Türk Savaş Sanatı

Tarih var olduğu zamandan yani haberdar olduğumuz günden bugüne Türk Milleti hep sahnede olmuştur. İlk olarak Sibirya ve Asya bölgesinde oluşan Türk Milleti haberdar olduğumuz zamandan beri doğa şartları ve düşmanlarıyla mücadele etmektedir.

Canlılar âleminde geçerli olan, Darwin’in bahsettiği doğal seçilim bazı coğrafyada farklılıklar göstermektedir. Bu coğrafya şartlarında hem canlılar, hem de onun bir kolu olan insanlar birbirleriyle dayanışma içerisinde olduğu müddetçe hayatta kalmışlardır.

Simbiyoz denilen bu kavramı Rus bilim adamı Kropotkin ortaya koymuştur. Canlılar âleminde de gerçekleşen bu olay insanlar âleminde de cereyan etmektedir.

Anadolu, Mezopotamya, Avrupa coğrafyalarında insanların dayanışma içerisine girmesi gerektiren bir durum olmadığı gibi Asya ve Sibirya bölgelerinde dayanışma bir zorunluluk haline gelmiştir.

Anadolu’nun batısında doğa şartlarının ve oluşan rahat durumun etkisiyle düşünen, düşündükçe bilimi geliştirenler çok rahat olabiliyorken, Asya topraklarında yaşamak ve hayatta kalmaktan başka bir şey düşünülememiştir.

İnsanlar ilk zamanlardan beri su kaynaklarına yakın bölgelere yerleşmişler, buralarda yerleşim yeri kurmuşlardır.

Asya bölgesinin kıyı bölgeleri, Sibirya bölgesinin kıyı bölgeleri yerleşim için seçilen ilk yerlerden olmuştur.

Batıdaki Hazar Gölü çevresi de yerleşim için cazip bir ortamdır.

Türk Milleti yaşadığı coğrafyanın verdiği zorluk yüzünden diğer insan topluluklarından çok daha fazla dayanışma gereği duymuşlardır. Türk Milleti’nin coğrafya ile birlikte oluşan yapısı ona disiplinli ve dayanışmalı bir hayat biçimi vermiştir.

Bildiğimiz ilk zamanlardan itibaren Türk Milleti’ni boy teşkilatı etrafında hareket ettiğini görmekteyiz. Bireylerin oluşturduğu aileler birbirleriyle dayanışma ihtiyacı duymuş ve böylece boy teşkilatlanması oluşmuştur.

Coğrafyaya ve düşmana karşı disiplin ve dayanışma ihtiyacı sayesinde Türk Milleti ilk zamanlardan beri hep daha iyi mücadele yollarını deneyerek öğrenmiştir.

Tarihte ilk defa atın evcilleştirilmesiyle ulaşım, boylar arası haberleşme ve idari yapıda görülmemiş değişiklikler oldu. Küçük küçük boy birlikleri daha büyük boy birliklerine, o boy birlikleri de devletlere dönüştüler.

İskitler, Kunlar, Göktürkler, Uygurlar vs. baktığımızda temelinde birden çok boyun birleşip bir çatı altında kendini birleştiren boy etrafında devletleştiklerini görüyoruz. Bu açıkça şunu gösteriyor;

İlk zamanlarda bir Türk Devleti kurulmuş, bu devleti çeşitli boy birlikleri idare ederek günümüze gelmiştir. Bu boy birlikleri içerisinde devleti yöneten hanedan dediğimiz bir aile sınıfı bulunmaktadır. Çeşitli yönetim ve idari değişiklikler yaşanmış olsa da devlet hep boy birliklerinin etrafında kalmıştır. Boy birliği dağıldığında devletin yıkıldığını çok rahat şekilde görüyoruz. II.Göktürk Devleti olarak isimlendirilen aile yönetimi(hanedan) döneminde boy birliği bozularak bu ailenin yönetimi son bulmuştur.

Türk Milleti hayvancılık ve avcılık hatta bazı boylar tarım da yaparak hayatını devam ettirmişlerdir.

Doğaya karşı başlayan avcılık mücadelesi, sonraları diğer topluluklara karşı savaşa dönüşmüştür. Doğal zenginlik içerisinde yaşamayan Türk Milleti, doğadan da besin ihtiyacını karşılayamayınca şehir devletlerine sahip topluluklara yağma girişiminde bulunmuşlardır.

Türk Milleti ilk dayanışmalarını yapıp, toplu halde hareket halinde olduklarından beri hep bir mücadele sahası içerisinde olmak zorunda kalmışlardır.

Düzensiz şekilde topluluk halinde mücadelenin zorluklarını ve yanlışlıklarını gören Türkler, disiplinli ve birlik halinde olmak gerektiğini kavramışlardır.

M.Ö 209 yılında Mao-Tun ismiyle kaynaklara geçmiş Kun Şanyüsü (Chan-yü, Büyük İmparator) bu düzensizliği kaldırarak düzenli bir onlu sistem kurarak Türk Ordusu’nu kurmuştur.

Türk Milleti birlikte hareket etmenin ve disiplinin çevresinde geliştiği ve ilerleme gösterdiği için Mao-Tun için Türk Milleti’nin yaratıcısı olarak isimlendirilmiştir.

Bu düzenli sistem sayesinde boy birlikleri daha kolay organize olup teşkilatlanmış ve savaşlarda daha kolay üstünlük sağlanmıştır. Ayrıca boylar arasındaki diğer boyları hâkimiyet altına alma mücadelesi artmıştır.

Hayvan avlama mücadelesi, Türklerin mücadele ve savaş kabiliyetlerini yükseltmiş, deneyerek yeni bilgiler öğrenilmiştir.

Çok büyük alanları at sayesinde kısa sayede geçmek ve yakından etkili olan silahın(kılıç) yanında uzağa atılabilen yayın icadıyla mücadele ve savaş kavramları boyut değiştirmiştir.

Kılıç yapımı Türklerin yaşadığı bölgelerin yakınındaki dağ dediğimiz orojenik yapılar çevresinde demir maddesinin olması, Türklerin onu savaş aleti olarak kullanmasına sebep olmuştur.

Düşmana yaklaşma fırsatı vermeden onu imha etme imkânı olduğunu gören Türk Milleti, yay sistemiyle savaşa ve doğa ile mücadelesine yeni bir şekil vermiştir.

Yay sistemi doğadaki bazı hayvanlara yaklaşınca onu avlama şansının düşmesinden ve o bölgedeki kuşların etinden de beslenme ihtiyacından gelmektedir. Bunu savaşta da kullanarak büyük fayda sağlayacağını anlayan Türk Milleti savaşını bir nevi bu yay aracı etrafında şekillendirmiştir.

Çünkü yay dediğimiz araçta bulunan okun gerilmesini sağlayan ipliksi yapı yağmur altında büzülerek yay kabiliyeti ortadan kaldırmaktadır. Bu yüzden Türk Milleti yağmurun olmadığı zamanlarda avlanmayı ve savaşmayı tercih etmiştir.

Ayrıca düşmanın geldiklerinden haberi olmaması için daha çok savaşlar baskın halinde sabah (şafak) vakti gerçekleştirilmiştir. Bu baskınları çoğu zaman tahmin ve kestiremeyen Çinliler, sur ve şehir karakolları sistemiyle karşı koymaya çalışmışlardır.

Baskınlarında düşmanların hazırlıklı olarak karşılık vermeye kalktığını gören Türk Milleti savaşta yeni taktikler geliştirmişlerdir. Hilal ve Turan taktiği olarak da bilinen, kaçan bir grubu kovalayan düşmanın kıskaca alınarak imha edilmesi buna örnek bir taktiktir.

 

Görüldüğü üzere Türk Savaş Sanatı doğanın gerekliliklerine karşı bir cevap olarak doğmuştur. Türk Milletinin yapısını ve örgütlenme biçimini etkilemiştir. Günümüze kadar gelen boy teşkilatlanmasının varlığını sürdürmesi Türk Milletinin karakterinden gelen esaslar üzerine olmuştur. Uzun yıllar boyunca varlığını sürdüren boy birlikleri sayesinde yazıya çok geç geçen Türk Milleti boy birlikleri sayesinde kültürünü korumuştur. Düzensiz mücadelenin de yararlarını ve zararlarını iyi analiz eden Türk Milleti düzenli bir teşkilat kurmuştur. Bugünkü modern ordularının düzen sistemi buradan gelmektedir. Savaş aracı olarak kullandıkları kılıç ve yayların da doğru ve yanlışlarını analiz ederek savaş ve avlanma taktikleri de bu çerçevede geliştirilmiştir.  Doğanın verdiği zorunluluk etrafında Türkler düşüncelerini bu bağlamda geliştirmişler ve ilerletmişlerdir. Böylece savaş sistemini ve düzenli birliğin gereğini ayrıca savaşta taktik uygulanması gerektiğini de bütün dünyaya Türkler öğretmişlerdir.

“Savaşın adını koyan biz değiliz fakat onun bile kuralını, ahlâkını düzenleyen biziz” [1] sözü asırlar geçse de gerçekliğinden hiç bir şey kaybetmeyecektir.

Dayanışmanın önemini çok iyi bilen Türk Milleti bugünde dayanışma ile ülküsünün ardından koşmalıdır.

Tanrı Türk’ü korusun!

22.09.2018

[1] Caner Kara, Kara Beçkem, 2.Baskı, sf.7

 

İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR

Türkçü-Turancı. Çeşitli mühendislik ve bilim alanlarında Türk uğruna savaşmayı hedeflemiş bir Genç Atsız.
İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR son yazıları (Hepsini Gör)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.