Hüseyin Nihal Atsız

Öztuna’nın Tanıyamadığı Atsız

Başlıkta geçen Öztuna, Yılmaz Öztuna’dır. Yılmaz Öztuna Türk Tarihinden Portreler adlı eserinde Türk Tarihinde, genellikle Osmanlı Hanedanı tarihi olmak üzere birden çok kişiyi kısa bir biyografi ile anlatmıştır. Eserin sonlarına doğru tanıdığı ünlü isimleri de bu kitaba eklemiştir.

Kitabın içinde yanlışı çok, eleştirilecek noktası bol unsur olsa da bunları düzeltmeye tenezzül etmiyorum. Zira Osmanlı Hanedanı’nın Kayı efsanesi gibi noktalar, Osmanlı Hanedanı Tarihi konusunda dünyada alanında tek isim olan Halil İnalcık tarafından aktarılmış ve yalan olduğu açıkça yazılmıştır.

Burada sadece Ahmet Yesevi ile Mevlana’nın bir tutulması hadsizliğinden hoşlanmadığımı belirtmeliyim.

Ancak benim ilgi alanım Atsız hakkında yazdıklarıdır. Zira bu kitabı almama da sadece Atsız’ı yazması sebep olmuştur. Yoksa alanında yazılmış çok daha muhteşem eserleri veren tarihçiler vardır. Gidip onlardan öğrenmek mümkündür.

Hüseyin Nihal Atsız’ı 21 yaşında tanıyan Öztuna, Atsız’ın vefatından sonra onun hakkında, ona aitmiş gibi bir şeyler yazmıştır. Bu şüphesiz bir tahriftir. Ayrıca cesaretsizliktir. Atsız’ın zamanında da Atsız hakkında yazıldığını tarih kaydetmektedir. Öztuna Atsız ile alakalı bir hüküm vermek istiyorsa bunu o sağ iken pek ala yapabilirdi. Ancak vefatından sonra Atsız hakkında ona ait hükümler vermeye kalkması alçak bir davranıştır. Bir kişi öldükten sonra onun söylemediği şekilde hüküm vermek ahlaka ve vicdana terstir.

Öztuna Atsız ile ilgili kısımda şöyle demiştir:

“Atsız, 1945’ten önce şüphesiz Türk Irkçısı idi”

Bu cümle son derece rezil bir cümledir ki Atsız’ın bir ömür harcadığı davayı 1945’te bırakmış gibi göstermektedir. Ayrıca Atsız hayatının son zamanına kadar Türk Irkçısı olduğunu basa basa söylemiştir. Onun vefatının ardından öyle ya da böyle olmadığını iddia etmek ahlaksızlıktır. Elbette ki bir takım değerlendirmeler ile yaptığı, yazdığı şeyler incelenebilir. İncelenince de sonucun değişmeyeceği de açıktır.

Öztuna Atsız ile ilgili devam eden satırda şöyle demiş:

“1945’ten sonraki dünya konjonktürü, Atsız’ı kan ırkçılığından bir nispette çekerek kültür milliyetçiliğine yaklaştırmış ve inandırmıştır.”

Bu da tanımlamakta güçlük çektiğim fevkalade hatalı ve yanlış bir tanımlamadır. Atsız’ı ırkçılıkta kanda bulunan genlere göre, antropolojiye göre hareket ettiğini sanan zihin körleri için bu cümle ve tanımlamalar pek normaldir. Ayrıca kan ırkçısı gibi bir terimin aşağılığı da göz önündedir.

Irkçılık, ırka taraf olmak anlamına geldiğine köre kan ırkçısı gibi aptalca bir deyim ne anlama gelmektedir? Kan ırkına taraf olduğu gibi alçak bir anlam çıkmadır ki kanın bir ırkı yoktur.

Burada körelmiş zihnin açıklayamadığı nokta şudur. Türk ırkı tarihten günümüze oluşmuş bir ırk olup, kanı da Türk kanıdır. Kan ırkçısı gibi aptalca tabir de şunu söyler. Türk kanının taraftarı olmak.

Türk kanı ifadesi ile Türk Irkı ifadesi aynıdır. Yani kısacası Türk’e taraf olan Türk Irkçısı denilmek istenmektedir. En ufak çocuğun dahi anlaşılacağı netlikte açıktır ki, Atsız son nefesini veresiye kadar Türk Irkına taraftarlığını yani Türk Irkçılığını bırakmamıştır.

Kültür Milliyetçiliği ifadesi de garip ve nereden geldiği anlaşılamayan bir ifadedir. Atsız hangi yazı ve eserlerinde ateşli şekilde Türk Kültürü’ne taraftar olduğunu, Türk Milliyetçiliğinin ana noktasının bu olduğunu söylemiştir?

Atsız şüphesiz Türk’e ait olan Türk Kültürü’ne taraftardır. Ancak milliyetçiliği çok açık bir şekilde kültür üzerinden yapmadığı görülmektedir. Atsız hangi ifadesinde Türk Milleti diyecekken Türk Kültürü demiştir?

Bunun hiçbir örneği yok iken Atsız’ı kültür milliyetçiliği gibi ifadeye sığdırmak maalesef ki aşağılıkça bir harekettir. Bunun hakkındaki kararı Tarih şüphesiz çoktan vermiştir.

Ayrıca Atsız 1944 davası neticesinde 1.5 yıl civarı tutuklu kalıp 1945 yılında tahliye olmuştur. İşkenceye maruz kalması ve inandığı davanın doğruluğu ile savunduğu değerleri 1945’ten sonra daha büyük bir inançla savunduğu açık ve gerçektir.

Yazının devamında Öztuna’nın şu aciz kibrini de belirtmeden geçemeyeceğim.

“1945’ten sonraki dünya konjonktürü, Atsız’ı kan ırkçılığından bir nispette çekerek kültür milliyetçiliğine yaklaştırmış ve inandırmıştır. Bu hususta benim devamlı tesirlerimin de müessir olduğunu düşünüyorum”

Bu ifade tamamen gülünç olup Öztuna’nın basit bir kibrinden ibarettir.

Devam eden satırlarda Demokrat Parti’nin onu milletvekili yapmadığından yakınarak şöyle diyor Öztuna:

“Onu milletvekili yapsaydı, çok faydalanırdı”

Öztuna Atsız’ın yakın arkadaşını belirtiyor ama Demokrat Partiden gelen milletvekilliği teklifinden haberi yok. Atsız övünmeyi sevmeyen tabiat yapısına sahipti. Kendisi için iyi olan söz veya davetleri ancak çok yakın çevresi ile paylaşır ya da hiç paylaşmazdı.

İsmail Hakkı Gökhun’un anılarının çok rahat kaynaklık ettiği bir bilgi de şudur ki Demokrat Parti Atsız’a milletvekilliği teklifi etmiş ancak Atsız kabul etmemişti. Yılmaz Öztuna, Atsız’ın ne kadar da yakın arkadaşıyım diye öğünse de bunu teklifi öğrenememiştir.

Ayrıca devam eden satırlarda Atsız’ın fikrine bir-iki asır ömür biçmesi günümüz açısından değerlendiremez. Ancak tarih bu iddiayı ciddiye alırsa gelecek asırlarda bunun cevabını şüphesiz verecek, Atsız’ın sonuna kadar haklı olduğu görülecektir.

Kitabın devamında bir diğer kibirli iddia da şudur ki:
“Atsız’ın kavga etmediği tek dostu benim.”

Atsız’ın fikir konusunda taviz vermeyip yanındakilerle şüphesiz tartıştığı ve bir dönem konuşmadığı zamanlar olmuştur. Ancak Atsız herkesle kavga etmemiştir ki bu cümle onu söylemektedir. Bu apaçık bir yalandır. Bir Mustafa Kayabek’i örnek vermek isterim ki mesela Atsız’ın daha yakını ve hiçbir şekilde dostluğunun bozulmadığı birisidir. Böyle çok isim saymak mümkün. Ancak Atsız’ın yalnız olması ve birçok defa fikrinden taviz vermeyerek, arkadaşlığı önemsememesi bu fikrin dayandığı noktadır. Ancak çok yanlıştır.

Atsız ile ilgili bölümün sonlarına doğru Atsız’ı tekrar kültür milliyetçisi göstermesi, fikrinde ısrarcı olduğunu belirtmektedir.

Ancak Atsız’ın kültür milliyetçisi olduğu ifadesi yanlış, temelsiz ve o vefat ettikten sonra yapıldığı için de ahlaksızcadır.

Atsız Türklüğü tarif etmiş ve her an ve her saniye bu Türklüğe taraf olmuş, Türk ırkçılığı yapmıştır.

Bu Türklük tanımında “ Türkler, Türk soyundan gelenlerle Türk soyundan gelmişler kadar Türkleşip kendini o soya bağlayan ve beyninde hiçbir yabancı ırk düşüncesi bulunmayan fertlerin topluluğudur ”demiştir Atsız.

Ayrıca Mehmet Akif’in babasının Arnavut olduğunu belirterek hangi Türkçü’nün Akif’i Türk kadrosundan çıkarabileceğini açıkça söylemiş ve sormuştur.

Atsız’ın yazıları ve hayatı açık bir şekilde antropolojik bir yöntemle ırkçılık yapmadığının kanıtıdır. Bir o kadar açık ve kanıtı bol olan şey de Atsız’ın asla ve asla kültür milliyetçisi olmadığıdır. Atsız ayrıca böyle boş ve anlamsız bir tabire itibar etmez birisiydi.

Yılmaz Öztuna kendi zihin körlüğü vasıtasıyla Atsız’ı tam anlayamamış ve algılayamamıştır. İşin içine kibrini de katarak bir takım hezeyan yazmış bulunmuştur. Tarih hükmünü vermiştir ancak, ben bir Türkçü olarak görüp de sessiz kalmamayı uygun bularak yazmak istedim.

 

Ayrıca Öztuna’yı Atsız’dan çok daha büyük bilgin, çok daha büyük tarihçi vs. vs. tabirler ile yüceltildiğine tanık olmuş birisi olmam da bu yazıdaki hataları belirtmemde bir etki olmuştur.

Şüphesiz Atsız ve Öztuna kıyaslanamayacak kadar arası uçurum şahsiyetlerdir. Öztuna’yı gram tanımıyorum ama on tane Öztuna’yı bir araya getirsen, belki yüz tanesini getirsen Atsız’ın yanından geçemeyeceğine eminim.

Böyle iddialar ahmakça, aptalcadır. Rezilliktir. Tarih Öztuna’yı ciddiye almadığı gibi bu gibi iddiaları ve sahiplerini de ciddiye almaz. Aptalları biz de ciddiye alacak değiliz, ancak tahrif noktasında işi ilerlettiklerinde de gereken cevabı vereceğiz.

Tanrı Türk’ü korusun!

-Türkment

 

 

 

İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR

Türkçü-Turancı. Çeşitli mühendislik ve bilim alanlarında Türk uğruna savaşmayı hedeflemiş bir Genç Atsız.
İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR Son Yazıları (Hepsi)

  1. kskbaskurt

    “Öztuna’yı gram tanımıyorum” diyerek başladığın cümleyi ele alalım . Yazdığın konuyu bileceksin .Ya tarihi adam gibi bileceksin ya da tarihten gelen insanlara saygı duyacaksın .
    “Tavşan dağdan küsmüş dağın haberi olmamış ”
    -Atasözü

    • İbrahim ÇAPAR

      Senin hangi köpek olduğunu bilmiyorum, havlayan köpek bol. Ancak havladıktan sonra kim olduğunun bir anlamı yok.
      Öztuna’yı gram tanımıyorum, ne olduğu zerre kadar ilgilendirmiyor. Ben sadece Atsız hakkında dediğine baktım. Yazdığım konu Atsız hakkında dedikleridir. Bu yazıda da yazdığım konuyu gayet iyi bildiğim anlaşılıyor. Belki senin seviyene erişmiyordur, orasını beni ilgilendirmez. Kıyaslamayı nasıl yaptın diyeceksin belki. Ancak bu kıyaslamayı ben değil tarih çoktan yaptı bile.
      Kimin daha karakterli, kimin daha ilim sahibi vs gibi özelliklerde Atsız, Öztuna’ya yüz gömlek fazla gelir. Aptallık edip tekrar öğreneceğime tarihin verdiği hükme vardım.

      Böyle tarihten gelen adama da, onu Atsız’dan daha iyi gösteren beyin yoksunu insanlara da saygım yok.

      Tavşan ve dağ konusunda da kendi köpek lehçende havladığın anlaşılıyor. Mert bir insan olsan açıkça ne demek istediğini söylersin. Anlayacağını sanmıyorum ama anlattım işte.

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.