3mayıs1944türkçülergünü

3 Mayıs 1944 Türkçüler Günü

3 Mayıs 1944, son yılların verdiği popülerleşme sebebiyle çok daha geniş kesim tarafından kutlanan, anılan bir gün oldu. Geçmişten günümüze bir avuç diyerek tarif edebileceğimiz kitlelerce anılan bu gün, artık on bin diyebileceğimiz sayıları görmüş durumdadır. Üstelik toplumda tanınırlığı olan kişilerin de bu güne yönelik daha fazla anma gerçekleştirdiğini görüyoruz. Bunun yanında popülerleşmenin etkisiyle bir takım yanlış ve sapmalar da olmuyor değil.

Her şeyden önce bu günün daha fazla bir kalabalığı ilgilendirmesinden yola çıkıyorum. Böyle olunca bu günün gerçek anlamı neymiş ne değilmiş, içeriği neymiş herkesin bilmesi lazım. Herkesin bilmesi dediysek de, bugün ile ilgilenen herkesin demek istiyorum.

İlgilenmeyene lafımız olmadığı gibi, ilgilenenin de doğru dürüst ilgilenmesi ZORUNLUDUR. Bugünün sahibi, sorumlusu Türkçüler olarak, bize ait olan bir günü ve durumu kimsenin keyfine göre kullandırtmaz veya değiştirtmeyiz!

3 Mayıs gününün nereden geldiğiyle başlayalım.

3 Mayıs günü, Hüseyin Nihal Atsız ile Sabahattin Ali arasındaki hakaret davasının görüldüğü gündür. Bir hukuki duruşmanın yapıldığı tarih yani. Peki bu davanın görüldüğü gün, ne için önemlidir? Neden bu tarih özel bir gün olarak kutlanmaktadır?

Bu davanın görüldüğü gün, davanın muhattabı olan Nihal Atsız tarafından ilan edilmiştir. İlk defa cezaevinde bir masa etrafında toplanan Türkçüler, 3 Mayıs’ı ve 3 Mayıs ile başlayan süreci anmış ve her sene bunun bir önemli gün şeklinde tekrar etmesi gerektiğini kararlaştırmışlardır.

Buna karar veren kişi kimdir? Atsız’ın önderliğinde tutuklanan Türkçüler. Bu kararı Türkçüler ile paylaşan, böyle olması gerektiğini ilan eden kişi kimdir Nihal Atsız!

Nihal Atsız bugün için hangi ismi kullanmıştır? Türkçüler Günü. Bunun dışında herhangi bir isimlendirme olabilir mi? Asla olamaz. Olsa da saçmalık olur.

Yeri gelmişken Nihal Atsız’ın dışında bugüne isim vermeye çalışan ‘hadsizlere’ bir cevap verelim.

Kullanılan bir kaç tip uydurma isimlendirme bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Türkçülük Günü’dür.

Bir kere bu isimlendirme başlı başına yanlıştır. O davayı yaşayan, o süreci gören kişiler bu günün ismini koymuşlardır. Onun yanı sıra Türkçülük Günü anlam olarak da saçmalıktır. Türkçülüğün günü olur mu? Türkçülük herhangi bir güne asla ait olamaz.

Yabancıların uydurması olan Anneler Günü veya Sevgililer Günü yerine Annelik, Sevgililik günü diyen birisini gördünüz mü? Muhtemelen görmediniz. Çünkü yabancıların söyledikleri koşulsuz şartsız kabul edilir. Bizden olanın söylediği ise dikkate alınmaz, kafasına göre değiştirmeler olur. Çünkü yabancıya olan saygı ve ciddiye alma yerli olana karşı daha fazladır. Bu kafada olanlar aşağılık kompleksinde olup, fark etmeyen kişilerdir.

Türkçülük Günü isimlendirmesi yanlışlıkla değil, bilinçli yapılıyorsa mutlaka kasıt var demektir. Zaten genel olarak bir yıl boyunca Türkçülük ile pek ilgilenmeyen kişilerin, 3 Mayıs günü gelince çevrenin de etkisiyle bugünü kutlarken Türkçülük Günü dediği anlaşılmaktadır.

Onun dışında isimlendirmede kullanılan iki tane saçma, uydurma tabir bulunmaktadır. Bunlardan birisi Milliyetçiler Günü, birisi de Milliyetçiler Bayramı’dır. Cahillik seviyesine göre yer yer Milliyetçiler kelimesinin yerini Milliyetçilik alabilmektedir.

Önce bu güne bayram deme gafletinde bulunanlara bir cevap vermek düşer. Bu cevabı elbet biz verebiliriz ama, Nihal Atsız yıllar önce bu cevabı vermiştir. Bazılarına seviyesinden ötürü ulaşamamış olabilir. Ciddiye alacak değiliz. Tekrar etmekle yetineceğiz.

“Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. Ona bir bayram diyemiyeceğiz. Çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır.” 3 Mayıs 1944 başlıklı yazı, Nihal Atsız.

Gelelim bir diğer isimlendirme olan Milliyetçi kavramını kullanan isimlendirmeye. Bu isimlendirme hiç şüphesiz, hayatında taviz veren, siyasetin kirliliğinde boğulan, milliyetçilik adı altında siyasal islamcılık yapan fitneci ve sentezci zihniyete aittir. Ciddiye alınır bir yanı var mıdır derseniz, elbette yoktur derim.

Ancak bu kadrolar, kendilerine bağlı duyguları ile hareket eden ufak da olsa bir topluluğu etkilemektedir. O toplulukta, gaflet eseri olarak bu kadroların dediklerine tam kesin doğru imiş gibi bakmakta ve sorgulamadan papağan gibi tekrar etmektedir.

Bu güne milliyetçilerin günü demek, herhangi bir milliyetçinin de bugünü kutlayabileceği anlamına gelir. Böyle saçmalık olur mu? Elin İsrail milliyetçisi, Japon milliyetçisi ne hakla bize ait olan bir günü kutlayacak?

Bu gün hangi milliyetçiler ile ortak paydadır da, buna milliyetçiler günü isimlendirilmesi verilebilsin?

Çok açık ve net bir şekilde, bu bilinçli yanlışın niye yapıldığını ifade edeyim. Milliyetçilik adı altında siyasal islam yapan sentezciler, bu günden de prim elde etmek istemekte, bugünleri de kendilerine aitmiş gibi devşirmek istemektedir.

O yüzden saf olarak Türkçülüğe ait olan bugünü, kendi isimlendirmesiyle kullanamadıklarından kendileri bir isim uydurmuşlardır. Bir de tabii ki bu sentezciler milliyetçiliğe nifak soktukları yetmezmiş gibi, siyasal zeminde bulunduklarından dolayı, başkalarının kalbi kırılmasın, gocunmasın diye böyle bir isimlendirme tercih etmektedirler.

Neresinden bakarsanız bakın saçmalık ve gaflet eseri olan bir takım şuursuz davranışlar. Bu günün sahibi sadece Türkçü olanlardır. Sadece Türk milliyetçilerine aittir. Hem milliyetçi olup, hem şucu olanlar bu günün yanına bile yaklaşamaz. Ancak bir parazit gibi uzaktan bir şeyleri tekrar ederek, kendince bir şeyler yaptıklarını sanırlar.

Türkçülerin belirlediği sınır ve esaslar içerisinde anma ve kutlama yapılabilir. Kimseye baskıcı bir anlayış dayatmıyoruz. Sadece sınırları ve niteliği belli olan bu günü ismi de dahil olmak üzere değiştirmeyin diyoruz. Kimse kimsenin önemli ve hassas günleri üzerinde, üstelik vicdanlarda yaşayan böyle bir gün üzerinde, keyfince oynama yapamaz.

Eğer siz birilerinin vicdanına, hassasiyete ait bugün üzerinde keyfiyetle davranırsanız, birileri de gelir sizin inancınızı keyfiyetle değerlendirir, cevap veremezsiniz. Saygı beklemek için, saygı göstermek gerekir. Anlayış görmek için, anlayış görmek gerekir. Özel, hassas ve vicdana ait şeylere karşı özel bir tutum bekleniyorsa, bunların da aynısını başkalarına göstermesi gerekir.

Türkçüler gününe ait, isim meselesini detaylıca anlattığımıza göre bu günün anlam ve önemine de değinebiliriz. Sonuçta bu kısımda da herhangi bir yanlış anlama, anlaşılma olsun istemeyiz.

3 Mayıs Türkçüler günü, Nihal Atsız ile Sabahattin Ali’nin duruşma gününe denk geldiğini ifade etmiştik. Bu duruşma, bugün olduğu için mi bugün Türkçüler günü olmuştur?

Elbette hayır!

Kısaca meseleye başından değinmek gerekirse, Şükrü Saraçoğlu 1942 yılında meclis programını okurken Türkçü olduklarını ve Türkçü kalacaklarını beyan eden bir çift söz söylediler. Ancak devam eden yıllarda Anayasa gereği yasak olduğu halde komünistliği tescil edilmiş kişiler, ısrarla devlet kademelerinde görev alabiliyorlardı. Özellikle de Hasan Ali Yücel’in bakan olduğu Eğitim Bakanlığı bünyesinde.

Bu devam eden kaynar kazanı andıran süreç içerisinde olayı tetikleyen durum İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun konferansında gerçekleşir. İsmail Hakkı eski bir komünisttir. Ancak bu durumun yanlışlığını görüp, konferans veya çeşitli vesilelerle anlatan birisidir.

Yine bir gün konferans verirken, bulunduğu salonun sol tarafında bir grup kişi İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nu protesto etmiştir. Alkışlar veya yersiz sesli gülüşmeler ile salona ve konuşmacıya rahatsızlık vererek ortalık gerilmiştir. Salonun sol tarafına kümelenen bu grup için de Sabahattin Ali’nin iki kardeşinin de bulunduğu komünistlerden ibarettir.

Bu saygısızlık ve seviyesizliğe, orada durumu anlayan üniversiteli gençlerin müdahale etmesi sonucu, bu komünistler sinmişler ve orayı terk etmişlerdir. Garip bir şekilde baya baskıcı bir dönem olan o dönemde, arkası araştırılmamış, soruşturulmaya gerek duyulmamıştır.

O dönemin yoğun baskısı altında böyle bir durum bir kaç kişinin garibine gitse de kimse sesini çıkarmamıştır. Nihal Atsız hariç!

Tarihte ilk defa örneğini göreceğimiz açık mektupları yayınlayarak, bütün durumu özetleyen ve başvekile madem Türkçü olduğunu ifade ediyorsunuz, bu kişilerin yaptıkları da anayasaya göre de suç, o zaman gereğini yapın demekten ibarettir.  Atsız’ın bu yazdığı ve yayınladığı açık mektup, türünün ilk örneği olmakla beraber, Atsız’ın yazdıklarından ötürü çok fazlasıyla yurt genelinde ilgi ve alaka uyandırmıştır. Hatta akıllarda kalan bu yoğun ilgi, sonraki dönemlerde başka kişilerinde açık mektup olayını kullandığı görülecektir.

Bu açık mektuplar iki adettir. İkinci mektup da durum detaylıca anlatılmaktadır. Bu durum devlet kadrosunda yer alanların tescilli komünist olmasıdır. Bunun belirtilme sebebinin, Atatürk tarafından anayasaya komünistliğin suç olarak konulmasıdır. Burada Atsız Sabahattin Ali’nin ismini açıkça zikretmekte ve herkes tarafından bilinen şeyleri yazıya dökmektedir. Zaten Atsız, Sabahattin Ali ile önceden arkadaş olduğundan onu iyi tanımaktadır.

Burada Sabahattin Ali, başkalarının isteğiyle (bunu kendisi itiraf etmiştir) Nihal Atsız’a hakaret davası açmıştır. Zaten davayı açan avukat da başkalarının emriyle Sabahattin Ali’ye tahsis edilmiştir. Bu hakaret davası ilk defa 3 Mayıs Günü görülmüştür.

İşte burada o yoğun baskıcı dönemde yaşayan gençler, hiçbir haberleşme ve teşkilat olmaksızın kendiliğinden toplanmışlardır. Nihal Atsız ve Sabahattin ali de mahkeme de iken komünizmi lanetlemek için yürüyüş ve slogan atmışlardır. Grubun yaklaşık üç veya dört bin kişi olduğu biliniyor. O dönemin Ankara’sında, ikinci dünya savaşının yaklaştığı bir ortamda, yoğun baskının olduğu bir halde böyle plansız programsız şekilde bir topluluğun bir araya gelmesi mucize gibi bir şeydir.

Bu plansız programsız bir şekilde toplanma, milli heyecan ve duyguların kişiler üzerinde ortak olmasından dolayı olmuştur. Ortak olarak bu düşünce ve hislere sahip olanlar hiç bir dış müdahaleye gerek duymadan böyle toplanmış, yürüyüş yapmış, slogan atmış ve komünizmi lanetlemiştir.

Sonucunda da bu hareket o zamanın devlet yönetiminin kafasına yıldırım gibi düşmüştür. Şiddete kapılan devlet yönetiminin sonradan yaptığı davranışlardan, ne kadar büyük etkilendiği anlaşılıyor.

Bu etkiler; gereksiz işkence, sadece Atsız’a mektup yazdı, selam verdi vs. diye tutuklanan bir sürü kişi, bir o kadar da gözaltına alınan kişi, gerekçesi ve ispatı olmayan iftiralar vs. şeklinde sıralanabilir. Bu davanın süreç ve mahiyetini daha detaylı öğrenirseniz, çok daha dehşete kapılacağınız şekilde bir boyuta ulaştığını görürsünüz. Bunların üstüne devletin en üst yönetiminden, basınına kadar Atsız’ı ve çevresini vatan haini ilan etmek, çok büyük bir haksızlık olmuştur.

Netice olarak Atsız daha olayın birinci yılında iken, cezaevinde bulunan arkadaşlarıyla bu günü ve devamındaki süreci anmış, milli duygu ve düşüncelerden doğan bu hareketin(=nümayişin) çok önemli, kritik bir nokta olduğunu tespit etmişlerdir.

O dönemin yapısı düşünülerek incelendiğinde önemi daha da ortaya çıkan gün, işte bugün yani Türkçüler Günü‘dür.

Atsız da bu konuyu yukarıda ifade ettiğimiz şekilde belirtiyor;

“3 Mayıs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. O zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, edebi ve ilmi sınırları pek de aşmayan Türkçülük, 1944 yılının 3 Mayısında birdenbire hareket oluverdi.”

Türkçülükte ilk hareketi 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara”daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususi bir şerefi vardır

Şunu daha büyük harflerle zihne kazımak gerekir;

Hoşlanmayanlar onu benimsemesin. Yalnız kendilerine benzeyenler, yani Türk”e benzemeyenler onu yadırgamasın. Biz 3 Mayıs”ı sevmekte devam edeceğiz.

Atsız’ın Türklük ve Türkçülük alemine Türkçüler Günü’nü ilan ettiği yazının son satırları ise, hepimizin manevi miras olarak sakladığı sözlerdir. O sözler;

“Türkçüler toplu veya yalnız, her yerde 3 Mayıs”ı analım. Analım ve Kür Şad”ın hatırasını yüceltelim…”

 

 

 

 

 

 

Yorum Yap

Yorum yapmak için lütfen Giriş yapın.