bir vatanı olmaması nedeniyle, vatan kavramına çok uzaktı. Ona saçmalık geliyordu. Ancak vatan kavramını yaşayarak öğrenmiş, onun için kan dökmüş milletler, neyin hatırına vatanlarını yok sayacaklardı?

Dolayısıyla fikren manasız ve anlamsız olmasıyla komünizm, hayalciliği ile kitleleşmiştir. İnsan duygusal bir canlı olduğu için bu tarz tozpembe hayaller insanları etkilemektedir.

Türkçülük insanlara belli bir hayal sunmamaktadır. Belli şartlar ve koşullar öne sürmemektedir. Herhangi kalıplaşmış bir görüşü yoktur. Türk’ün yararına ne yapılması gerekiyorsa onun yapılmasını sağlamaya çalışan davadır Türkçülük.

Böylelikle milliyetini ve vatanını yok etmeye gözünü dikmiş olan komünizmi de herkesten önce Türkçülük göğüsledi. Fikir sahasında yayılmasını engellemek için karşı yayın yaptı. Ancak sonraları komünistler işi fikir yoluyla değil silah ve vahşet yoluyla yapmaya başladılar. Ahlaksızca her türlü işi, işkenceyi yaptılar.

Bu fikir bizim varlığımızı, milletimizi, vatanımızı tehlikeye atıyorsa onunla, onun takipçileri ile mücadele etmek tabii ki görevimizdir.

Bir fikire, kişiye veya gruba karşı direkt ön yargı beslemek yanlıştır. Komünizm adını kötü gördüğümüzden direkt olarak böyle konuşmuyoruz. Durduk yere bir düşmanlık gütmüyoruz. Bizim amacımız savunmadır. Üzerine var olduğumuz değerleri savunma. Eğer ki komünist düşünceye sahip bir genç gerçekten vatanın ve milletin iyiliğini istiyorsa oturup konuşabiliriz. Fikri ve mantıki olarak komünizm hiçbir şekilde yarar sağlayacak bir halde olmadığı için açıkça tartışabiliriz.

Ancak geçmişten günümüze görüldüğü gibi tartışmalarda, fikir cephesinde kaçacak bir nokta bulunmayınca iş inanç meselesi haline getiriliyor fikir sahasından çıkarılıyor. Böylelikle kişiler körü körüne komünistliklerini müdafaa etmek istiyor.

Türk işçisini ve köylüsünü düşünmek komünistlik değildir. Bu ülkenin vatandaşları olduğu için onların refahını düşünmek asli görevlerimizdendir. Türk milletinde hiçbir zaman böyle bir sınıfsal yapı olmamıştır. Bünyemizde olmayan böyle sakat düşünceleri, komünizm adına benimsemek çok yanlış olur.

Ayrıca iyi bir fikir diyerek komünizmi benimsemek taklitçi olmak demektir. Taklitçilik maymun gibi canlıların özellikleridir.

”Türkiye bir maymun değildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir.”

“Türk Devleti milliyetçidir. Türkiye milliyetçi bir cumhuriyettir. Biz ne bolşeviğiz, ne komünist, ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü biz milliyetçiyiz, dinimize saygılıyız. Milli ülküye sadığız. Türk milliyetçiliği Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumak, saklı tutmak demektir. Ancak aynı zamanda ilerleme ve gelişme yolunda, uluslararası ilişkilerde, bütün çağdaş uluslara paralel olarak, onlarla uyum içinde yürümek demektir”

Mustafa Kemal Atatürk

Farklı fikirlere mensup, yabancı ideolojileri taklit eden kişiler,  Türk Devleti’nin kurucusunun sözlerinden alacağı dersler çoktur.

Temenni ederiz ki taklitçilik ile hiçbir yere varılmayacağı anlaşılır.

[1] TBBM, Gizli Celse Zabıtları, 22 Kânunusani 1327 (1921), Cilt 1, Devre:1, İçtima:1, Sayfa 333
https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001136.pdf

[2] TBBM, Gizli Celse Zabıtları, 22 Kânunusani 1327 (1921), Cilt 1, Devre:1, İçtima:1, Sayfa 334
https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001136.pdf

 

 

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.