Din Ve Bilim

Din ve Bilim

Bilginin deneysel ve gözlemsel sonuçlarının oluşturduğu bilgi topluluğuna bilim denir. Bilimin yapmak eylemiyle birlikte kullanıldığı göz önüne alınırsa ifade edilmek istenilen durum, deney ve gözleme dayalı sonuç üretmektir.

Din ise inanç sistemidir. Din ille bir üstün ya da kutsal güç tarafından gönderildiği düşünülen sistemler değildir. Paganizm doğa inançlarının genel adıdır. Paganizm ifadesiyle içindeki tüm inançları kastediyorum. Paganizm insanın doğayı gözlemlemesi sonucu oluşturduğu inanç sistemidir. İnanç için tanrının varlığı şart olmadığı yukarıdaki örnekten veya dünya üzerindeki böyle binlerce inanç üzerinden anlaşılabilir

Bilim ve din ilişkisi ise ilahi dinler olarak bilinen dinler ile olmuştur. Diğer inanç sistemleriyle ilişkisi olmuşsa da en çok inanılan üç ilahi dinler göz önünde kalmıştır.  Bu üç ilahi din dediklerimiz Hristiyanlık inancı, İslam İnancı, Yahudi inancıdır.

Bilim-Din tarihi kısmında öne çıkan iki inanç ise İslamiyet ve Hristiyanlıktır. Bugün Avrupa medeniyetinin oluşmasını sağlayan Müslümanlar bunu bilim yolu ile yapmışlardır. Antik Yunan ve Mısır topluluğunun eserlerini çevirerek bilime büyük katkı sağladılar. O eserler unutulmaya yüz tutmuş iken bu işi yapan Müslümanlar sonraları kendi ürettikleri eserleri ve bilimi unutmaya yüz tutacak halde bıraktı. Roma ve Antik Yunan mirasının vârisliğini üstlenen Avrupa medeniyeti dinin oluşturduğu daha doğrusu, bağnazlığa dinin alet edildiği sistemi yıktı. Bu sefer Müslümanların unuttuğu eserleri Avrupalılar teker teker inceledi ve değerlendirdi. Bunun üzerine kendi bilimlerini ürettiler. Avrupa’da İbn Sina’nın tıp kitabı 600-700 yıl aynı şekilde okutulmuştu. Dinin akılcılığı köreltmesine son veren Hristiyanlar kendilerini tarihsel bilim mirasına adayarak bilimi geliştirdiler.

Hristiyanların dinin gerçekleriyle uyuşmayan inanç ve yorumlama sistemleri onlara kapkara uzun yıllar yaşattı. Dinin kitle yönetiminde etkisini fark eden din adamları her türlü olay ve gelişmeyi kendi menfaatleri uğruna değerlendirdiler. Kelebek etkisiyle kısa dönemde bu çıkarcılık tüm din adamlarını sardı. Bu kendi kurdukları çıkar sistemlerinin bozulmaması için aklın doğasına aykırı işler yaptılar. Cennette arazi satmak vs. gibi. Akıl hiçbir sistem, inanç veyahut herhangi bir olgu ile durdurulabilecek bir yapı değildir. Akıl her şeye rağmen işler. Ancak bu akıldışılığın sona ermesi niye bu kadar uzun sürdü diye düşünülebilir. Bu süreç Hristiyanların istek ve cesaretine bağlıydı. Galileo buna en güzel örnektir. İdam kararı karşısında fikrini savunmaktan çekinmiştir. Her şeye rağmen akıl işlemiş, istek ve cesareti tetiklemiştir. Akıl dışı düzen sonra erdirilerek kovulmuştur.

Hiçbir zaman unutulmaması gereken bir durumdur. Bilim ile din savaşını uzun sürenin sonucunda bilim kazanmıştır.

Müslümanlar ise kendinden önceki medeniyetlerin eser ve bilimlerini niye unutmaya yüz tuttuklarını anlamayarak eserleri çevirip bilim üretmişlerdir. Ve çok gariptir ki tarihin sanki tekrar ettiğini ispatlarcasına kendi eser ve bilimlerini kendilerinden önceki medeniyetler gibi terk etmişlerdir.

 

O zamanlardan itibaren günümüze İslam Dünyası maalesef ki pek bir parlak dönem yaşamadı.

Hiç şüphesiz bilim ve din farklı olgulardır.

Bilim dinden bağımsızdır. Ancak din bilimden bağımsız değildir. Buradaki din kavramı üç ilahi dini, özellikle de Türkler arasında en çok inanılan İslam dini kastedilmektedir.

Dinin kitle yönetimindeki etkisi kesin bir şekilde tarihte ispatlanmıştır. Kitle yönetimine alet edilen gerçeklikle bağlantısı olmayan inancın dine alet edilmesi sonucu kesin bir hükümle tarihte görülmüştür. Bu gün Türkler arasında en geniş şekilde yaygınlık gösteren İslam inancının akıl yolundan saptırılmaya çalışılması ve büyük oranda başarılması milletimizin gittiği noktayı gösterir. Aklın önünde de durulamayacağı da şüphesiz kesin bir gerçektir.

Akıldan uzaklaştırılan inancın sonu hiç şüphesiz yerle bir olmaktır. Geçmişin değerlendirilmesiyle bilim günümüzdeki en önemli ve büyük bir iştir. Bilim yapan milletler gelişir. Gelişen milletlerde milli şuur oluşur. Milli şuuru oluşan milletlerde miller yararına amaçlar, ülküler edinir. Bunlar Türk Irkından olmayanlar için çok büyük rahatsızlık uyandırıyor. Ellerindeki imkân dâhilinde Türk Irkını akıl yolundan uzaklaştırmaya çalışıyorlar.

Akıl yolundan uzaklaşan topluluk yine akıl yolu ile ama süresi topluluğa bağlı olarak bu sistemi yıkar. Bunun en alçak zekâda ki insanlar bile anlar. Türklerin akıl yolundan uzaklaştırılmasını istemelerinin sebebi akıldan uzaklaşma işinin istedikleri sürede gerçekleşmesi sonucunda kendi kontrollerince belirli bir zaman aralığında rahat etmektir.

Sonsuza kadar sürmeyeceğini çok iyi biliyorlar. Çünkü akıl bunu ispatlamıştır. Türk Irkının yararına çalışan Türkçüler de Türk Milleti’nin akıl yolundan uzaklaşmasına sonuna kadar karşıdır. Bilim ve inanca alet edilen gerçek olmayan dinin çatışması dinden uzaklaşılarak kazanılmaz. Din elbette kişinin yaratıcı ile ya da inandığı değer ile kendi arasında olan gönül bağıdır. Ancak toplumu etkileyen ve akıldan uzaklaştırma çalışan bir inanç var ise Türkçüler bu konuda uzaklaşarak değil, yakınlaşarak gerçeği göstermek durumundadırlar.

Bu durumu engellemek için Türkler arasında en çok yayılma gösteren İslam dinin emirleri olan Kuran-ı Kerim kitabının Türk dilinde okunmasını sağlamak gerekir. Çünkü akıl öğrenmeyi ve bir nokta da okumayı gerektirir. Türkler arasında en çok yaygınlık gösteren inanç İslam inancı ise bu İslam emirlerinin kendi dilimizde okunması ve algılanması gerekir. Böyle bir kültüre 2018 yılında yaygın olarak değil, azınlık olarak bile sahip değiliz.

Türk Milletinin durumunu analiz eden Türkçüler, inancın akıl yolundan uzaklaştırılmasının sebebini kolayca tanrının emirlerinin okunmadığından ve anlaşılmadığından olduğunu söyleyebilir.

Kuran-ı Kerim kitabının bilim ile asla çelişmediği ortadadır. İnancı veyahut herhangi bir olguyu kullanarak akıldan uzaklaştırma çalışmalarına karşı mücadele etmek gerekir. Yunus süresi 100. Ayet “Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır” demektedir.

Dinin kitleleri kontrol etme kuvvetini fark edip bunu kullanan odaklar karşısında dinin akılcılıktan uzaklaşmaması için gereken yapılmalıdır. Böyle bir şey yapılmazsa da sonuç değişmeyecek sadece uzun yıllar kaybetmemize sebep olacaktır. Ne olursa olsun akıl işleyecek, topluluğun istek ve cesareti oranında karşısındaki akıl dışı sistemi yıkacaktır. Tarihte birden çok kez olmuştur, yine olursa tarih aynı sonucu tekrar olarak yazacaktır.

 

Türk Milletinin gelişmesi ve Türk Birliğinin kurulması siyasete, politikaya bakan bir durum değildir. İnsanlar algılayamadığı durumu karmaşıklaştırıyor.

Türk Milletinin böyle bir kalkınma hareketi ve sınırı dışındaki soydaşlarını düşünmesi için ilk önce Türkiye Devleti içerisinde kendi ihtiyaçlarını karşılaması gerekmektedir.

Sağlık, gıda, endüstri, giyim ihtiyacını kendi kendimize yetecek şekilde karşılamalıyız. Bunun için siyasete, politikaya değil bunları ülkeye nasıl sağlarız ona çalışmalıyız. İhtiyaçları karşılamak insan yapısı göz önüne alarak birinci sırada olabilir. Çünkü ihtiyacını gideremeyen insan harekete geçemez.

Ancak burada bilim üretmeye çok önemli bir yer düşüyor. Bugün su içmekten daha çok ihtiyacımızı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bilim yapan milletler gelişir.  Bu gelişme kendi ihtiyaçlarımızı ve sınırımız dışındaki soydaşlarımızın ihtiyacını karşılamaya da son derece yararlı olur. Gelişen milletlerde milli şuur oluşur. Milli Şuur oluşmasından sonra da Türklerin önünde hiçbir kuvvet, engel ve zorluk duramayacağını tarih ısrarlı bir sıklıkla kaydetmiş yeniden milli şuura ulaştığımızda tekrar kaydedecektir.

Onun içindir ki kurtuluş yollarımızı doğru analiz etmeliyiz. Türk genci politikaya atılıp ülke yararına iş yaparım zannıyla vaktini harcamamalıdır. Türk Milletinin ihtiyaçları çok açık seçik bir şekilde ortadadır. Her bir milletin ferdi kendi gücü nispetince bu ihtiyacı Türk Milleti’ne sevk etmeye çalışmalıdır. Bazı ihtiyaç ve gereklilikler olmadan da yaşanılabilir. Tekrar ediyorum ki bilim üretmek bize bugün su içmekten daha çok lazımdır. Bir millet bilim üretiyorsa başındaki politikacılara bakmadan bağımsız şekilde gelişebilir.

Bu yola giderken bizden öncekilerin de karşılaştığı ihtimaldir ki bizden sonrakilerin de karşılaşacağı çok önemli bir soru vardır. Bu çıkmaz sistemin kilitleri nasıl kırılacaktır?

Bu kilidi veyahut engeli kıracak hiç şüphesiz eğitim yani aklın işletilmesidir. Aklın toplumda işletildiği oranda gözle görülse veya görülmese de o kilit veya engel kırılacaktır.

Eğitim sisteminin milletimizin fertleri üzerinde yeterli olmadığı çok açıktır. Burada biz Türkçülerin üstüne büyük görevler düşmektedir. Akıl yolundan sapıtılan inanç karşısında yılmayan bir sabırla gerçeği anlatmak gerekmektedir. Türk Milletinin evlatlarının eğitim sisteminde körelmiş beyinlerini okumayla, bilim ile tekrardan işletilir hale getirilmesi gerekir. Körelmiş beyinlere kazandırılacak en büyük özellik ise düşünme ve sorgulama özelliği olacaktır.

Kurtuluşa giden tek bir yol vardır. Bu tek bir yola giden yol üzerinde de bir den çok alternatif ile ulaşmak mümkündür. Ancak hangi yolu tercih edersek edelim o yol muhakkak aklın işlemesinden ve işletilmesinden geçecektir. Türkçü bireyler olarak Türk Milletine su içmekten daha fazla lazım olan bilimi üretelim. Türk milletinin maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayacak sektörlerde çalışıp başarılar gösterelim.

“Bir araya gelmek başlangıçtır. Bir arada durabilmek ilerlemedir. Birlikte çalışmak başarıdır.”

Henry Ford

“Türkçüler dayanışmalı yaşamaya mecburdur.”

Atsız

Bir araya gelmiş, bir arada durabilmeyi başarmış ve yeni olarak birlikte çalışmaya başlamış Türkçüler olarak hız kesmeden kızıl elma yolunda savaşmak en gerekli ve kutsal vazifemizdir.

Atsız’ın da dediği gibi Türklük ve Türkçülük için olan savaşımız sonuna kadar sürecektir.

Tanrı Türkü korusun.

29.03.2018

 

İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR

Türkçü-Turancı. Çeşitli mühendislik ve bilim alanlarında Türk uğruna savaşmayı hedeflemiş bir Genç Atsız.
İbrahim ÇAPAR

İbrahim ÇAPAR son yazıları (Hepsini Gör)

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.