Neden Sultanlık?

İnsanoğlu, anlaşılması en güç, maddi ve manevi yapısı çözülmesi en zor varlıktır. Dünyanın kurulduğu günden bu yana çeşitli inanışlar, masallar, destanlar ve bir de bunların içinde yer alan çeşitli varlıklar vardır: Cinler, periler, melekler, şeytanlar, hayaletler vs… Tüm bu görünmeyen varlıklar, sırf görünmez oldukları için her yönleriyle merak edilmişler, asırlar boyu bunları didik didik eden insanoğlu, bu varlıkların hemen her yönünü çözmüştür.

Ve insanoğlu kendinden habersizdir.

Kendinden habersiz olmasına rağmen, belki de Tanrının bir takdiri olarak, günden güne ilmini, dünyaya dair bilgisini, toplum algısını, birey algısını değiştiren insanoğlu, kültürde, bilimde ve medeniyette ilerledikçe de bir “özgüven” kazanmıştır. İnsanoğlunun kendinden başka her şeyi çözüme merakı, belki de bu egosundan ileri gelmektedir. Hasılı, çeşitli toplumlar kültür, medeniyet ve ilimde ilerledikçe kendilerini keşfetmişler, bu alanlarda geri kalanlar ise biat kültürü içinde, el açarak yaşamayı adet edinmişlerdir.

İleri toplumun da, ileri olduğunu zanneden toplumun da en büyük iddia ve hevesi “özgürlük” kavramı üzerinedir. İleri toplumlarda özgürlük, gerçekten özgürlüktür. Çünkü adalet, vicdan, düşünce vb. konularda ilerlemişlerdir. Geri toplumlarda ise özgürlük bir sanallıktan ibarettir. Onlar umursamazlık içinde yaşamayı severler. Böyle toplumlarda kalantor tipler hakimdir. Herkes cahil egosuna sahip olduğundan, birbirine karşı üstünlük hevesi içindedir. Torpil meşrudur; liyakatın ne olduğu bilinmez ya da unutulmuştur. Eğlence, magazin, dedikodu, bölünmüşlük, saldırganlık, tahammülden ve hoşgörüden, sevgiden uzak olma gibi özellikler hakimdir. Bu toplumları idare edenlerde iyi niyet yoksa ve onlar da aynen bu özelliklere sahipse, orada da elbette özgürlük olacaktır.

“Ben sistemi kurarım, yapacağımı yaparım; toplum da umursamaz olduğu ve karakteri zayıfladığı sürece özgürdür.”

Klasik bir tespittir: Herkes hak ettiği gibi yönetilir. Öyleyse, böyle toplumlar için her zaman bir mucize gereklidir. Aksi takdirde, esaret ve yok oluş tek akıbettir.

21.yüzyıldayız. Egemenliğini elinde bulundurmayan milletler, bu ikinci toplum olmaktan kurtulamazlar. Adalet duygusu zayıfsa, kanunlar geridedir. Kanunlar gerideyse, şahıs ve zümre hakimiyeti ülkeyi ele geçirmiştir. Artık orada bir çelişki vardır: Ülke cumhuriyetle idare edilmekte fakat toplum monarşiye, lider sultanlığa heveslenmektedir. Artık “Lex rex” değil, “Rex lex” (Kanun kral değil, kral kanun) olmuştur.

Prof. Dr. İskender Öksüz Hoca, “Alt Akıl: Aptallar ve Diktatörler” isimli kitabında “Lex rex” örneğini verirken, bir de Çiçero’nun 2100 yıl öncesinden bugünün de 1000 yıl sonrasında hitap eden şu sözlerini alıntılamıştır: “Hür olabilmek için hepimiz kanunun hizmetkarlarıyız.”

Şu düşünce seviyesine bugün dahi gelemeyen kafalar, kanunun hakimiyetini değil, kanunla hakimiyeti savunurlar. Bunun için de güya kanuna dayalı gerçekte ise suç temelinde bir düzen kurarlar. Çok iyi propogandaya ihtiyaçları vardır. Bu sebeple aynada bile hile yaparlar.

Son olarak, onları sürü haline getirmenin yollarından biri de geçmişlerini unutturmak, hafızalarını zayıflatmaktır. J. Goebbels şu sözlerinde çok haklıdır: “Bir halkın elinden tarihini al, bir nesil sonra bu halk kalabalığa dönüşür; daha bir nesil sonra, bu halkı bir sürü gibi yönetebilirsiniz…”

Tuna’dan Altaylara Türk dünyasının en büyük sorunu bu değil midir? Önce yalan tarih yazarlar, sonra bu tarih yalandır, deyip bir daha yalan yazarlar. Her şey kanunsuz kanun kralların elinde oyuncak olmuştur.

Tam bu dakikadan sonra ise sahnede cumhuriyet vardır ama yönetmen sultan olmuştur. İyi seyirler.

Ruşen Köroğlu
Ruşen Köroğlu

Ruşen Köroğlu Son Yazıları (Hepsi)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.