Fırat Çakıroğlu

Fırat Çakıroğlu ve Bilim Üzerine Fikirler

Bugün tarihler 20 Şubat 2017’yi gösteriyor. Bugün Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun vefatının ikinci yıl dönümü.

Fırat Çakıroğlu, tam iki yıl önce bugün, kırk altı dakika boyunca hastaneye götürülmeyi beklerken, kan kaybından şehit olmuştu. Tüm samimiyetimle ifade etmeliyim ki acımız ilk günkü kadar diridir. Fırat, bizim teröre verdiğimiz binlerce şehitlerden biridir. Binlerce aynı acı, aynı his.

Biraz farklıydı ama Fırat. Şehitler arasında ayrım değildir bu söylediğim. Üniversitede okurken verdiği mücadele uğruna şehit olmasıdır onu farklı kılan. Okulda apo posterleri açılmasın, Atatürk’e hakaret edilmesin, eğitim yuvası anarşi yerine dönmesin diyedir onun mücadelesi.

Gelecekte vatana hizmet için, eğitim görüyordu sadece. Çözüm Süreci ihanetinin şehirlere, batının en kıyısı İzmir’e kadar geldiği günlerde okuyordu üniversitede. Suskun kalmayı kendisine yedirememiş, susmamış, sessiz kalmamıştı. Mücadelesinden adında olduğu gibi yılmamıştı. Tek başına kalsa da, sonuna kadar mücadele etmeye gönül vermişti. Öyle de oldu. Tek başına gitti ölüme..

***

Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun intikamı hala alınmamıştır. Alınmadığı gibi onu katleden, katiline yardım edene eğitim hakkı tanınmıştır. Fırat Çakıroğlu’nun bu şekilde şehit olmadı ortama karşı sessiz kala rektör, cumhurbaşkanlığı danışmanlığı yapmaktadır.

Bu işi yapan, göz yuman, bu ortamın oluşmasını sağlayan kişiler maalesef hala aramızda. Gerekli cezalar kesilmemiş durumda.

Unutmamak gerekiyor, unutturmamak gerekiyor. Biz bunu yapanları unutursak, yarın aynı şeyler başkasının başına gelir. Çözüm Süreci’ni kim yaptı, üniversitede terörist olanlara kim okuma hakkı verdi, Fırat Çakıroğlu yaralandığında ambulans niye kırk altı dakika bekletildi, şikayetlere kulak tıkayan rektör kimdi?

Biz bunları unutursak, yarın başımıza daha kolaylıkla gelir. Yalnız kendinizi de düşünmeyin. Bir hiç uğruna bu şekilde hayatını kaybetmiş bir gencin değeri de vardır ortada. Bu yapılanların sonucu ona uygun mudur?

Çakıroğlu’nu analım, bu acıya sebep olanları unutmayalım. Bu acı derken sadece Çakıroğlu’nu kastetmiyorum. Çözüm Süreci pisliğini temizlemek için on binin üzerinde şehit verdik. O acılara da sebep olan durum, aynı durum.

Unutmayın ki yaşadığımız vatanı vatan yapan, şehitlerimiz ve uğruna döktüğümüz kan ve terdir. Böylece üzerinde yaşadığımız toprak bir anlam kazanır. Hala bu topraklar üzerinde rahatça yaşıyorsak, birileri bu bedeli kanla ödediği içindir. Onların yüce varlıklarına olan borcumuzu unutmayalım.

Fırat Yılmaz Çakıroğlu’da üniversitelerde terör ile mücadelenin sembol ismi olmuştur. Yarın terör tekrar üniversitelerde gözüktüğünde, bugünkü gençler Fırat Çakıroğlu’nun hatırasından aldığı hızla, teröre karşı mücadele edeceklerdir.

Yapılması gereken de odur, susmamak, sonuna kadar mücadele etmek ve sonunda ölmek!

**

Şimdi sadece, kuru kuruya anmakla kalmamak için, bir noktaya daha değinmek istiyorum. Üniversite, bilimin öğrenildiği ve üretildiği yerdir. Sadece bilim alanı için değil, her alanda üst düzey eğitimin olması gereken yerdir.

Fırat Çakıroğlu, tarih dördüncü sınıf öğrencisiydi. Milli şuuru öğrencilerinde yaşatacak, gelecek nesillere aktaracak bir öğretmen adayıydı. Yani geleceğimizi güvence altına almak için çalışmayı kendine meslek edinecekti.

Tarihimizden milli şuur ve heyecan doldururken bedenimize, dikkat etmemiz gereken bir nokta vardır. O da; herkesin ayrı ayrı görevi olduğu, birileri tarihi anlatıp milli şuuru yaşatırken, birilerinin de tarihten aldığı milli şuur ve heyecan ile bu ülke adına çalışmalar üretmesidir.

Birisi bize geçmişimizi, milli şuur ve heyecanımızı anlatmak için okurken, bizim de milli şuur ile bu ülkenin yararına iş yapmamız gerekmektedir.

Bu yüzdendir ki Fırat Çakıroğlu ismi ile bilimi yan yana getirdim.

Bilimi anlamaz, kullanmaz ve onu dışlarsak, sonumuz felaket olur. Bizim sonumuzun gelmesi için bu yolda çalışanlar vardır. Ancak bunun manası iyi anlaşılmalıdır. Onların istediği Türkiye ülkesinde yaşayan toplumun yok olması, felakete sürüklenmesi değildir.

Onların istediği Türklüğün yok olması, mahvolması ve bizim onlara muhtaç olmamızdır. Bu savaş açıkça Türklüğe karşı yürütülmektedir.

Ne bir kesim, ne bir grup, ne bir görüş, ne herhangi bir şey. Bizi tehdit eden bu tehlike, Türklüğe karşıdır.  Türklüğü hizmeti aklına kazımış olan, Fırat Çakıroğlu’nun anma yazısında bu kavrama da değinmek hiç sırıtmayacaktır.

**

Mustafa Kemal Atatürk bize bilim ve teknik yolunda çalışmak gerektiğini söylemekle beraber aklın ve bilimin yolunu kullanmamızı da çok defa öğütlemiştir.

Bilimin çağımız ve gelecek çağlar için değişmez bir kaide olduğu artık apaçıktır. Bu durum geçmiş çağlar için de böyleydi. Bilmek, etrafımızı anlamamızı sağlar. Bildiğimiz takdirde, etrafımızda olan şeyler için açıklamamız da mevcut olacaktır.

İnsanlık bugünlere gelebildiyse, çok uygar olmasa da bir uygar düzey kurabildiyse, bu temel merak iç güdümüz sayesindedir. Açıklaması olmayan duruma, her zaman muhakkak bir açıklama bulmak isteriz. Açıklama bulamadığımız konular bizi ürkütür ve farklı şeylere yöneltir.

Örnek olarak, eski insanların yıldırım ve volkan patlamaları karşısında düştüğü dehşet ve korkudur. Günümüz insanı artık eskisi kadar korkmaz. Çünkü onun neden olduğunu bilmekle beraber, etkisini ve etki alanını bilmektedir.

Bu yüzdendir ki bilim mutluluk ve huzur getirir. Tabii gerçeğin içinde barınan huzursuzluğu da ortaya çıkarmaktan kaçınmaz.

Ülkemiz için bilim konusunda etraflıca düşünmemiz ve çalışmalar yürütmemiz gereklidir. Sadece bilim değil, bilimin dışındaki her alanda iyi yetişmiş bireylere ihtiyacımız var.

Bu ihtiyacın kaynağı, Türkiye’nin refah ve huzur içinde olmasından kaynaklanır. Kimsenin bireysel olarak duyduğu bir şey değildir.

Bu konuda ülkemizde iş yapan önde gelen kurum TÜBİTAK’tır.

Bu kurum bilimsel ve teknolojik araştırmayı desteklemek amacıyla kurulmuştur. Aynı zamanda yayın koluyla, Türk milleti’ne bilimin önem ve anlamını anlatmakla da yükümlüdür.

Bu kurumun kurulma misyonuna uygun çalışır halde olması lazımdır. Üstelik kuruluş yılı 1963’dür. O günden bu güne değişen binlerce şey vardır. O yüzden kurumun misyonunun günümüze göre de güncel hale getirilmesi de akıllardan çıkarılmamalıdır.

Ülkemizin refahı için, üniversitenin önemi büyüktür. Tam üniversite kavramının karşılığı şeklinde çalışmayan üniversitelerimize terör ve anarşi sokmak, yarınlarımızı baltalamak demektir.

Fırat, o mücadeleyi kendi bölümü veya fakültesi için vermedi. Verilen mücadele üniversiteden terör ve anarşiyi yok ederek, bütün üniversiteye yarar sağlansın diyedir. Yani o üniversitede rahatça eğitim-öğretim olsun, bilim üretilsin diyedir.

Üniversiteler görevini tam yerine getirmese de, yine yapısı itibariyle bizim geleceğimizdir. Üniversitelerde yaratılan bütün bozukluklarla mücadele etmek, hepimizin görevidir.

Sadece üniversitenin varlığı ile ilgilenmekle de kalmamalıyız. O üniversitelerin yetiştirdiği, ya da kişilerin kendilerini yetişerek yaptığı işleri de korumalıyız.

Aselsan’ın ve ülkemiz bilimi adına çalışan kişilerin şüpheli ölümleri bizi derin bir düşünceye sevk etmelidir.

Bu ülkenin yararı için yetişen ile yetişmiş kişiyi kollamak, buna özen göstermek hepimizin hassasiyetinin içinde bulunması gerekir.

Üstelik mücadele yalnızca sokak veya meydanlarla sınırlandırılmamalıdır. Kalem ile, ilim ile, irfan ile, sanat ile de yapılması gereken bir mücadele, bir hizmet vardır.

Bu durumlardan birisi eksilirse denge bozulur. Kampüslere terörist girer, bir samimi vatanperver şehit edilir, üstüne hafif bir ceza ile olay örtülür.

Yanlışların nedeni bilinir ve buna göre hareket edilirse, o yanlışlar azalmaya başlar.

Fırat Çakıroğlu, kendisini yetiştirme safhasında iken üniversitesi için mücadele etmişti. Sonuna kadar mücadele edeceğini, gerekirse ölmekten korkmayacağını herkese haykırmıştı.

Öyle de oldu.

Susmadı, mücadele etti ve en sonunda terk-i hayat etti.

Saygı ve minnet ile.

20 Şubat 2017

 

 

  1. Pingback: Fırat Çakıroğlu Anısına | Turan Otağı

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.