Eğitim Sistemi

Eğitim Sistemi Nasıl Olmalıdır?

Eğitim sistemi sorunları hakkında birçok tespitte bulunabiliriz. Bu tespiti ben, siz, o yapabilirsiniz. Ama sorunları sürekli tekrar etmek ile sorunlar çözülmeyecektir. Sorunu dile getirmek elbette faydalı bir durumdur. Ancak sorunu belirtmekle sınırlı kalmak, kişilerin bu söyledikleri sorunları düzeltmesi için çalışmaması olayları farklı bir yere götürmektedir. Sorunlar iyice yerleşmekte, daha zor çözülür hale gelmektedir. Sorunları tespit edip belirtmek ilk aşamadır. İkinci aşama belirtilen durumları düzeltmek için çalışmak, mücadele etmek ikinci aşamadır. İki aşama tam uygulanmadığı takdirde bir başarı sağlanamaz.

Eğitim sistemindeki sorunlar kendini çoktan açık etmişken neden bu sorunlar düzeltilmiyor? Cevabı bulmak güç doğrusu.

Şöyle bir gerçek var ki istisnasız herkes eğitim sisteminde hata olduğunu kabul etmiş durumda. Bir hata varsa o hata düzeltilmelidir. Bunu yapmakla görevli olan kişiler eğitim alanında yöneticilik yapan kimselerdir.

Eğitimin politikleştirilmesi bir toplum için intihar girişimi olur. Eğitim sadece eğitim esaslarına göre düzenlenmelidir. Bir ülkeyi var eden bazı temel yapı taşlar vardır. Bunlar arasında en başta gelen konu eğitimdir. Bu konuda sorun olması demek ülkenin temelinin, temelden sarsılması ve çürümeye başlaması demektir. Hele ki sorunu çözmek için daha büyük bir sorun yaratmak daha vahim sonuçlar ortaya koymaktadır.

Öğrencilerin ilköğretimden, orta öğretime kadar ezber temelli eğitim görmeleri kişisel potansiyellerine zarar vermektedir. Ayrıca ezberci stilin zihinlere yerleşmesiyle çarpık bir toplumsal yapı oluşmaktadır. Ezbere dayalı sistemin geçiş sınavlarının da pratiğe dayalı soru çözümü olması da öğrencileri büyük bir bunalıma sokmakta, onların başarılarını yok etmektedir. Mesleklerinde çok başarılı olacak kişiler, pratiğe dayalı sınav sisteminde elenip kaybolmaktadırlar. Böylece ülkemiz üzerinde istemediği halde başka mesleği yapan kişilerin oranı %60’tan fazladır. Bu oran çok büyük bir oran olmakla birlikte çok hüzün vericidir. Kişilerinin hayatlarının kötü geçmesinin yanı sıra, ülkenin bu mesleklerden alması gereken verim çöp olmaktadır. Hem kişilerin hayatı, hem ülkenin geleceği karanlığa doğru gitmektedir.

Her insanın tutku duyduğu ve başarabildiği meslekleri yapması gerekir. Tutku ve başarı kavramlarının içerisinde yetenek durumu söz konusudur. İnsanın bir konuya yeteneği varsa kendiliğinden ona tutku duymakta ve o alanda büyük başarılara sahip olabilmektedir.

Ancak eğitim sistemimiz keskin bir ustura ile bireylerin yeteneklerini köreltmekte, kişilerin bireysel farkındalıklarını engellemektedir.

Müziğe yetenekli birine müzik hariç her türlü eğitim –ezberci olarak- verilmektedir. Bir insanın genel kültürü olması açısından farklı bilgiler öğrenmesi elbette önemli ve normaldir. Ancak müzik alanındaki birisine mühendis olacak kişinin kadar matematik bilmesi gerekmemektedir.

Yazılım konusu Avrupa ülkelerinde çok küçük yaşta öğretilirken, bizim okullarda lisenin sonuna doğru anca görülmektedir. Son zamanlarda bu farkındalığın oluşmasıyla küçük çocuklara yönelik yazılım eğitimleri başlaması sevindiricidir.

Okul saatlerinin çok uzun olması öğrencilerde hapis psikolojisi uyandırmaktadır. Eğitimin başlangıç saatini öğrencilerin biyolojik olarak uyuduğu saate koymak verimi tam olarak sıfıra düşürmektir. Günlük eğitim saatini manasız şekilde çok uzun tutmak öğrencilerin kendilerini geliştirmesini engellemek dünyayı tanımasına fırsat vermemektir. Yıllarca günde en az altı-yedi saat ders gören öğrenciler bu kadar dersin ağırlığını ve kendilerine yönelik şeyleri normal olarak kaldıramamaktadırlar.

Dünya çapında en iyi eğitimin olduğu Finlandiya ve Almanya günde dört ve beş saat eğitim yapmaktadır. İdeal eğitim saati de bu olmalıdır. Öğrencileri gereksiz yere okulda tutmak yarardan çok büyük zarar getirmektedir.

Eğitim yetenek üzerine olmalı, yeteneklere değer verilmeli, yetenekler köreltilmemelidir.

Öğrencilere küçük yaştan disiplin aşılanmalı ve ilgi alanları belirlenmelidir. Bunun için yetenek tespitine dayanan yöntemler uygulanmalıdır.

Eğitimde grup grup eğitim müfredatları olmalıdır. Tek tip müfredat, tek tip sistem, tek tip öğrenci yetiştirmektedir. İnsanlar farklı farklıdır. Bu kadar farklılığı tek tip olarak eritmek öğrencilere karşı saygısızlık olmakla birlikte hatadır da.

Mesela müzik yeteneği olanlar sekiz yıl ilköğretimde müzik üzerine güzel bir eğitim alırlar. Sekiz yılki başarılarına göre liselere yerleşirler. Lisede aynı şekil dört yıl boyunca eğitim alırlar, buradaki başarılarına göre de üniversiteye giderler. Dört yılda orada eğitim görürler başarılarına göre de oradan işlere yerleşirler. Bu yıllar boyunca saf bir müzik eğitiminden söz edilemez. Belli başlı genel kültür ve dünyayı tanımaları için çeşitli dersler ve eğitimlerde verilmesi zorunludur.

Zaten her meslek için de aynı süre zarfında eğitim olmayabilir. Bir mesleğin eğitim aşaması 5 yılda tamamlanırken bir diğerinin 15 yılda tamamlanabilir. Çünkü mesleklerin içerdikleri bilgi seviyeleri birbirlerinden farklıdır. Tecrübeye veya denemeye dayalı mesleklerde vardır. Bunun için eğitim değil deneme için işe atılmak gereklidir.

Sonuç olarak kişinin yeteneği belirlenmelidir. Bu yeteneğe göre yapacağı işin zorluğuna göre eğitimin ne kadar süreceği belirlenmelidir. Mesela müzikçiler için on yıl yeterken matematikçiler on altı yıl eğitim görebilir. Bu mesleklere göre değişim gösterebilir.

Eğitim sistemi günde dört beş saati kesinlikle geçmemelidir. Fazlasının hiçbir yararı olmadığı gibi kişisel ve toplumsal yıpranma meydana gelmektedir.

Sınavlar kesinlikle ama kesinlikle ezber üzerine olmamalıdır. Pratik beceriye, akla, mantığa ve bilime dayalı olmalıdır.

Bir kişinin işine yarayacak bir bilgi öğrenilir ezberlenir. Ezber o bilgiyi özümsemek içindir. Ama ezberci sistem derken bir müzikçinin fizik formülü ezberlemesini kast ediyoruz.

Ayrıca toplumsal ve devlet olarak geleceğimiz için öğrencilerin yeteneği ne olursa olsun Türkçülük ve milli şuur aşılanmalıdır. Atalarımızın yaptıkları ve yaşadıkları olaylar anlatılmalıdır. Bir Türk hiç bir şey olamasa bile bu bilgi ona lazımdır. Bu milli şuur ve Türkçülük toplumumuzun ve devletimizin güvencesi ve teminatıdır. Yok olmamak ve refah içinde yaşamak için ihtiyacımız olan bilgilerdir.

Bu tarz bir eğitim sistemi birçok sorunu çözecektir. Yine de uzmanların üzerinde çok ciddi ve detaylı analiz yaparak, sorunları çözücü hamleler uygulaması gerekmektedir. Geri kalan sıkıntıyı da kişileri iş alanına yerleştirirken başarısına ve soyuna bakarak yapılmalıdır.

Türk soyundan olmayan Türklerin vatanın idaresinde söz hakkı kesinlikle olmamalı. Gün gelecek bu tarz basit veya karmaşık sorunlarımızın hepsini milli şuur, sağduyu ve bilime dayanarak çözeceğiz.

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.